Nerede Kalmıştık...

Hüseyin Akın

Millî Gazete

19 Ocak 2015

3 dk okuma

11 Eylül 2001 tarihli bir dizi El Kaide saldırısı Amerika için milat olmuştu. Sadece haritaları yeniden çizmek yetmiyor, kafaları yeniden formatlayıp algıları yeniden dizayn etmek de gerekiyordu. ABD putunu kendi yapıp kendi taparcasına hareket etti ve kendisine düşmanlık edecek düşmanını kendisi oluşturdu. Saldırı bütün aktörleri ile o kadar gerçeğe uygun şekilde kurgulanmıştı ki bu mizansene hepimiz inanma ihtiyacı duyduk. Determinist ilkeler toplumları yerinden oynatmaya yetmiyordu.

Öyleyse tarihin gidişatına gerekçeler üreterek müdahale etmek lazımdı. Hemen düğmeye basıldı ve Batı uygarlığına karşı medeniyetler savaşı başlatan düşman oldukça iyi tasarlanan kostümüyle sahnede görünür oldu. Çoktandır (yaklaşık on yıl kadar önce) Samuel Huntington bu mizansenin altyapısını hazırlamış 1990 lı yıllardan itibaren uluslararası ittifak ya da ihtilaflarda belirleyici olan unsurun politik ya da ekonomik ideolojiler değil, medeniyetler olmaya başladığını ve 21. yüzyılda da bu trendin devam edeceği tezini ortaya atmıştı.

Bu gerekçeden aldığı cesaretle Amerika ve İsrail İslam dünyasına karşı pervasızca saldırıya geçti. Afganistan ve Irak işgal edilirken, Suriye ve İran Amerika tarafından sürekli tehdit altında tutuldu. İsrail için bu bulunmaz bir fırsattı. Filistin ve diğer Arap komşularına karşı düşmanlığını artırdı ve kısa süre sonra Arafat ı Ramallah ta kuşattı. 2006 yılında İsrail in kaçırılan 8 askerini bahane ederek Lübnan a girmesi de aynı cesaretin ürünüydü.

Ortadoğu İslam coğrafyasının dört bir yanında pıtrak gibi türeyen fetva tandanslı şiddet yanlısı örgütler bu süreçten sonra dikkat çekici biçimde artış göstermiştir. Bunu tesadüfle açıklamak kabil değildir. İsmi ile müsemma çok yönlü barışın adı olan İslam şiddet ve tedhişin kaynağı gibi gösterilmek istenmektedir. Özellikle Amerika da yaşayan Müslümanları sanık sandalyesine oturtan bu operasyon 14 yıl sonra bu kez Avrupa nın önemli bir başkentinde, Paris te bir başka şekilde gerçekleştirilerek Vandal ve barbar Müslüman algısı tüm dünyayı saracak şekilde iyiden iyi yerleştirilecektir.

Bu kez sanık sandalyesine yerleştirilenler başta Avrupalı Müslümanlar olmak üzere tüm dünya Müslümanlarıdır. Paris saldırısı iki yönüyle de aklı başında hiçbir insanın tasvip edebileceği bir şey değildir. Hem peygamberimizi karikatürize ederek çizgiyle yapılan kutsala saldırı, hem de kutsala saldırana saldırı. İkisinin de savunulacak bir tarafı yoktur. Fenalıkla mücadele etmek yerine fenalık yapanı ortadan kaldırmanın nehyi anil münker esprisine uyan bir yanı olmadığı gibi küstahlaşıp, kabalaştığı an mizah da mizah olmaktan çıkar.

Batı bugün Müslüman dünyanın sabrını ölçmektedir. Bunu yaparken hiçbir ilke ve kural da tanımamaktadır. Neredeyse mazlum Müslüman milletlerin feryat ve figanla karışık pasif direnişlerini ve mukavemetlerini bile şiddet kategorisine dâhil edecektir. Öbür taraftan batının onayından geçmiş devletlerin yaptığı işgal ve kıyımlar hemencecik terör yerine savaş olarak isimlendirilivermektedir. Amerika ve Avrupa da yayılan nevzuhur İslamafobi (İslam korkusu) saplantısı aslında yansıtma (projection) olarak bildiğimiz bir savunma mekanizmasından ibarettir.

Batı sosyal anksiyeteden kurtulmak için korkusuna sebep olan şeyi kendinden uzaklaştırıp başkalarına hamletmektedir. Batı bugün kendi insanından hareketle bütün insanlara karşı bir güvensizlik yaşamaktadır. Aşırı önlem, olağanüstü tedbir ve zırhlı bir hayat insana ve dolayısıyla topluma duyulan güvensizliğin ve itimatsızlığın bir göstergesidir. Nitekim Paris saldırısını gerçekleştirenler de yine Paris te doğup büyüyenlerdir. Üstat Sezai Karakoç un dediği hat üzerinde yürüyoruz.

Tarihte her medeniyet bir başka medeniyet tarafından ortadan kaldırılmıştır. Bunun tek istisnası Batı medeniyeti olacaktır. Zira Batı medeniyeti kendi kendini yok eden bir medeniyet olmaya doğru gitmektedir. Korku eşya medeniyetinin insandan duyduğu korkudur. Karşısında herkesi kendisi için tehdit olarak gören Batı aslında korkusuna bir fail ve sebep aramaktadır. Değil mi ki dünyayı kasıp kavuran kapitalist sistem insan insanın kurdudur diyerek hükmünü vermiştir; öyleyse korkulu rüya görmektense uyanık kalmak revadır.

Hattı zatında korku fizik dünyaya hapsolmuş insanın metafizik olanla tanışması ve kalbinin yeni adresine taşınmasıdır. Yeryüzünün neresinde olursa olsun her Müslüman kutsallarını ve değerlerini hayata geçirerek korumalı ve kollamalıdır. İnsanın taşıyamadığı ya da aciz kaldığı durumlar Yaratıcının koruması altındadır. Ahlak da, itikat ve ibadet de başında nöbet tutup bu kavramlara her vakit bağlılık yemini ederek değil ancak onları yaşayarak yaşatılıp kutsanmış olur.

İslam ın kutsallarına saldırı İslamsızlığın sokağa çıkıp feryat etmesi olarak okunmalıdır. Kızıp öfkelenmeli tepki gösterilmeli; fakat kendi payımıza düşen muhasebeyi yapmayı da unutmamak gerek. Kendi değerlerimizi kalem kullanmadan nasıl karikatürize ettiğimizi, yanlış ya da eksik bilgilerle savunduğumuz değerlerin nasıl birileri için kullanışlı malzemeye dönüştüğünü kritik etmemiz lazım. Bir kere daha düşünmek için iyi bir fırsat değil mi, ne dersiniz HAMİŞ: Salı ve Perşembe günleri İnşallah bu köşede siz okuyucularımı bekleyeceğim.

Gelirseniz memnun olacağım. Allah bu başlangıcı hayırla tamamlamak nasip etsin.

Kaynak: milligazete.com.tr →

2015 yazılarının tamamı

Bütün yazı arşivi