KIRKNAR’IN NE SERMAYE NE PİYASA NE DE SİYASA İLE HİÇBİR ALIŞVERİŞİ YOKTUR
GörüşmeciSelçuk Küpçük
KaynakTürkiye Edebiyat Dergileri Atlası, Selçuk Küpçük, Cümle Yayınları, Ankara, Ocak 2015
Yıl2015
Sayfa269–273
Selçuk Küpçük: Kırknar, Derkenar’dan sonra çıkardığınız yeni derginin ismi. Bu bağlamda Kırknar için yakın geçmişte çıkardığınız dergilerin poetik anlamda devamı diyebilir miyiz?
Hüseyin Akın: Öncelikle şunu ifade etmeliyim; Kırknar’da bir araya gelmiş olan kalemler edebi hassasiyet ve çizgileri aynı olan ya da birbirine yakın olan kişilerdir. Hasbelkader bir araya gelmiş değildirler. Dergi önden gidenler ve arkadan gelenler olmak üzere iki farklı kuşağı bünyesinde barındırmakta. Hiçbir zaman derleme ürünler yayımlayan bir edebiyat dergiciliği yapmadık; genç kalemlere imkân tanıyan bir okul olmaya çalıştık. Geçmişte çıkardığımız dergiler birbirinin tamamlayıcısıdır elbette. Özülke ile başlayan Kardelen, Endülüs, Ünlem’le süren edebiyat yürüyüşümüz Kırkayak’la birlikte meşhur tabirle daha “ağyarını mâni efradını cami” bir özellik kazandı. Yani dergilerin çokluğu bölünerek çoğaldığımız anlamına gelmiyor. Farklı saatlerde yola çıkıp aynı noktada buluştuğumuzu gösteriyor.
Selçuk Küpçük: Derkenar neden yayınına son verdi ve Kırknar dergisini çıkarmak zorunda kaldınız?
Hüseyin Akın: Derkenar genç edebiyatçı kardeşimiz Seyfullah Arslan’ın gayretleriyle çıkan bir dergiydi. Seyfullah dergiyi gerçekten çok iyi götürdü. Belli sayıdan sonra birtakım yeni hedef ve projeleri tek başına yürütemeyeceğini söyledi. Belli ki yokuş çıkmak istiyordu. Bizim yaptığımız da yokuşu rahatlıkla çıkabilmesi için itekleyici bir güç olarak el atmaktan ibaretti. Sonra araba yokuşun tam sonuna gelmişken geriye doğru kaymaya başlamıştı. Herkes arabanın önüne takoz konduğunu sanıyor hâlbuki kayıp devrilmesin diye takoz arabanın arkasına kondu. Özellikle genç edebiyatçıların enerjilerini editörlük ve yöneticilikle heba etmemeleri gerekiyor. Derkenar en güzel zamanda durmasını bildi.
Selçuk Küpçük: Kırkayak, Kırklar, Kırknar… Sizin bu “kırk”a yüklediğiniz özel anlamı konuşalım biraz.
Hüseyin Akın: Kırklar ve yediler medeniyetimizin ritmik sayılarıdır malum. Buradan aldığımız ilhamla ekip ruhuna işaret etmek istedik. Kırkayak söylemek istediğimiz anlamın ilk cümlesiydi. Anlaşıldığından emin olduktan sonra ikinci cümleye geçtik Kırklar. Evet, cümle dedim. Kelime gibi görünse de asıl itibariyle bir cümlenin bir kelimeye sıkıştırılmış şeklidir bu isimler. Sadece sayıya dikkat çekmek değil elbette maksadımız aynı zamanda birlikteliğin bereketine dair bir vurgudur. Siz bu bereketi “verimlilik” olarak da tercüme edebilirsiniz.
Selçuk Küpçük: Biraz önce değindiniz. Kırkayak dergisinden beri aslında çekirdek bir ekipsiniz. Zaman zaman gidip gelenler olsa da böyle bir ekip birlikteliği gözleniyor. Siz ne söylersiniz bu hususta?
