HÜSEYİN AKIN İLE ŞİİR VE ŞAİR ÜZERİNE
GörüşmeciCevat Akkanat
KaynakHazan, sayı 8, Nisan 1997
Yıl1997
Sayfa11–13
Cevat Akkanat: Şiirimizin hâli üzerine son zamanlarda bolca ahkâm kesiliyor. Bazıları “şiirin sonu” ile ilgili ağıtlar düzerken, bazıları da birtakım ilişkilerden ötürü olsa gerek: “Şunca yıldır şiir yoktu, şiir yeni geldi” gibisinden yargılarda bulunuyor. Sizce nedir şiirimizin durumu?
Hüseyin Akın: Şiirimizin durumu her zaman iyi olmuştur. Asıl problem şairimizin durumundadır. Kimsenin şiir üzerine dikkat kesildiğini göremiyoruz. Yazılanlara karşı tenezzül buyurup da şöyle birkaç kelimeyle kanaat belirtmekten ısrarla kaçınan bir cenah var. Asıl problem budur. “Şiir bitti” diyenlere şöyle bir bakın, çoğunlukla kendileri bitik kişilerdir. Yakıtları bitmiştir. Kendilerindeki bitişi şiire hamletmişlerdir. “Şiir bitti” diyenler şiirin başlama vuruşunu yaptıklarını zannedenlerdir. Bitişi de bu mantıkla kendileri ilan ediyorlar. Anadolu’nun en ücra yerlerine varıncaya kadar bin bir fedakârlıkla neşredilen dergilerin sahifeleri arasında vakar ve tevazu ile dolaşacak olursanız şiirin hiç bitmediğini görürsünüz. Şiir dağların arkasındadır. Şiir metropollerden varoşlara doğru kaymıştır. “Şiir bitti” diyenlerin bunu bir hayıflanış ve yazıklanış edasıyla söylediklerini de sanmıyorum. Zira ortada gerçekten hassas şiirler var. Bu şiirleri nereye yerleştireceğiz? Şiir bitti ise bunlara “şiirimsiler” mi diyeceğiz?
Cevat Akkanat: Şiirimizin hâliyle ilgili bir başka olumsuz görüş de evrensellikle ilgili. Özellikle laik / liberal kesimin evrensellik denince öne çıkardığı, Batı şiirine endekslenmek oluyor. Evrensellik sizce nedir? Bu yönüyle şiirimizin hâli nedir?
Hüseyin Akın: Evrensel bir temele dayanmayan bir medeniyetin ne şiiri ne de diğer yazın türleri evrensellik arz etmez. Daha evreni çözememiş bir sistem, ortaya koydukları ile nasıl evrensel olacaktır? Sonra, evrensele ulaşmak ve evrenseli kavramak için sathi bakış açısından uzak bütüncül, ufkî bir mantalite gerek. Batı kültürü ve buna paralel olarak Batı edebiyatı evrensel değerlerden yoksundur. Batı biliminin de, edebiyatının da Doğu’dan esintiler taşıdığı bir gerçektir. Batı kültüründe evrensellik adına birkaç örnek görebiliyorsak bunlar da İslâmi referanslardan yapılan aktarımlardır. Batı şiiri ne evrensel hüznü ne de evrensel sevinci yansıtmaya muktedirdir. Evrensellik, zamana ve mekâna karşı mukavemetli olan söz, yazı ve her şeydir. Sözü söyleme biçiminden çok, sözün dinamiği ile alâkalıdır. İçi boş bir kelimeyi ne kadar hoş söylerseniz söyleyin gücü söyleyenin gücü kadar olacaktır. Evrensel olan söz, gücünü söyleyenden değil, kendinden alandır. Bugün şiirimizin evrensel bir güce sahip olduğunu söylemek oldukça zor. Bunun sebebi millî ve mahallî bir ruh taşımamızla açıklanabilir. Günübirlik tasalar, moda şikâyetler, ısmarlama söyleyişler, öykünmeci imgeler… En önemlisi evrensele ulaşmayan hüzün ve sevinç şiirimizin ufkunu ve coğrafyasını daraltmıştır. Belli bir mekânla mukayyet bir zamanın şiiridir yazılan.
Cevat Akkanat: Son zamanlarda şairler arasında kadro ve takım oyunlarına meyletmelerden sıkça şikâyet edilir oldu. Müslümanım diyen şairlerin birbirleriyle ilişkileri sağlıklı mı? Ortamın değerlendirmesini yaparak görüş ve önerilerinizi belirten çözüm önerir misiniz?
Hüseyin Akın: Müslümanım diyen şairlerin birbirleriyle ilişkileri şiirsellik arz etmekten uzak. Müslüman şairler için merkez hep kendi dünyalarının dışındadır bugün. Yani şiirin merkezi ve başkenti sol cenahtır. O cenaha yaklaşıldığı oranda Müslüman şairler âdeta rüştlerini ispat etmiş olurlar. Bununla bir genellemeyi ifade etmek istemiyorum. Birilerinin şairliği bir başkasının şairliğinin başladığı yerde bitiyor sanki. Bu hâlin tercümesi: “Ben şiire şiir demem şiir benim olmayınca” şeklinde özetlenebilir. Belki bir dergi etrafında odaklanmış şairler hangi dünyaya kulak kesilmişlerse diğerine sağır kalmışlardır. Bu bir şirketleşme görüntüsüdür. Her ortaya çıkan kadro hesaplaması oldukça zor bilmem kaçıncı yeniyi oynuyor. Müslüman şairlerin aynı şarkıyı söylediklerine göre aynı dili kullanmaları şarttır. Onun için, mısralarda oluşturdukları kafiyeyi kendi aralarında da göstermek zorundadırlar. Müslüman şairin öz ülkesi kendine özgüdür. Şair ne için yazıyorsa onun için yazmalıdır. İslâm’ın birleştirici vasfını unutarak bin çeşit fırka ve hizbe ayrılan Müslümanları bir araya getirecek en sahici dil şiir neden olmasın? Yeter ki birbirimizin yazıp söylediklerine az buçuk da olsa kulak verelim.