İnsan namaz kılan bir hayvan(canlı)dır

Hüseyin Akın

Millî Gazete

13 Haziran 2016

2 dk okuma

Bir televizyon kanalında bir hocamız namazın öneminden bahsediyor. Söyledikleri her şey doğru, ama söyleme tarzı yanlış. Bu sefer de kaş yapayım derken göz çıkarılıyor. Hoca namaz-insan ilişkisini kuvvetlendirmek için insanın namaz ergonomik yaratıldığını ifade ediyor ve ekliyor; Ben düz söyleyeyim, ayette de bunu söylüyor, ağır gelmesin, yani namazı hayvanlar kılmaz, namaz kılmayan hayvandır . Hitabet biraz da ne söylediğin değil, nasıl söylediğinle ilgili bir sanattır.

Ekranda değil de muayyen bir kalabalığa hitap ediyor olsaydı hoca bu üslubu normal sayılabilirdi. Fakat idrakleri birbirinden tamamen farklı milyonlarca insana bir hakikati anlatıyorsanız yanlış anlamalara mahal vermemeniz icap eder. Sonra, namazı bedensel bir ritüele indirgemek ne derce doğru Her ergonomik imkâna sahip insanın yaptığı secde gerçek secde mi, kıldığı namaz hakiki anlamda bir namaz mı Maun suresi hiç de böyle söylemiyor. Mademki Ramazan neşesinden bahsediliyor, öyle ise daha itina ile davranılabilir, sözcükler muktezay-ı hâle uygun, Ramazan a mahsus seçilebilir.

Mademki söz hayvan dan açıldı, biraz da bu kelime üzerinde duralım. Kelime Arapça hayy kökünden gelip canlı anlamına gelmektedir. Bu manasıyla insan dâhil bütün canlılar hayvandır. İnsana El-insanu hayavanun natikun önermesinden yola çıkarak hayvan-ı natık konuşan hayvan diyen filozoflar ve klasik âlimler de vardır. Dolayısıyla her hayvan dört ayaklı olmak zorunda değildir. Kuran da dört ayaklı hayvan daha çok el-enâm ve behime kelimeleri ile ifade edilir.

Buradan hareketle pekâla İnsan namaz kılan bir hayvandır da diyebiliriz. LİSELERDE MEZUNİYET KUTLAMALARI Eskiden hiçbir şey maksadına halel getirecek biçimde abartılmazdı. Okula başlamalar da okulu bitirmeler de doğal seyri içinde cereyan ederdi. Özel muamele, artı masraf, mahsus mekan bunların hiç birine gerek yoktu. Mutluluklar da hüzünler de bu derece törenselleşmemişti. Şu hale bakın, çocuk üniversite sınavına girecek diye evlerde bir sene olağanüstü hal ilan ediliyor adeta.

Misafir kabul edilmiyor, akrabalar teyakkuza geçiriliyor, sokak satıcılarına ayar çekiliyor. Doğum günleri ise bir başka âlem. Şu günlerde mevsimi olması hasebiyle mezuniyet kutlamaları daha çok dikkat çekiyor. Mezun olmanın neşesi var hüznü yok. Elbette okuldan mezun olmak sevindirici bir olay; ama en az dört yıl geçirdiğin bir ortamdan ayrılışın hiç mi ıstırabı olmaz İşte bu tam da Ahmet Haşim üstadımızın ifade ettiği melal meselesi. Son günlerde özellikle köklü liselerde iteklemeli olduğu her tarafından belli olan okul idaresini protestoya dönüşen mezuniyet kutlamaları ise tek kelimeyle düşündürücü.

Düşünün, mezun olduğuna göre her şeyi dört-beş yılda öğrenmiş ama yuvadan ayrılış vaktini vefalı bir medeni duruşa dönüştürememiş bir kuşak yetiştirmişsiniz. Güler misiniz, ağlar mısınız Ayrılış vakti size sırtını dönüyor. Öğrenciler kendilerini eğitenlerden hiç mi rahatsızlıklarını ifade etmesinler Elbette ki rahatsız oldukları konuları medenice ortaya koyabilirler. Fakat bu ayrılış vakti müşterek duyarlıkları baltalayacak biçimde değil dönem içerisinde ifade edilebilmeli.

Sonuç: Çok zeki çok başarılı, öz güven sahibi öğrenciler yetiştirebilmişsiniz, ama vefa, incelik, sadakat, hoşgörü ve kendini eğitene saygı noktasında sınıfta kalmışsınız. Bu da eğitimcilerin karnesi olsun.

Kaynak: milligazete.com.tr →

2016 yazılarının tamamı

Bütün yazı arşivi