Korkma, sönmez!

Hüseyin Akın

Millî Gazete

21 Mart 2016

2 dk okuma

12 Mart İstiklal Marşımızın kabulü yıldönümü bu sene terörün gölgesinde kaldı. Merhum Akif İstiklal Marşı nı tam da bu günler için yazmıştı. İstiklal caddesinde patlayan bombalar istiklalimize karşı düzenlenen bir saldırıydı aslında. Akif daha marşın girişinde boş yere korkma! diye yakarmıyordu Türk Milletine. İki yerde iki kere kullanır bu ifadeyi Akif. Birincisi İstiklal Marşımızın girişinde, Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak. Diğeri, Çanakkale savaşında Türk ordusunu ve milletini yüreklendirmek için, Korkma cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz.

Bugün de ihtiyaç hissettiğimiz şey aynı: gücümüzün farkında olmak!.. Şayet bunu başarırsak çok uluslu terör saldırısından ülkemizi salim kılabiliriz. Terörün asıl hedefi toplumun güvendiği dağlara kar yağdırmak, tedirginlik, kaygı ve endişe ile sinip kendi kabuğuna çekilmesini sağlamaktır. Böyle bir toplumsal paranoyanın akıbeti kendini her gün biraz daha güçsüz hissetmektir. Hâlbuki bugün yaşadıklarımız dün yaşadıklarımızın bir benzerinden başkası değildir.

Dün nasıl korkmadan bu ihanet çemberini aşmış ve tek dişi kalmış canavarın nefesini kesmişsek bugün de üzerimize doğrultulan korku silahının namlusunu geriye çevirebiliriz. Korkunun üzerine millet olarak hep birlikte yürümeliyiz. Günlük hayatın iplerini terör odaklarının ellerine verdiğimizde tedhişin yönettiği yığınlara dönüşmemiz işten bile değildir. Terör akıl, fikir, idrak, muhakeme ve vicdan gibi unsurların hiçbirine dayanmadığı için onunla mücadele edenleri de aynı tarzda mukabelede bulunmaya kışkırtır.

Böyle bir yöntemle devletin ve devleti yönetenlerin dengesini bozmak ister. Oysa devlet sadece insanı insana karşı korumakla kalmaz, aynı zamanda insanı kendine karşı da korur. Kimi etkinliklerin terör saldırıları endişesiyle iptal edilmesi, Fenerbahçe-Galatasaray derbi maçının aynı kaygılardan dolayı ertelenmesi yerli ve yabancı bir şer ittifakıyla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Bu ateş ancak mevcut durumu siyaset malzemesi yapmaksızın topyekûn bir devlet-millet dayanışması ile söndürülebilir.

Böyle bir zamanda memleketimizin karşı karşıya kaldığı bu durumu iç siyaset malzemesi yaparak fırsatçı muhalefet vaziyeti takınmak teröre yataklık etmek değilse bile yastık ya da yorgan olmak değil de nedir !. Terör sokakta, otobüs durağında, alışveriş merkezide ya da tren garında masum insanların üzerlerine bomba patlatırken adına sanına, kimliğine kişiliğine, cinsiyetine ya da felsefesine bakmıyor. Bu saldırı ve katliamı bir milletin hükmi şahsiyetine yapıyor.

Yani siz orada olmasanız da bombayı atan size atıyor, tetiği çeken size çekiyor. Terör öldürdüğünün farkında, lakin biz öldüğümüzün yeterince farkında değiliz. Dün Ankara da Kızılay da gençliğinin baharında 16 yaşında teröre kurban giden Destina da biziz, bugün İstanbul da İstiklal Caddesinde anne babasıyla gezerken terör saldırısında ağır yaralanan 2,5 yaşındaki minik Asya da biziz. Gözetilmeyen hedef millettir. Terör karşısında millet adına bir bünye görmektedir.

Millet ise bünyesini oluşturan her bir organıyla kendini koruyacak emin bir mevki bulma derdindedir. Bünyede her organ bir başka organla birlikte var olduğunun farkında değil. Eliniz kolunuza, kolunuz gövdenize bağlıdır.

Kaynak: milligazete.com.tr →

2016 yazılarının tamamı

Bütün yazı arşivi