KIRKNAR’A DAİR SORULAR
GörüşmeciSelçuk Küpçük
KaynakTürkiye Edebiyat Dergileri Atlası, Selçuk Küpçük, Cümle Yayınları, Ankara, Ocak 2015
Yıl2015
Sayfa274–276
Selçuk Küpçük: Sizin önemli bir edebiyat dergiciliği birikiminiz var aslında. Biraz bu birikim üzerinden başlayalım isterseniz. Özülke’den itibaren başlayarak mesela.
Hüseyin Akın: Evet, doksanlı yılların başında Özülke dergisini çıkardık. Bu ilk deneyimimizdi. Bir gün büromuza hırsız girdi ne kadar paramız varsa çekmeceden alıp götürdü. Abonelerimize verdikleri parayı bir şekilde ödeyerek bu serüveni noktaladık. Kardelen dergisinde yolumuza devam ettik. Müştehir Karakaya’dan Süleyman Çelik’e kadar birçok ismin yer aldığı derginin mutfağında bulundum. Sonra Âdem Özbay’la birlikte Endülüs dergisini çıkardık. Ardından Hüseyin Karaca ile Ünlem ve Yansıma dergilerinde beraber olduk. Nurettin Durman’ın genel yayın yönetmenliğini yaptığı Düşçınarı dergisinde -36 sayı- yayın kurulunda yer aldım. Sonra Kırklar, Lamure, Derkenar ve Kırknar dergilerini çıkardık. Arada atladığım başka dergiler de olmuş olabilir. Zira geriye pek dönmek istemediğimden unutmuş olabilirim.
Selçuk Küpçük: Kırknar dergisinin çıkış öyküsü nasıldır? Kimlerle ve hangi gerekçelerle bu dergiyi çıkarma sürecine girdiniz?
Hüseyin Akın: Derkenar dergisi kapandıktan sonra yeni bir soluk olsun, yazı kadrosu dağılmasın diye bu adla bir dergi çıkarmaya karar verildi. Dergideki en belirgin isim Seyfullah Aslan’dı. Bir süre devam etti. Sonra bazı sebeplerden dolayı kapandı.
Selçuk Küpçük: Kırkayak’tan itibaren başlayan ve günümüz şiir ve edebiyatının bence ana kolonlarından birisini oluşturan yürüyüşün içinde önemli bir aktör olarak yer aldınız. Bu yürüyüş farklı isimlere rağmen birbirini takip eden dergilerle sürdü. Biraz bu yürüyüş hakkında konuşabilir miyiz? Değerlendirmeleriniz nasıl?
Hüseyin Akın: Ben dergilerin birer mektep olabileceği, bir söz korosu oluşturabileceği konusunda o zamanlar çok iyimserdim. Bunun hiç de böyle olmadığını yaşayarak gördüm.
Selçuk Küpçük: Dergide “Kırknar Kitap” adlı bir bölüm aralayıp bu bölümde neredeyse bir kitap eleştiri dergisi kadar tanıtımlar, eleştiri yazılarına yer verdiniz. Kırknar’ı hemen her sayı bir kitap için böylesi özel bölüm hazırlamaya iten gerekçeler nelerdi?
Hüseyin Akın: Sanırım değişik bir şey yapmak istemiştik. Bir de çok fazla kitap tanıtım ve eleştiri yazısı geliyordu dergiye bu yazılarla ürün niteliğindeki yazıları ayırırsak daha özgün bir şey yapmış oluruz diye düşünmüştük.
Selçuk Küpçük: Günümüz edebiyat dergiciliği hakkında gözlemleriniz nelerdir? Eleştirileriniz, olumlamalarınız…
Hüseyin Akın: Geleneksel ve kurumsal yapıya sahip olan dergilerde aşırı ve gereksiz bir ciddiyet, kendi çabalarıyla çıkanlarda bezdirici bir kapris, laubalilik ve lakaytlık hâkim. İhtiras ve egonun nerdeyse her sayı kapak olduğu dergicilik örneklerini de son dönemlerde fazlasıyla görebiliyoruz. İyiye ve güzele hükmetme arzusu liyakat ve niteliğin önüne geçmiş sanki.
Selçuk Küpçük: Kırkayak’tan Kırknar’a uzanan hemen bütün dergi isimlerinde “kırk” meselesine anlaşılan ehemmiyet veriyorsunuz. Bu ehemmiyet nereden geliyor?
Hüseyin Akın: Medeniyetimizin köklerine vurgu yapmak ve bunu yaparken de “bak biz kaç kişiyiz”e dikkat çekmek için böyle bir isimde karar kılmıştık. Kırkın uzantıları olan diğer isimleri de devamlılığa işaret olsun için kolayca türetiverdik. Bazı şeylerin içi sonradan doldurulur bilirsiniz.
Selçuk Küpçük: Kırknar niçin kapandı, hangi gerekçeler ile yayınını durdurdu? Toplam kaç sayı kadar çıktı?
Hüseyin Akın: Kırknar’ın kapanma sebebi önemli bir nedene dayanmıyor. Ama edebi, fikrî ya da zihinsel bir sebebe dayanmadığını söyleyebilirim. İnanın ben Kırknar’ın kaç sayı çıktığını bile unuttum. Çünkü geriye dönük yaşamıyorum çok zamandır. Ama Seyfullah Aslan’a sorarsanız o size neden kapandığını ve kaç sayı çıktığını daha net söyleyebilir.