Hüseyin Akın: Kırkayak dergisinden itibaren bir araya gelip aynı ekiple değişik dergi oluşumlarına girmemizin en önemli amili “mesafe”yle ilgilidir. Biz doğal bir ortamı edebiyat ortamına kanalize ettik. Bu yakınlık sadece edebi mesafeyle ilgili değil, aynı zamanda sosyal ve fiziki mesafeyle de yakından alâkalıdır. Bu yakınlığa bir de “dönemsel” yakınlığı ekleyebiliriz. Çoğunlukla ortak kültürel coğrafyanın çocukları olarak bir araya geldik. Duyarlıklarımızda benzeşen tarafların olması şaşırtıcı değildir. Fakat yeni dergi ve yeni adımlarla birlikte bu halka genişlemiştir. İçimizden bizimle beraber aynı dergide yazıp ortalıktan kaybolanlar da var. Bunlardan bir kısmı “şimdi geliyorum” diye çıkıp hâlâ kendilerinden haber alamadığımız kişiler, isimlerine kalabalıklar arasında rastlıyoruz. Bir kısmı ise insanla imkân arasındaki farkın ayırdına varamadıklarından hesap hatası yaptılar ve yaptıkları hesap hatasının yanlış sonucu oldular. Bu tarz durumlar her dergide olabilir.
Selçuk Küpçük: Siz ve İbrahim Tenekeci gibi 90’larda dergilerde kendilerine kalıcı alan inşa eden isimlerin etrafında kümelenen ve bence artık bugün kendi özgün eserlerini ortaya koyan birçok genç arkadaştan da bahis açılabilir. Sizin etrafınızda gelişen bu genç kuşak için gözlemleriniz nelerdir?
Hüseyin Akın: Edebiyat gençlik enerjisiyle büyüyüp gelişen bir alan. Antolojilere baktığımızda şiirde ipi göğüsleyen yine seksen doğumlular kuşağı dediğimiz kuşak. Kırknar dergisinde ürünleri yayımlanan gençlerin hemen hepsi bu gruba dahil. İçlerinden birini unutup atlama ihtimalini göz önünde bulundurarak isimlerini vermiyorum. Birkaç şair hariç, hemen hepsi ilk şiir kitaplarını çıkardılar ve gelecek için bir iddia hâline geldiler. Üslûp sahibi oldular. Kırklar döneminde İbrahim Tenekeci’nin editörlüğünde özellikle bu genç şairlerden bir kısmının ilk ürünleri kitaplaştırıldı. Şimdi Kırknar dergisinde aynı geleneği sürdürmeye çalışıyoruz. Kırknar şiir, deneme ve öykü kitapları belli periyotlarla çıkmayı sürdürüyor. Şu an elimizde hayli birikmiş dosya var. Ne var ki çok istediğimiz hâlde imkânlarımız ve yayın ilkelerimiz bu dosyaların hepsini yayımlamaya imkân vermiyor. Eylül dönemine kadar seriden herhangi bir kitap çıkmayacak. Eylül 2007 ile beraber Kırknar edebiyat serimizi yeniden gözden geçirerek kitap yayınına öyle devam etmeyi düşünüyoruz. Tabi yine öncelikli olarak gençler ve ilk kitaplar olacak tercihimiz.
Selçuk Küpçük: Dergide “Kırknar Kitap” adlı bir bölüm aralıyorsunuz ve bu bölümde neredeyse bir kitap eleştiri dergisi kadar tanıtımlar, eleştiri yazıları yer alıyor. Böyle bir bölüme bu kadar geniş yer vermenizin gerekçeleri nelerdir?
