Milli Eğitim’e Yeni Soluk

Hüseyin Akın

Millî Gazete

19 Temmuz 2018

2 dk okuma

Çiçeği burnunda Milli Eğitim Bakanımız Prof. Dr. Ziya Selçuk yeni kabinenin belki de en rahatlatıcı isimlerinden biri oldu. Rahatlatıcıydı, çünkü uzun zaman sonra ilk kez eğitim kökenli bir Milli Eğitim Bakanımız oluyordu. Sevindiriciydi, çünkü ilk kez öğretmenlerin itibarını korumakla işe başlayan bir Milli Eğitim Bakanına tanık oluyorduk. Gelir gelmez MEBİM 147 öğretmen şikâyet hatlarını kaldıracağını açıklaması bunun önemli işaretiydi. Ferahlatıcıydı, zira gelir gelmez 81 ilin Milli Eğitim Müdürleriyle yaptığı toplantıda ‘ Adalet esasımız olacak.

Varoluşumuzun nedeni çocuk, davamız çocuk’ adalete ve çocuğa vurgu yaptı. Müdürlere koltuklarında oturmamalarını sınıflara girmelerini, öğretmenler odasında sık sık öğretmenlerle birlikte olmalarını tavsiye etti. Sayın Bakan’ın bir süre Talim Terbiye Başkanlığı yapmış olması da eğitim alanında güzel şeyler olacağına dair ümidimizi artırdı. Teoride kalmaması, temenniden ibaret olmamasını dilediğim şu mesajlar ise epeydir özlemini çektiğimiz türdendi: “Kendi ego davamız olmamalı.

Yeteneğinle bir yere gelirsen bu anlamlı olur. İlişkilerle bir yere gelmeye çalışırsan bu, Allah’ın gücüne gider. Bir okul müdürünü ilişkisinden dolayı atarsanız adaletsizlik olur. Gidişat yeteneğe doğru gitmeli. İlke temelli çalışalım referans temelli değil. Gerçek bir ekip oluşturun. Ekibinizi sıkıca kucaklayın”. Bakanın eğitim konusunda birikim ve tecrübesine güvenerek bu sevincin sürekli ve kolektif bir sevince dönüşmesini diliyoruz. Zira özellikle eğitim konusunda retorik beni hep korkutmuştur.

Güzel düşünce, söylem ve söylevlerin ardından beklenenin gelmemesi çoğunlukla hayal kırıklığı ile neticelenmiştir. Sayın Bakan’ın kararlı duruş ve tutumundan bu ezberi bozacağına inanıyorum. Kültürden sonra ikinci müzmin tarihsel ve geleneksel problemimiz olan eğitim problemimiz inşallah problem olmaktan çıkıp bir seviye ve hamleye dönüşür. UMUDUNUZU YİTİRDİYSENİZ ŞİAR OKUYUN! Edebiyat dergileri siyasi dili aşabildiği oranda toplumda soluk alma imkânı bulup az da olsa gündeme gelebiliyor.

Siyasi ve sosyal gündemin hâkimiyeti karşısında kafasını kaldırabildiği oranda varlığını göstermeye çalışıyor edebiyat dergileri. Oluşturdukları manzara ‘her şeye rağmen hayat devam ediyor’ ile ‘ölenle ölünmüyor’ arası bir durum. Düne göre bugün edebiyat dergilerinin dağıtımı biraz daha iyi olmasına rağmen belirgin bir soğuma ve de teveccüh azalması söz konusu. Şiar dergisi bu gürültü ve umarsızlığa aldırış etmeden yoluna devam eden dergilerden. Üstelik heyecanı da her sayıda sıcak tutmayı başarıyor.

Nasıl başarmasın ki? Fatma Şengil Süzer, Orhan Tepebaş, Cengizhan Orakçı, Metin Erol, Hakkı Özdemir, Abdullah Harmancı, Mehmet Baş, Yağız Gönüler, İdris Mahfi, Mustafa Uçurum, Hatip Çiçek, Gazi Balcı, Serap Kadıoğlu, Kuddisi Demir, Fatih Memiş, Ebrar Alar, Vahdettin Oktay, Dilara Ekici… ve daha niceleri hep oradalar. Şair Sıddık Ertaş’la yapılmış okumadan geçilmemesi gereken etraflı bir söyleşi de var dergide. Orhan Tepebaşı her sayı bir şaire değindiği ‘Şairler Atlası’ köşesinde bu sayıda şair Atakan Yavuz şiirini yazmış.

Öz fakat akılda kalıcı bir yazı. Kurduğum bu kadar cümleye karşın hâlâ ikna olmayanlar Cengizhan Orakçı’nın ‘Hüma’ başlıklı şu şiirini okuyabilirler: “Göğün en yüksek kuşu bir türküye konar bazı Söylenmekten yorgun görünmekten nasipsiz Ne çok beklenmiş hem kışı Hem yazı Taşlar dil olur erir yüce kelimelerin karı Var mıdır senin mecalin hallerin nice Birazdan sel alır bağları Kalır mı geriye dünyanın varı Kalbimde bir yetimlik saklı durur Gölgemiz olmuş gezeriz Rum ile Şam’ı Sesini indir artık sen de geceden Kan uykularda şehrin dalları kurur. ………………..

Kaynak: milligazete.com.tr →

2018 yazılarının tamamı

Bütün yazı arşivi