HÜSEYİN’E AKIN SORULARI

Mehmet Yüzücü

Karalama Defteri, sayı 1, Mayıs 2010

2010

154–158

Mehmet Yüzücü: “Hani geçmiyor değil aklımdan çekip gitsem diyorum gitmek hemen şurası” diyorsunuz ya “Sayılı Günler Koşusu” şiirinizde. Çok tanıdık geliyor bu bize. Gitmekle kalmak arasında sıkıştığımız anlarda, bizi burada tutan bir hesaplaşma oluyor genelde. Aklınızdan çekip gitmek geçtiğinde siz neden kalıyorsunuz?

Hüseyin Akın: Gitmek dediğimiz yer içinizin sınırları kadar. Bırakıp da gidemedikleriniz var. Bırakıp gitsek bile bu gittiğimiz yer mecalimiz kadar gidebildiğimiz yerdir ancak. Bütün tanıdıklarım, aşina olduklarım, yığınaklarım hep burada. Burası “orayı” özleme ve oraya dair ilk adımı atma yeri. Bu yüzden hep aklımızdan çekip gitmek gelir; ama gideceğimiz yerin sınırları bulunduğumuz mekânın sınırlarını -aklımızın hudutlarını- da hiçbir zaman aşamaz. Şiir gitmek arzusunu kışkırtır. Gelmelere alışık olan insan gitmeyi ne bilsin? O’ndan geldik O’na gideceğiz. Gelişimiz bir dizenin -bir imgeninşairin içine doğuşu gibidir. Dünyanın aklına ve kalbine bu şekilde geldik, bir sudur, bir nüzul gibi. Aklımdan gitmek geçer ve ben hep yerimde kalırım, bu doğru. Çünkü dünyaya geliş şaşkınlığımı üzerimden atmış değilim. Bu hayret makamı insanı dikkat kesildiği şeye bağlıyor. Dikkat kesildiğiniz şey sizin hayretiniz dağılıncaya kadar sabiteniz oluyor sanki.

Mehmet Yüzücü: İbrahim Tenekeci Dergâh’ın Nisan sayısında “Hüseyin Akın Şiiri” başlıklı yazısında sizin şiir disiplininize hece vezninin daha uygun düştüğünü yazdı. Hece ile yazmanın, şiirsel bir söyleyişi yakalamada, diğer şiirlerinize de baktığımızda nerede durduğunu düşünüyorsunuz? Şair adaylarının hece terbiyesinden bir şekilde geçmelerini bir gereklilik olarak görüyor musunuz?

Hüseyin Akın: Ben hece şairi değilim, sadece bazı şiirlerimde hecenin imkânlarından yararlanıyorum. Geleneksel hece klişelere dayanır. Dünün hece elbisesini bugüne giydirdiğinizde sadece dünün kötü bir taklidini yapmış olursunuz. Oysa ben bugünün kelimelerini kullanıp, havasını yansıtarak hecenin imkânlarından yararlanmak suretiyle modern bir şiir yazıyorum. Modern derken modernliğe bir paye verdiğim sanılmasın. Tam aksi modern şiir aynı zamanda modernizme karşı konuşlanmış bir şiirdir. Sadece bugünün şiirini yazdığımı söylemek istiyorum. Şiirimde işlediğim sıkıntılar da bugüne dair sıkıntılardır. Benim beşlik dizelerle yazdığım kendi içinde ölçülü bu şiire bazıları yeni hece şiiri diyorlar. Bu o kadar önemli değil. Önemli olan, yeni bir şeyler yapabiliyor muyuz, yeni ses yeni söyleyiş ortaya koyabiliyor muyuz bu önemli. İçimde taşıdığım dünya ve duyarlığa muadil bir form oluşturmaktan yanayım. Kimi şiirlerim, sizin örnek verdiğiniz “Sayılı Günler Koşusu” gibi, uzun soluklu geleneksel söz diziminin çok dışındadır. Nasıl geliyorsa öyle form buluyor bende şiir. Hecenin imkânlarından yararlanan günümüzde birçok iyi şair var. Örneğin Süleyman Çobanoğlu bu şairlerden biridir.

Mehmet Yüzücü: “Şair hayattan şiire doğru aktığında sürgün” oluyor. Sürgün edebiyatı yapıp sürgünde olmamak gibi bir durum var mı? Televizyon, medya, bankalar, Hollywood vs. Bunları eleştiren fakat bu eleştirisini televizyon gibi en popüler araçlarla, popüler kültürü “Müslümancasıyla” pompalayarak yapanlar var. Bu noktada şair nerede durmalı? Bu hayata şiiriyle duygunun ötesinde fikren de eleştiri getirdiğinde nasıl bir tavır takınmalı?

Hüseyin Akın: Şair firari değil sürgündür. Daha ilk başta dünyadaki yerinin bir sürgün sonrası serüven olduğunu bilir. Statükoyla, piyasayla ve kara siyasayla uzlaşmazlığı onun sürgünlüğünün hayata yansıyan - tavır hâline gelmiş- şeklidir. Zira Kur’an’ın da ifade ettiği gibi sahih şair öç alıcıdır. -”Haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar.” Şuara suresi- Bugün itibariyle baktığımızda elbette sürgün manzarası yansıtıp da hep siyasi dizgeyle kol kola yürümüş, hep piyasayla uzlaşmış şairler çoktur. Kaçışı -başıboş vadilere- çoğu kez sürgün diye yutturmaya kalkarlar. Şair popüler, günübirlik olanın dışında yer almalıdır. Çağının tanığı olmalı elbette. Şairler herkes uyurken uyanık kalan kişilerdir. Toplumu teyakkuza geçirmek gibi bir misyonları da vardır. Ama bu misyon elbette şiirin taşıyamayacağı ağırlıkları şiirin omzuna yüklemek değildir. Şiirin birinci şartı şiir olmaktır. İnsanlar şiirle belki yollarındaki engelleri kaldırabilirler; ama insanları doğru yola yönlendirmek için şiir yazılmaz.

