Bir olsak terörün ocağını söndürürüz

Hüseyin Akın

Millî Gazete

14 Mart 2016

2 dk okuma

Ankara Kızılay da otobüs bekleyen insanlara yapılan bombalı saldırı haberini aldığımızda sevgili dostum Mahmut Bıyıklı ile Kayseri Havaalanındaydık. Genç dergisinin organize ettiği Öncü-yüz programında yurdun değişik yerlerinden gelen çok sayıda üniversiteli gence Sezai Karakoç un diriliş idealini anlatmanın sürurunu yaşıyorduk. Öldüren değil yaşatan, söndüren değil yeşerten, kurumuş toprağa yağan yağmur gibi gönülleri ve dimağları dirilten bir nesil oluşturmanın ne kadar önemli olduğunu dönüş yolunda bir kez daha düşündüm.

Hangi inancın insanı, hangi ülkenin oyuncağı olursa olsun bu eli kanlı insanlık düşmanlarının ürediği ve çoğaldığı bataklık nasıl bir bataklıktır Öncelikle bu bataklığı tespit edip acilen kurutmak lazımdır. Zira teker teker bu sivrisinekleri yok etmekle huzura kavuşamayız. Diriliş mefhumu üzerinde bir kez daha esaslı şekilde kafa yormamız gerekiyor. Kanı çekilmiş, nefesi boğazına kaçmış, hafızası dumura uğramış, vicdanı körelmiş insanları çok kolay kendi memleketine karşı hain, yaşadığı dünyaya karşı zalim olarak görebilirsiniz.

Biyolojik ölümün çok ötesinde bir ölümle ölmüştür bu insanlar aslında, içlerine yaşatma duygusunu yerleştirebilmek için öncelikle ölmüş kalplerini ve vicdanlarını diriltmek gerekir. Terör sadece teröristlerin açtıkları hendekleri kapatmakla hallolmaz, asıl bir insanı terörist yapan o derin boşluğu, bir güve yeniği gibi derinlerde açılan hendekleri de kapatmak icap eder. Teröre kimin çanak tuttuğu herkesin açık oynadığı Ortadoğu sarmalında gayet ortadadır.

Batılı egemen güçler maktulünün cenazesinde ağlayan katiller gibiler. Ellerindeki kanı kınama mesajları ve timsah gözyaşlarıyla silmeye çalışıyorlar. Ankara Kızılay daki bu saldırı direk sivilleri hedef alan bir saldırı olması hasebiyle hem iç hem de dış hesapları olan güçlerin yeni bir hamlesi. Halkta infial oluşturmak, endişe oluşturmak, korku halini bütün zamanlara taşımak ve yaşam alanlarını daraltmak gibi bir hedef gütmektedir. Büsbütün tehlikedeyiz! , Güvende değilsiniz mesajlarını toplumun bütün katmanlarına yayarak oluşturulmak istenen şey baş edemezlik psikolojisidir.

Teröre karşı verilecek en etkin cevap yaşam alanlarını korku imparatorluklarına terk etmemek, inadına ölümün yerleştirilmek istendiği hayat alanlarına diri ve aktif bir yaşantıyı ikame etmektir. Hayat kapımızın önünde bütün coşkusuyla serazat bir şekilde akmaya devam etsin ki, tedhiş, korku ve ölüm meydanlarımızı ve evlerimizi ele geçirmesin. Halka terörle yaşamaya alışmak gibi bir telkinde bulunmak şiddetin yaşamsal bağımsızlığımızı ele geçirmesi karşısında cesaretini artırmaktan başka bir işe yaramaz.

Olması gereken terör ve şiddetin ocağını günlük hayatımızdaki kararlılıkla söndürmektir. Terörü lanetlemek, teröre meydan okumak sözel bir çıkış olmaktan ziyade eylemsel, fiili bir durum haline gelmelidir. Bu millet neredeyse yarım asırdır terörle yaşamaya mahkûm edilmiştir. Alışmamış, alıştırılmaya çalışılmıştır. Dökülen her kan hafızamızın bir duvarını çökertmektedir. Öyle ise sadece devlet refleksi ile değil millet maşeri şuuruyla terör eylemlerine, terörist yaklaşımlara ve şiddet kuşatmalarına dur! diyelim.

Not: Ankara-Kızılay da kanlı saldırı sonucu hayatlarını yitiren vatandaşlarımıza Allah tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Kaynak: milligazete.com.tr →

2016 yazılarının tamamı

Bütün yazı arşivi