2011 YILI ŞİİR ORTAMI İÇİN SORUŞTURMA

Şeref Bilsel-Cenk Gündoğdu

Şiir Defteri 2011, Şeref Bilsel-Cenk Gündoğdu, İkaros Yayınları, İstanbul, Mayıs 2011

2011

196–199

Şeref Bilsel-Cenk Gündoğdu: Geride bıraktığımız 2011 yılını dikkate alınca, şiir sahasında sizce en kayda değer gelişme -kitap, dergi, etkinlik, olay vs.- nedir?

Hüseyin Akın: Öncelikle, şiirin geri çekildiği iddialarının yüksek sesle konuşulduğu bir dönemde salt 2011 yılı içinde kayıtlara geçmiş 260 şiir kitabının yayımlanmış olması başlı başına bir olay sayılsa yeridir. Son beş on yıldır çıkan yıllıklara şöyle bir bakarsak düne göre bugün daha çok şiir yayımlandığını söyleyebiliriz. Hem nitelik, hem de sayı bakımından yetmiş, seksen kuşağı yıllıklarda daha baskın duruyor. Türk şiirinin her geçen yıl biraz daha gençleştiğini söylemek sanırım abartı olmaz. 2011 yılında -Ekim 2011- İtibar dergisinin yayın hayatına başlaması edebiyatımıza yeni bir hareketlilik ve heyecan katmıştır. Dergi periyotlarının önceki yıllara göre daha bir yerli yerine oturduğunu gördük bu süreçte. Üç beş atımlık kısa süreli dergicilik yerini daha uzun soluklu katılımcı bir dergicilik anlayışına bırakmıştır. İdeolojik çizgileri farklı edebiyatçılar farklı dergilerde daha sıklıkla bir araya geldiler. Hece, Kitap-lık, İtibar, Mühür gibi dergilerde bu ideolojik esneme payını daha rahatlıkla görebildik.

Şeref Bilsel-Cenk Gündoğdu: Yıl içinde okuduğunuz şiir kitapları arasında öne çıkanları sıralar mısınız?

Hüseyin Akın: Yıl içinde okuduğum 2011’e ait kitaplar: Şiirimin Şehirleri (Arif Ay), Kopuk (Baki Ayhan T.), Dar Zaman (Emel Özkan), Barınma Felsefesi (Yahya Kurtkaya), Dağdaki Emirler (Enis Akın), Kişver (Hüsrev Hatemi), Muhtasar Türkiye Tarihi (Mehmet Aycı), Şaha Kalkan Gemiler, Garibin, Mestane, Ölmek Gibi Sevmek (Alper Gencer).

Şeref Bilsel-Cenk Gündoğdu: Nobel ödülü uzun bir aranın ardından bu kez şiire döndü ve İsveçli şair Tomas Tranströmer’e ”Yoğun ve şeffaf imgeleri aracılığıyla gerçekliğe yepyeni bir yol açtığı” gerekçesi belirtilerek verildi. 1994 yılında Cevat Çapan’ın çevirisi ile Ateş Karalamaları kitabı üzerinden tanıştığımız şair Tranströmer’in ödül almasını şiir adına nasıl değerlendiriyorsunuz? Günümüz Türk şairlerinden -yaşayanbirine Nobel ödülü verilecek olsa sizce kime hangi gerekçe ile takdim edilmesi gerekir?

Hüseyin Akın: Nobel Ödülünün bir şaire verilmesi insanların şiire olan dikkatini tazelemesi açısından son derece olumlu bir gelişme. Zira şiir tüm sanatların kaynağıdır. Bence yaşayan Türk şairleri arasından bunu en çok hak eden -her ne kadar o buna tenezzül etmeyecek olsa da- Sezai Karakoç’tur. Çünkü o kelimeler ülkesinde kelimelerin de zamanını ve makamını aşan, modern yalnızlıklar kapanına takılmadan, evrensel olanla gerçek anlamda temas etmeyi başarabilen bir şairdir.

Şeref Bilsel-Cenk Gündoğdu: Bildiğiniz üzere kısa bir süre önce Vaclav Havel hayatını kaybetti. Havel -Çek Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olmasından da önemlisi- dünya edebiyatının büyük yazarlarından biriydi. Kısa denilebilecek bir süre öncesine kadar ülkemizde yazarlar ve özellikle şairler büyükelçi, bakan, devlet adamı olarak siyasetin içinde idi. Bugün şairin / yazarın siyasetin dışında durması siyasetin diline ve yöntemine nasıl yansıyor?