Hüseyin Akın: Edebiyat dergilerinde kitap tanıtımıyla ürünlerin iç içe girmesini çok da isabetli bulmadık. Edebiyat bölümünün şiir, öykü, deneme ağırlıklı olmasını, kitap bölümüne ise ayrı bir yer ayrılmasını özgün bulduk. Kitap tanıtımı derken elbette öylesine bir sunum ve gelişigüzel bir takdimi kastetmiyoruz. Yine edebi düzlemde ürün değeri taşıyan, iki ay boyunca çıkan kitapların sıcak gündemini eleştirel boyutta ortaya koyuyoruz. Kitap bölümüyle yapmak istediğimiz vitrin oluşturmak değil, daha çok her sayı bir yazarı son eserinden başa doğru incelemek, fakir dünyamızdaki yerini ortaya koyduğu eserler bağlamında tartışmaktır. Şu âna kadar Mustafa Kutlu ve İsmail Kara’nın eserlerine toplu bakış yaptık. Çok yakında çıkacak olan yeni sayımızda Hüsrev Hatemi kitapları inceleme konumuz olacak. Gayemiz bu şekilde bir tümevarıma ulaşmak.
Selçuk Küpçük: Kırknar’ın günümüz şiiri, edebiyatı karşısındaki tutumu nasıldır?
Hüseyin Akın: Yazdıklarımız aynı zamanda tutumumuzun somutlaşmış şeklidir. Nevzuhur olmadığımıza göre bütün edebiyat dergileri gibi biz de yaşayan Türk Edebiyatı’nın bir parçasıyız. Sadece kelimelerimiz değil, aynı zamanda acılarımız, ümitlerimiz ve korkularımız da ortak bir geleneğe dayanmaktadır. Putları kırmak, şişeleri devirmek gibi iddiaya yaslanmıyoruz. Elimizdeki işe bakıyoruz. Küresel dünyada medeniyet algısını diri tutmak hedefimizdir. Bu toprağa bağlı ve yerliyiz.
Selçuk Küpçük: Yıllardan beri -Özülke dergisinden beri meselâ- birçok derginin yayın kadrosunda yer alan tecrübeli bir isim olarak, günümüz dergiciliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hüseyin Akın: Edebiyatın okulu dergilerdir. Büyükdoğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera, Aylık Dergi gibi dergiler bir gelenek üzere düşünceyle duyarlığı mezcetmiş, okuyanla yazanı ortak bir noktada buluşturmuştur. Bugün dergilerin düşünce boyutu ile duyarlık ve sanat boyutu birbirinden ayrılmış durumda. Düşünce dergilerinde his yoksunluğu, edebiyat dergilerinde ise düşünsel boyut eksikliğini görüyoruz. Oysa bu bir düalizmdir ve hayata çarpık yaklaşmayı doğurur. Edebiyatta hâlâ misyon dergiciliği ve kuşak dergiciliği ayrı kanallardan akarak ortak bir denize dökülme gayreti güdüyorlar. Kuşak dergilerinin belli bir kısmı daha olmadan piştim havasında. Misyon dergileri ise kuşak dergilerinin kapris ve çekişmelerinden nasiplerini alıyorlar. İdeolojik şartlanma edebiyat dergilerini değişik görüştekilerin yüzüne kapatırken, aynı ideolojik görüşe sahip olan kişilere niteliğe bakmaksızın ardına kadar kapılarını açan dergileri de görüyoruz. Edebiyat dergilerinin bir sıkıntısı da sermaye ile ilişkisidir. Piyasaya ve siyasaya yüz vermeden yolunuza devam edebiliyorsanız üç atımlık da olsanız bir döneme damganızı vuruyorsunuz. Ama sermaye güdümlü iseniz en ufak bir anlaşmazlıkta derginin içeriği kapının önüne konulabiliyor. Kırknar’ın ne sermaye, ne piyasa, ne de siyasa ile hiçbir alışverişi yoktur. Dışarıdan yanlış bakışlar illüzyondan ibarettir. Kırknar’ın çıkışında sadece fedakâr insanlardan bahsedebiliriz: Âdem Özbay, İbrahim Tenekeci, Ayhan Demir, Furkan Çalışkan, Osman Toprak, Yusuf Genç ve Kâmil Yeşil gibi. Tabii okuyucularımızı da unutmuyoruz.