Akif İnan?ın gözüyle edebiyatımızın geleceği
YazarHüseyin Akın
KaynakMillî Gazete
Tarih13 Ocak 2016
Süre2 dk okuma
Sadece yazan değil, yazdıklarını bir temele oturttuğu gibi içte ve dışta edebiyat adına ortaya konulanları yakından izleyen bir tecessüs ve birikime sahiptir Akif İnan. Ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarında verdiği edebiyat derslerinin yanı sıra sohbet ve mülakatlarda dile getirdiği tespitlerle modern zamanlarda edebiyatımızın gösterdiği performansı çok iyi tahlil edebilen bir şairdir o. Mikyası medeniyet müktesebatı olduğu için dün, bugün ve yarın bağlamında yaptığı kritikler tarafgir ve duygusal olmanın çok ötesindedir.
Doğru bir çizgi çizmenin yolunun öncelikle doğru bir cetvelden geçtiğini bilmez değildir. Roman, hikâye ve şiirin bu topraklardaki seyrini medeniyet mücadelesinden ayrı düşünmeyecek denli köklerine bağlı bir zihin yapısına sahiptir. Necip Fazıl ve Nazım Hikmet i Cumhuriyet dönemi şiirinin iki farklı damarı olarak görür. Ona göre günümüz şiiri bu iki ana damardan gelişip boy vermiştir. Nazım ın şiiri hitabet özelliği ağır basan bir şiirdir ve daha önce Tevfik Fikret ve de Namık Kemal de görüldüğü üzere ses ustalığına dayanır.
İdeolojik bir öze sahip olup bildiri niteliği taşımaktadır Nazım Hikmet şiiri. Necip Fazıl şiirine gelince, o dışa değil içe doğru seslenen bir şiirdir; dolayısıyla tebliğden ziyade telkine dayanır. İnsanın iç sıkıntılarını, çelişki, korku ve çatışmalarını işler. Akif İnan bu yaklaşımıyla günümüz şiirinin soyut karakterinin Necip Fazıl şirinden beslendiği sonucuna varır. Nazım şiirinin günümüzü etkileyen tarafı ise estetikten ziyade somut ideolojik vurgudur.
Geleceğe kalmak iddiasındaki edebiyat ve özellikle şiir dün ile bugünü kaynaştırabilen, evrensele yaslanmış nitelikte olmalıdır. Günü kurtarmak adına ilginçlikler ve şaşırtmacalar peşinde koşmak yerine dünya şiiriyle ruh ve kan bağını koparmamış yenilikler ortaya koyabilen edebiyat kendini rahatlıkla geleceğe taşıyacak kudrete sahiptir. Necip Fazıl şiiri kendinden sonrakilere kaynaklık edebilen yönüyle bu özelliği haizdir. Akif İnan şiirde kat edilen mesafenin nesir için geçerli olmadığını, henüz düz yazı noktasında istenilen seviyeye gelinmediğini savunur.
Roman, hikaye ve tiyatroda elbette mevcutlar içerisinde iyiler vardır; ama dünya ile ölçüşecek tarzda bir Türk romanı, tiyatrosu yazılmış değildir hâlâ. Türk hikayesinde de mevcut iyilere rağmen aynı durum söz konusudur. Şairlerin arada bir yazmak için yazdıkları her hallerinden belli olan romanları hiç ciddiye alınır görmeyen Akif İnan köy romanlarını ise bu topraklar için romanın zavallıca örnekleri olarak görür. İnan a göre Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa ve Kemal Tahir gibi yerli damara sahip romancılarımız olmakla birlikte ne yazık ki onlar da roman sanatı bakımından bir takım açmazlara sahiptir.
Doğru düzgün dünya çapında bir romancımızın çıkmamış olması bu kudrete sahip bir kalemin yetişmemesi ile açıklanabileceği gibi medeniyet yapımızla da yakından ilgilidir. Akif İnan bunun altını özellikle çizer. Roman bizim toplumsal yapımıza uygun olmayan bir edebi türdü. Batı mahreçliydi ve doğunun geleneğiyle örtüşmeyen bir tarafı vardı. Bu zorluklarla birlikte toplumsal kabul görmeyen tarafını da eklersek bizim toplumumuzda kopya örnekler ve öykünmeler dışında iddialı bir roman kaleme alınmış değildir.
Memleketimizde roman ödülü almış kişilerin olmuş olması da roman adına bizi aldatmamalıdır Akif inan a göre. Zira bunların ekseriyeti politik olduğu kadar lobi faaliyetlerinin bir sonucudur. Batı medeniyetiyle olan doku uyuşmazlığı nasıl yaşantımızı etkilemişse doğal olarak edebi ve yazınsal tavrımızı da etkilemiştir.