Hüseyin Akın: Şairler elbette yazdıklarıyla toplumun dertlerine bigâne kalamazlar. Çünkü şiir aynı zamanda bir vicdanın dile gelişidir. Bu anlamda çağının tanığı, toplumun sözcüsüdür şair. Fakat bir devranın sürdürülmesi anlamına gelecek kurulu düzene, resmî dizgeye karşı da her zaman pozisyonunu belirler. Piyasaya da kara siyasaya da karşıdır. Politikacılar siyasi analizler yaptıkları kadar bir parça da şiirle düşünmeyi öğrenmiş olsalardı dünyanın acılarını daha kolay dindirebilirdik. Reel politik her zaman şiirle düşünmenin önünü kesmiştir. Siyasetin yönü yanlış ve dili bozuk. Bunda kuşkusuz şair ve yazarların siyasete mesafeli durmalarının payı var. Edebi duyarlığa sahip, şiirle hemhal olmuş bir siyasinin elbette siyasete katacağı bir seviye olacaktır. Fakat siyasi yapı öyle konumlandırılmış ki içerisine girecek şairi de kendine benzetmeyeceğinin garantisi yok.

Şeref Bilsel-Cenk Gündoğdu: 2000’li yıllar özellikle kâğıt, kalemle ilişkisi olmayan insanların, elektronik mecranın merkezileşmesiyle yeniden sözcüklerle buluşmasına vesile oldu. Elektronik ortamda şiire dair pek çok site, sayfa, dergi, kitap yer alıyor. Edebiyat adına kâğıda veda edileceğini düşünüyor musunuz? Bu elektronik mecra edebiyat için bir tehlike mi yoksa imkân mı oluşturuyor?

Hüseyin Akın: Elektronik mecranın edebiyat için tehlike olacağını düşünmüyorum. Mektubun yerini alan telefon ya da elektronik posta nasıl geriye o günlere dönmemizi gerektirecek bir sonuç doğurmadıysa elektronik ortamların da edebiyata zarar vermesi düşünülemez. Elektronik ortamlar olsa olsa yayımlanan ürün veya da dergilerden haberdar etme gibi ekstra bir imkân oluşturacaklardır. Bu da kötü bir şey değil. Gelinen şu noktada edebiyat hâlâ basılı dergiler üzerinde hayat buluyor. İnternet siteleri sadece bu yayınlardan bizi haberdar edip çok insana yayılmasını sağlıyor.

Şeref Bilsel-Cenk Gündoğdu: Geçen yıl; hukuki, bireysel, toplumsal karşı duruşa rağmen bir talimat ile sanatçı Mehmet Aksoy’un yaptığı heykellerin yıkılmasına üzülerek tanık olduk. Kısa bir süre sonra heykeller yıkıldı ve unutuldu. Ardından İçişleri Bakanı; birilerinin saptırarak, kendine göre gerekçeler uydurarak, makulleştirerek teröre destek verdiğini belirterek “Neyiyle veriyor, belki resim yaparak tuvale yansıtıyor. Şiir yazarak şiirine yansıtıyor, günlük makale, fıkra yazarak oralarda bir şeyler yazıp çiziyor. Hızını alamıyor terörle mücadelede görev almış askeri, polisi doğrudan çalışmasına, sanatına konu yaparak demoralize etmeye çalışıyor” dedi. Bu talihsiz açıklamaya sanat çevrelerinden bildirilerle yanıt geldi. Sanat dünyasının davalar, yasaklar, sansürlerle baş etmek için bol eylemli, duruşmalı bir yıl geçirdiği ülkemizde iktidarın sanat alanında ortaya çıkan verimlere karşı takındığı tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hüseyin Akın: Düşünceyi ve fikri suç saymak düşüncenin doğasına aykırı. Duyarlığı muaheze etmek vicdanların sesini bastırmaktır. Sansürlemek bir dizge ya da yapının kendine olan güvensizliğinin tezahürüdür. Edebiyat eseri sloganlaşmamalı ve de bağırmamalıdır, devletler ve hükümetler de sanata ve sanatçıya karşı slogan ya da bağrışlarla mukabelede bulunmamalıdır. “Niyet okuma” da bir okuma biçimidir; ama bu okumayı bir sanat eserinden yola çıkarak gerçekleştirmek zorlama bir uğraş olabilir ancak.

Bütün söyleşiler