Ucuz bir senaryo, kötü bir film: 28 Şubat
YazarHüseyin Akın
KaynakMillî Gazete
Tarih29 Şubat 2016
Süre2 dk okuma
28 ŞUBAT bu ülkenin geleneklerine bağlı, özüne sahip çıkan inanmış insanlarına zulmetti. Bunu bir tarafa yazalım. Yazılan şeylerin hesabı kolay olur. Bir postmodern darbeydi 28 Şubat. Postmodern olanın modern olandan farkını en iyi zulmedenler bilse de herkes kendine göre bir takım çıkarımlarda bulunabilir elbet. Arasındaki farkı bana sorsalardı bu iki darbenin şöyle derdim: Modern darbeler darbeyi yapanın silahıyla gerçekleştirilir, postmodern darbeler ise zulmedeceği kişinin kendi silahını kullanır.
Tabiri caizse bizi 28 Şubat ta kendi silahımızla vurdular. Bu sıra dışı yöntemi uygulayarak darbeciler cephanelerinden artırdıklarını cep -hanelerine aktarmış oldular. Her darbenin zevahiri kurtarmak gibi bir derdi vardır. Bu uğurda düzmece, yapay ve kurgusal gerekçeler üretmeleri lazımdır. Halkın bu zokayı zorlanmadan yutabilmesi için bu tür mizansenler şarttır. 12 Eylül darbesi sağ-sol çatışı üzerine kurgulanmıştı, 28 Şubat postmodern darbesi irtica ve gericilik üzerine gerekçelendirilmeye çalışıldı.
28 Şubat ı hazırlayanlar malzeme bulmakta hiç zorlanmadılar. Nasıl olsa İslami duyarlıktaki kişilerin süregelen bir kaynaklanma sorunu vardı. Dini yasaklamalar da, zorla başka türlüsünü yaptırmalar da toplumsal direnç ve mukavemet bulamazdı. Fadime Şahin-Müslüm Gündüz-Ali Kalkancı üçlemesinde mağdur ve mazlum aramaya kalksanız acaba hangi şıkkı işaretlersiniz E şıkkı, yani hiçbiri değil mi İyi örneklerin içerisine boca edilmeye müsait oranda kötü örnek oluştu yıllarca.
Başörtüsü yasağı, Kur an öğretimi ve eğitiminin engellenmesi ve imam hatiplerin orta kısmının kapatılması gibi ceberut yöntemler halk tabanından destek bulacak şekilde sunulmaya çalışıldı. Gerçek örtünmenin öyle değil böyle olduğu, Kur an öğretiminin çok küçük yaşta başlamasının pedagojik olmadığı, bu kadar imama ihtiyaç olmadığı halde bu denli çok imam hatip okulunun açılmasının anlamsız olduğu noktasından itirazlar serdediyorlardı. İlk bakışta haklı bir gerekçeye dayanıyor süsü verilen bu yasaklar düzenleme gibi lanse edilerek- asıl uygulanmak istenen niyet ustalıkla gizleniyordu.
Nasıl olsa İslami camiada darbecilerin bu düzenleme süsü verilmiş yasakçı uygulamalarını dini referanslara dayandırarak destekleyenler de çıkacaktır. Çok geçmedi, birçok ilahiyatçı hoca ya da akademisyen saklandıkları yerden çıkarak kendilerine tevdi edilen darbecilere uygun fetva misyonunu büyük bir cehtle yerine getirdiler. Aslında baş örtme diye bir şeyin dinde olmadığını, devleti yönetenlerin sözlerine itaat etmek gerektiğini, başı kapamanın furuattan öteye gitmediğini söyleyen din hocaları ve akademisyenler bu darbeciler korosuna katıldılar.
Özellikle meslek liselerinin üniversitede istedikleri bönüne girmelerinin önünü kesen katsayı engeline rağmen imam hatip okulları hakkında olumsuz yargılarda bulunmak için yarış eden kalemlerin ne yapmak istediklerini ise şimdi daha iyi anlıyoruz. Çocukların din eğitimi almalarının pedagojik ve ruhsal gelişim açısından gerekliliği konusunda İslami cenahta ciddi şeyler söyleyecek çapta kişilerin olmaması zulmüne gerekçe üretme sevdasında bu insanların ellerini güçlendirmektedir.
28 Şubat ta silahı kendimize sıkmadık belki, ama kendi silahımızla vurulduğumuzun en belirgin göstergesi, bugünkü Müslümanların birey, grup, cemaat ya da camia olarak içerisine düştükleri durum ve bunun her geçen gün trajik hale gelen manzarasıdır. İyisi mi şu ayeti önümüze koyup inceden inceye bir kez daha düşünelim; Başınıza gelen şeyler kendi ellerinizle işlediğiniz şeyler yüzündendir . (Kur an-ı Kerim, Şura-30)