ZEKİ BULDUK SORDU

Zeki Bulduk

dünyabizim.com, 24,09.2010

2010

164–166

Zeki Bulduk: Neden yazıyorsunuz?

Hüseyin Akın: Uzun süre konuşacağım şeyleri sustuğum için, şimdi sustuklarımı yazıyorum.

Zeki Bulduk: Şiirin ne hayrını gördün?

Hüseyin Akın: Beni yaşama alışkanlığından kurtarıp, her şeye ilk yaratılış şaşkınlığıyla bakmayı öğretti. Bunda da bir hayır var bence.

Zeki Bulduk: Yayıncılık, muallimlik, şairlik ve bir de Kâğıthane? Çocuklar nasıllar bu arada? Vakit kalıyor mu onlara?

Hüseyin Akın: Ben işi başından aşkın biri değilim. Çünkü neticesinde bana kâr sağlayacak işlerle hiç işim olmadı. “Ne içindeyim zamanın ne büsbütün dışında” ile açıklanabilecek bir durum benimkisi. Saydığın uğraşların her biri kâğıtla ilgili; Kâğıthane’de oturmuş olmam da tesadüf olmasa gerek. Çocuklar gayet iyiler. Evden dışarı pek çıkmıyorum, bir yere gitsem bile evi de sırtımda götürüyorum. Bu yüzden vakit sorunları olmuyor.

Zeki Bulduk: Radyo yayınıyla bir ülkenin sorunları düzelir mi? Ya da biz adam olmak istemesek de birileri adam etmeye devam edecek mi?

Hüseyin Akın: Düzelseydi ilk önce biz adam olurduk herhalde. Ama birilerinin istediği şekilde adam olamamışsak -ki öyleyiz- ne mutlu bize. Oysa biz Âdem olmak için yola çıkmıştık; nasıl olduysa adam olmayı çıkardılar önümüze. Biz adam olmama inadını sürdürdükçe birileri de bizi adam etme inadını devam ettirecektir mutlaka. Bu insanlara bakarak ben hep aynı şeyi söylüyorum: Adam sen de! Adamsendeciliği seviyorum.

Zeki Bulduk: Kâbe’nin duvarına şiir mi, şair mi asılmalı? Yoksa o meşhur örtüsü mü? Yoksa “Ben bir gideyim de hacca, karar veririm” mi dersin?

Hüseyin Akın: Şairin kalbinin duvarına Kâbe’nin gölgesi asılsa daha iyi olur.

Zeki Bulduk: Ölmeyecek bir söz söyle ben de mırıldanayım. “Benim adım insanların hizasına yazılmıştır.” Şiirde bir “yeni” hareketi daha olmalı mı yahut son zamanlarda seyrettiğin en güzel filmi anlatır mısın?

Hüseyin Akın: Yenilik mümkün bir zeminde şiirin imkân kazanması ise neden olmasın, tabi ki olabilir. Ama şiir ikliminin kuruduğu bir ortamda şekilsel birtakım hareketlerle soluğu kesilmiş olan şiire suni teneffüs yapılmaya çalışılıyorsa bu boş bir uğraştır. Son izlediğim filmin adı Dinle Neyden. En iyisi ben anlatmayayım, siz neyden dinleyin.

Zeki Bulduk: Yolculuklar... Sinop cezaevini biraz anlatır mısın abi?

Hüseyin Akın: Sinop Cezaevi anlatılmaz yaşanır. Ben kaç kez baştan sona gezmeye teşebbüs ettimse bir türlü tamamlayamadım. Rutubet ve kasvetli havası buna mâni oldu. Ben iki saat gezip bitiremedim bu hapishaneyi, oysa bu hapishane Sabahattin Ali’den Mustafa Suphi’ye binlerce insanı üç beş yıl içerisinde bitirmiş. “Denizin dibinde Hatcem demirden evler” türküsünü bilirsiniz. Sinop cezaevinde yatan bir mahkûmun eşine yazdığı içli bir mektuptur bu. Her şeyi çok güzel anlatır. Deniz seviyesinde tabutluklar, akrepler, kocaman kocaman besili fareler ve zindanıyla sadece duvarlarındaki yazılarından acılar atlası oluşturulabilecek bir yerdir. Özgürlüğün ve insan olmanın değerini anlatır hâlâ insan kalmayı başarmış olanlara.

Zeki Bulduk: Atatürkçü Düşünce Derneği çağrışımların... Bir de Vakit, denilince akla ilk gelen söz nedir?

Hüseyin Akın: Atatürkçü Düşünce Derneği: Bir sürü insan. Vakit: Nakit!

Zeki Bulduk: Ne olacak bu Müslümanların yahut selamsız sabahsız dostların hâli dersem?

Hüseyin Akın: Yüzümüzü duvara değil aynaya dönelim derim. Hepimiz hepimizin aynası ve aynısıyız. Çamaşırlarımız aynı rüzgârlarla kuruyor! Kafamızı çalıştırmamıza gerek yok zaten çalışıyor. Sadece kafamızı şöyle bir kaldırsak yetecek. Birbirimizi görüp fark edeceğiz. Bütün aradığımız hatlar dolu. Bütün telefonlar meşgul çalıyor. Kafamızı kaldıralım yeter.

Bütün söyleşiler