EVLADIM, KÜS DEĞİLİZ Kİ BARIŞ SÜRECİMİZ OLSUN?
YazarHüseyin Akın
KaynakMillî Gazete
Tarih30 Mart 2015
Süre3 dk okuma
25 Mart Çarşamba günü Siirt Üniversitesi öğrenci kulübünün davetlisi olarak Siirt te idik. Havaalanı daha elverişli olduğu için Batman üzerinden Siirt e geçtik. Otomobilden göz ucuyla gördüğümüz kadarıyla bile Batman ın büyük bir şehir olduğu anlaşılıyor. Kurtalan ı geçip Siirt e ulaştığımızda Batman ın bir zamanlar Siirt in ilçesi olduğuna inanmakta zorlandık. Siirt şehir merkezi yağmurlu bir gün olmasından mıdır nedir ilk gün bize çok okunaklı gelmedi.
Kentin geri kalışının ötesinde kendini yansıtan başkaca bir tarafını görmekte zorlandık. Neyse ki ikinci gün (Perşembe günü) güneş yüzünü gösterip insanlar sokak aralarından meydan ve çarşılara doluştuklarında bu Güneydoğu nun mahcup ve gizemli kenti bize ne söylemek istiyor anlamıştık. Yanımdaki dostlara da (Bünyamin Yılmaz ve Mahmut Bıyıklı) aynısını söyledim: Bir şehri hakkıyla görebilmek ve de anlayabilmek için güneş şart. Yağmurlu, bulutlu, puslu havalar ancak bir şehri yanlış anlamınıza hizmet ediyor.
Yağmurlu ilk günde uykusunu alamamış huzursuz bir kent görünümündeki Siirt ikinci gün güneşle birlikte samimi sıcak bir arkadaş haline geliverdi. Biz Batı dan gelenler için Doğu ve Güneydoğu olduğundan iki derece ya yukarıda ya da aşağıdadır. Özellikle Güneydoğu dan bahsedildiğinde sözün her zaman ölçüsü kaçırılır ve bir sürü insan ve yol hikâyesi anlatılarak hayal gücü zorlanmaya çalışılır nedense. Terör yüzünden tabiri caizse adı çıkmış kentlerin hepsinin ortak kaderi budur.
Fakat gittiğinizde durumun içerisine bolca abartma tozu katılmış hikâyelerden ibaret olduğunu görürsünüz. Daha önce gittiğim Urfa, Mardin, Bingöl gibi Güneydoğu illerinde bunu gördüm. Bu sefer de Siirt güneşte gülen yüzüyle bunu anlattı. Kentlerin hafızasıyla oynamamak gerektiğini anlattı bana lisan-ı hal ile bu şehir. Daha fazlasını eski Siirt te, şehrin ara sokaklarında, tarihi mahallelerinde aramamı söyledi. Geleneksel el zanaatlarının, artık temsilcisi kalmamış mesleklerin, otlu peynir tezgâhlarının sıralandığı çarşılardan geçtik.
Ahşap ın huzurunu bozan beton binaları kutsayan ve urgan satılan çarşıları buhur kokmayan şehirlerden öç alınmak gerektiğini idrak ettik. Her yağmur sonrası bir kentin sokaklarından geçtiğimde hâlâ hiçbir şeyin değişmediğini görünce kimi okuyucularının anlama sorunu çektikleri İsmet Özel şiiri gelir aklıma. Sonra derim ki; bir şiire de bir şehre girer gibi girmeli insan. Acele etmemeli, şehir de şiir de zamanla kendini anlamaya çalışanlara anlatacaktır.
Siirt Üniversitesi 2007 yılında kurulmuş bir üniversite. Sosyal Bilimler ve Mühendislik bölümlerini, İdari Bilimler, Veterinerlik ve İlahiyat gibi bölümlere sahip. Üniversite yerleşkesi ve departmanları oldukça düzenli, iyi organize edilmiş ve ferah. Tillo gibi asırlara dayalı bir medrese geleneğine sahip olan kentte İlahiyat Fakültesi nin olması son derece isabetli olmuş. Zira Tillo İlahiyat öğrencileri için başlı başına bir ihtisas mekânı. İlahiyat Fakültesi Dekanı Cemalettin Erdemli ve Dekan Yardımcısı Yrd.
Doç. Dr. Fadıl Ayğan bulundukları kentin ve bu bünyede yer alan İlahiyat Fakültesi nin de önemini derinlemesine kavrayacak evsafa sahip. Bizlere ziyaret ve programımız süresince refakat edip bir an olsun yalnız bırakmayan İlahiyat öğrencisi kardeşlerimiz Ömer ve Abdullah bu fakültenin bereketini göstermek için en güzel örnektir. Siirt ve ilçelerindeki geleneksel âlimler aynı zamanda anlaşmazlıkların ve çözümsüzlüklerin de çözüme kavuşturulmasında etkili bir merci olma misyonunu sürdürüyorlar.
Siirt özelinden yola çıkarak söyleyecek olursak Türk, Kürt ve Arap üç dilde halkın birlikte yaşadığı Güneydoğu da can yakıcı huzursuzlukların ortadan kalkması için bu çok kültürlü yapıyı fırsata dönüştürmek lazımdır. Güneydoğu nun kalkınma ve barışı tam anlamıyla ancak kültürel hamlelerle gerçekleşebilir. Hangi dilde konuşursa konuşsun bu halkın birbirleriyle sorunu olmadığı açıktır. Güneydoğu da din hizmeti veren ya da akil Müslümanlara düşen görev mezhepçi ya da cemaatçi bir yaklaşımla değil saf İslami bir perspektifle insanlara bir şeyler anlatmalı, irşat etmelidirler.
Bugün memleketimizde özellikle de Güneydoğu da dinsel ve cemaatsel bölünmelerin bir ayağında ne yazık ki din anlatıcıları vardır. Bütün din anlatıcıları behemehal usturuplu bir susma eğitiminden geçirilmelidir. Geçen sene Urfa yı ziyaretimde Gümrük Han da sohbet ettiğim bir ihtiyar amca her şeyi çok iyi özetleyivermişti. Hiç unutmuyorum, amcaya barış açılımı ile ilgili ne düşünüyorsun diye sorduğumda şöyle cevap vermişti: Evladım, bizim dargın olduğumuza kim karar verdi ise ona sor bu soruyu.
Biz kimseyle dargın değiliz ki barışmak için adım atalım. Müslümanlar kardeştir. Gerisi boş konuşmaktır. Cemil Meriç üstad Işık Doğu dan Gelir derken yüzünü Batı ya çevirmemişti şüphesiz; sözü nerede ise yüzü orada idi. Doğu ya da Güneydoğu ya da işte tam buradan bakmak gerekir; Batı nın batıp Doğu nun doğduğu yerden.