Mehmet Yüzücü: Şiirde belli sorumluluklar sizi bağladı mı? Yani, “bizim bir davamız var ve bunlardan söz etmeliyim, şiirimi bunda bir araç olarak kullanmalıyım” diyerek, sırf bu sorumluluğu yerine getirmek için yazdığınız veya bu duygudan ötürü ikilem yaşadığınız oldu mu? Yoksa böyle bir sorumluluktan söz etmemeli miyiz? Nedir?

Hüseyin Akın: Bir sorumluluktan yola çıkarak şiir yazılmaz. Eğer öyle olmuş olsaydı bu bütün insanlar için bağlayıcı olurdu ve dünya kötü şiirlerin ya da şiir diye ortalıkta dolaşan boş metinlerin istilasından kurtulamazdı. Gerçek şair yüksek bir din duygusuna sahip olduğu hâlde bunu vaaz etmeyendir. Zira vaaz ortaya saçmaktır. Duyarlık ise şairde içkin olarak vardır. Kokusu ve rengi gayri ihtiyari -özel bir çaba hissetmeden- yazdıklarına siner. Şair yazdıklarından bağımsız olmadığına göre dini de dili, kültürü ve cinsiyeti de yazdıklarında mündemiç olacaktır. İslâmi şiirden değil ancak Müslüman şairden bahsedebiliriz.

Mehmet Yüzücü: Hikâye, deneme gibi türlerde kendinizi göstermeniz, “olgun bir şair” olduğu gibi “genç bir hikâyeci” diye de tanımlanmanızdan sonra, “şiirden hayata firar”ınız olarak yorumlandı. Nedir Hüseyin Akın’ı farklı iplerde de oynatan?

Hüseyin Akın: Aslında farklı iplerde oynamak falan yok. Şiirin yanı sıra deneme, inceleme, sokak sosyolojisi adıyla sıra dışı kitaplar ve de hikâyeler yazdım. Bunlar kitaplaştı. Denemelerim şiirlerime çok uzak değil, şiirlerimin artık ve atık malzemeleri diyebilirim. İncelemelerim çoğunlukla şifahi kültür araştırmalarına dayanır. Şiirin de en büyük malzemesi sözel kültür yok olmayla karşı karşıya, insanlar arasında dolaşarak bu şifahi kültür unsurlarını topladım. Hikâye olarak yazdıklarım uzun süre önce çeşitli dergilerde yayımladığım ve kendi arasında bütünlük arz eden örneklerden oluşuyor. Benim saklı tuttuğum bir hikâyecilik tarafım vardır. Şiirin üzerini örtmesin diye onu paranteze aldım. Şiir her zaman yazılabilecek bir şey değil. Ama deneme ve inceleme, hatta hikâye bile vakit olduğu sürece yazılabilir. Bu yüzden ben hayatla şiir arasındaki bu boşluğu deneme, öykü ve inceleme gibi alanlarla doldurmaya çalışıyorum.

Mehmet Yüzücü: Şair olarak en beğendiğiniz isim kimdir? Hayatta veya değil, fark etmez. Bu şairin dışında da olabilir, en sevdiğiniz şiir nedir?

Hüseyin Akın: Üç Ahmetleri severim. Ahmet Muhip Dıranas, Ahmet Hâşim ve Ahmet Hamdi Tanpınar. İsmet Özel, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu okuyarak büyüdük. Yine onlarla büyüyoruz. 80’li ve 90’lı yıllardan sevip beğendiğim birçok şair var ama adlarını burada söylemek istemiyorum. Zira adı anılmayanları incitebiliriz. En sevdiğim şiir, pek emin olmamakla birlikte “Esenlik Bildirisi”dir.

Mehmet Yüzücü: Bu şiir seçmelerinizi görmek size neleri çağrıştırdı? Her biri için kısa ve öz bir şekilde nelerin ifadesi olarak siz de duruyor manasında soruyorum.

Hüseyin Akın: 1. “hey sen orada mısın benim unutulan kalbim / şimdi attığın yerlerde bana ulaşılamıyor.” İnsanın kendisi hariç herkese rahatça ulaşabildiği plastik çağ!

Mehmet Yüzücü: 2. “Şimdi biz nereye gideriz Mekkesiz ve kıblesiz kervan yüküyle / Şimdi biz nereye gideriz sensiz ve sessiz gölgelere sarılarak.” Modern dünyanın muhabbetsiz ve Muhammetsiz yetimleriyiz.

Hüseyin Akın: 3. “Bir türlü değmese de elimiz yaşamaya / Sen ellerini sürdür yine tuttuğum yerden.” İnsanı hayata bağlayan şeyler ayrıntılarda gizlidir. Ayrıntı aslında alışıp da göremez olduğumuz şeylerin enkazında gizlidir. Bir kadın ellerini ancak bir başka elle sürdürebilir. 4. “ölsek de yaşıyoruz, bir bu üstesinden gelemediğimiz.” Yaşamak üstesinden gelemediğimiz bir şey! O kadar ölmemize rağmen dünden bugüne yine de ölüm kendi iktidarını koruyamıyor. Zira yaşamak daha güçlü! 5. “az şey değil bir kızı bir babadan çekip almak.” İşte Âdemle Havva’dan beri insanlığın en büyük ontolojik gerçekliği: Bir kızı bir babadan çekip almak. Yüce Kudretin en önemli yasası aşk ve sevgidir ve o her zaman her şeye rağmen iktidardır!

Bütün söyleşiler