Veda değil vefa

Hüseyin Akın

Millî Gazete

15 Aralık 2015

3 dk okuma

Dergâh dergisi 310. sayısı artık bir veda sayısı olarak hatırlanacak. 25 yıldır derginin editörlüğünü ve yazı işleri görevini sürdüren Mustafa Kutlu Aralık 2015 sayısı itibariyle yedi satırlık kısa bir yazıyla okuyucularından helallik diledi. Ardında derin bir boşluk bıraktığı kesin. Dergâh dergisinin yayınına devam edecek olması bu boşluğu doldurmaya yetmiyor. Mustafa Kutlu nun sohbet ve muhabbetiyle inceden inceye dokunmuş bir derginin yerini ne tutabilir Dergâh dergisini özgün kılan da zaten bu görünmeyen sahifeleri değil midir İçtenlik, samimiyet ve en önemlisi iyi insan olmayı iyi yazı yazmanın önüne yerleştiren anlayış editörlük marifetiyle kazanılabilecek bir şey değil.

Önemli olan dergâhın ruhunu yaşatabilmek Geçtiğimiz günlerde kıymetli hikâyecilerimizden Sibel Eraslan da köşesinde değindi. Böylesine bir vedanın Gençlere alan açmak gibi bir cihette tartışılması gerçekten abesle iştigal olur. Geleneği ve de fikri misyonu olan dergilerin genç-ihtiyar ayrıştırmasına konu edilmesi gevezelikten öteye gitmez. Mevcut edebiyat dergilerinin dünya görüşü birliğine rağmen birbirlerine sırt dönüp, surat astıkları bir ortamda Dergâh gibi dergilerin gençlere ön açma adıyla geleneğinden koparılması üzüntü verir.

Zira Dergâh en ümitsiz anımızda bile emsallerinden farklı olan yanıyla bizim için ümit olmuştur. Mustafa Kutlu nun herkesi içerisine alacak genişlikteki paltosu şimdi duvarda. Kutlu nun paltosundan çıktıklarını her fırsatta söyleyen edebiyatçı, şair ve yazarlar bu vedayı vefaya dönüştürmelidirler. Değerler silsilesinde artık edebiyatın da bir değeri kalmadığını yeri geldikçe çevresindekilere hatırlatan ustanın söylemek istediği şey de acaba bu muydu: Tükenenle birlikte tükenen.

Öyle ya, edebiyatı yaşatan edepten sonra vefa olsa gerektir. NURETTİN TOPÇU KİMDİR Kabahati başkasına yükleyip, sorunu dışarıda görmek toplum olarak milli alışkanlıklarımız arasındadır. Geri kalışımızın sorumlusu bizden başka herkestir; zulme uğramışsak arkadan hançerlenişizdir ya da tuzağa düşürülmüşüzdür. Genel aydın refleksinde de değişen pek fazla bir şey yoktur. Bu işte ya Yahudi parmağı vardır ya Mason eli veya Haçlı ayağı. Kimsenin aklına Başınıza gelen şeyler kendi ellerinizle yaptıklarınızdan dolayıdır ilahi gerçeği mucibince özeleştiri yapmak gelmez.

Bunun istisnaları vardır elbet. Mehmet Akif bu istisnalardan biridir. İçe dönük toplumsal eleştiriler yapar, kişilik bozukluklarımızı dile getirir. Müslümanlık nerde bizden geçmiş insanlık bile diye hali pür melalimizi önümüze sermekten çekinmez. Bu ruhu Nurettin Topçu da daha belirgin görmek mümkün. Tanımlara sığmayacak denli sıra dışı bir aydın o. Din adamlarını eleştirir, Müslümanlığımızı tenkit eder, perişanlığımızın kaynağına iner. Hem gelenekçi hem de gelenek karşıtıdır.

Hem akılcı, felsefeyi olmazsa olmaz kabul eden, hem tasavvuf üzere yürüyen mistik dünyanın adamıdır. Hem İslam sosyalisti hem anti komünist. Hem milliyetçi, hem evrensel İslam kardeşliği savunucusu. Hem Hz. Ömer, hem Hz. Osman, hem de Ebu Zerr-il Gıfari. İmamları silkeler, öğretmenlerin yakasına yapışır. Türkiye nin en büyük meselesine ışık tutmuş, Marif Davamız ı en anlaşılır bir dille kaleme almıştır. Münzevi bir hareket adamıdır. Batıyı da Doğuyu da bilerek yargı yürütür.

Kımıltısız toplumlara isyan ahlakını telkin eder. Geçtiğimiz hafta İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü, Kâğıthane Milli Eğitim Müdürlüğü ve Türkiye Yazarlar Birliği iştirakiyle Nurettin Topçu gençlere panel ve konferanslarla tanıtıldı. İki gün süren program sonunda Maarifimizin neden marifet sorunu çektiğini muhasebe etme imkânı bulduk. En büyük mesele şuydu: Gençler öncü şahsiyetlerden habersiz. Eğer bu kişilikler gençlere öğretilirse ideallerini yeniden gözden geçirme fırsatı yakalayabiliyorlar.

Yüz metre koşusuna değil maratoncu olmaya hazırlanıyor gençler. Bunu Nurettin Topçu nun fikir mücadelesini pür dikkat izleyen gençlerin bakışlarından okudum.

Kaynak: milligazete.com.tr →

2015 yazılarının tamamı

Bütün yazı arşivi