KİTAP YASAKLARI VE OKUMAK ÜZERİNE

İlke Hamarat

Lâl, sayı 5, Haziran 2015

2015

283–287

İlke Hamarat: Yasak, bir kavram olarak sizin dünyanızda ne ifade etmektedir?

Hüseyin Akın: Yasak, hareketlerimizi yasalarca kısıtlayan yazılı kurallardır. İnsan serazat hareket etmek ister. Çoğunlukla nerede duracağını bilemez. Hayatın doğal akışı durup dinlenmeye izin vermez. Burada yasalar devreye girer. Cebri usullerle pervasız akan hayatı frenlemek ister. Yasakların hukuki olması ile yasal olması farklıdır. Yasal olan aynı zamanda hukuki olmayabilir. Yasalar haklarla yani hukukla uyumlu olduğu sürece yasaklar toplum ve birey nezdinde dikkate alınır.

İlke Hamarat: Kitaplar üzerindeki yasaklar ve baskıların geçmişi ne kadar eski bir zamana dayanır?

Hüseyin Akın: Bu konuda dört başı mamur bir bilgiye sahip olmamakla birlikte yasakların tarihini ilk kez konu alan kişi Reşat Ekrem Koçu’dur. Koçu’nun 1950’de yazdığı Osmanlı Tarihinde Yasaklar kitabı Osmanlı’da çok yönlü yasakları anlatan önemli bir eserdir. Dünyadan ve ülkemizden yasaklanan kitap manzaralarına şöyle dağınık bir bakışla baktığımızda hiç temenni etmesek de örnek bulmakta zorlanmıyoruz. Sözgelimi seksen askerî darbesiyle birlikte yüzlerce kitap yasaklanırken bunlar arasında Atila İlhan’ın 1979 yılında basılan Böyle Bir Sevmek isimli şiir kitabı yasaklandı. İran, Irak, Afganistan ve Özbekistan gibi ülkelerde yasak olan Binbir Gece Masalları. Aynı kitap Binbir Gece Masalları Amerika’da müstehcen olduğu gerekçesiyle 1926’dan 1950’ye kadar yasaklı kitaplar arasındaydı. İsrail’de ise 1985 yılında Binbir Gece Masalları yasak kapsamına alındı. Alice Harikalar Diyarında kitabı da hayvanlarla insanları eşit gösteriyor gerekçesiyle yasaklandı. Darvin’in Türlerin Kökeni kitabı 1859 yılında Yugoslavya’da 1935 yılında Yunanistan’da yasaklandı. Amerika’da 1925-1967 arası evrim teorisini anlatmak yasaktı. Georges Politzer’in Felsefenin Temel İlkeleri adlı eseri 12 Eylül darbesinden sonra yasaklanan ilk felsefe kitabıdır. Sait Faik Abasıyanık’ın Medar-ı Maişet Motoru -Birtakım İnsanlar- isimli romanı 1944 yılında sıkıyönetim mahkemesince yasaklanmıştır. Bu romanın kapatılma gerekçesi romandaki kahramanlardan birinin eski bir asker kaputu giymesidir. Sıkıyönetim askerin eski bir kaput giymeyeceğine hükmetmiştir. Necip Fazıl Kısakürek’in Vahidüddin adlı eseri de 30 yıldır yasaklı kitaplar arasındadır.

İlke Hamarat: Kitapların yasaklanmasında din mi yoksa yönetenler mi daha fazla etkili olmuştur?

Hüseyin Akın: Kitap yasaklarının dogmatik düşünceye karşı oluş, statüko ile uzlaşmazlık ve sıkıyönetim zamanlarının antidemokratik uygulamalarıyla yakından ilgisi vardır. Kitaba yasak koymanın tarihi antik çağlara dek uzanır. Örneğin Sokrates sırf düşüncelerinden dolayı baldıran zehri içirilerek zehirlenmiştir.

İlke Hamarat: Avrupa’nın kitap yasağına bakışı nasıl bir serüven izlemiştir?

Hüseyin Akın: Vatikan 400 yıl boyunca aydınlanma filozoflarından edebiyatçılara, bilim insanlarından siyasetçilere kadar Batı uygarlığının düşünsel birikimini içeren yüzlerce kitabı ve onlarca yazarı yasaklamıştır. Almanya’da bundan tam 80 yıl önce Nazi rejiminin tasvip etmediği yazar ve düşünürlerin kitapları yakılmıştı. On binlerce kitap meydanlarda ateşe verilmişti. Sadece Berlin Opera meydanında yüksekokul öğrencileri kamyonlar ve el arabalarıyla yirmi bin kitabı meydana taşımışlardı. Bunlar arasında ünlü Alman yazarlarının kitapları da vardı.

İlke Hamarat: Matbaanın gelmesine Osmanlı Devleti niçin karşı çıkmıştır? Bu karşı çıkış din merkezli mi yoksa ekonomik merkezli mi?

Hüseyin Akın: Osmanlı matbaanın icadına değil, memlekete girmesine olumlu bakmamış ve belli sebeplerle karşı çıkmıştır. Bir kere Osmanlı toplumunda matbaa diğer Batı toplumlarında olduğu gibi ihtiyaç hâline gelmemişti, seri baskı yapmayı gerektirecek kadar ne okuma yazma kültürü ne de kitlesel bir beklenti vardı. Şifahi / sözlü kültürün baskın olduğu, yazılı metinlerin ise elle yazıldığı bir toplumdan bahsediyoruz. Hattatlar denilen mevcut yazıcı sınıfının matbaanın girmesiyle birlikte işsiz kalma tehlikesi de vardır. Böylesine bir sosyoekonomik probleme yol açma endişesinden dolayı matbaa ülkemize geç girmiştir. Tıpkı makineleşmeyle beraber İngiltere’de Sanayi Devrimiyle küçük esnafın ve işçilerin makineleşmeye karşı sokaklara dökülmesi gibi bir durumdur bu.

İlke Hamarat: Kitaplara yasak getirirken bir kıstas var mı yoksa bir keyfilik mi karşımıza çıkıyor?

Hüseyin Akın: Yukarıda bahsettiğim gibi kimi otoriter yapıya tehdit oluşturduğu için, kimisi ait oldukları düşüncesiyle, kimisi de zoraki yorumlarla suç unsuru oluşturulmak suretiyle kitaplara ve yazarlara yasaklar getirilmiştir. Dünyanın ve Türkiye’nin demokratikleşmesiyle birlikte bu tür yasaklar da asgariye inmiştir. Düşüncenin şiddet içermediği sürece suç olmayacağında uzlaşı sağlandıkça yasaklar da geri çekilme zeminine kavuşmuştur.

İlke Hamarat: Bir dönem ülkemizde kitapların suç belgesi olarak en ön safta yer almasını neye bağlıyorsunuz?

Hüseyin Akın: Çünkü kitaplar düşüncelerin temsilcileridir. Çünkü düşünce bulaşıcıdır. Bu bulaşıcı unsuru en somut, en hızlı, en tesirli şekilde kitlelere ulaştıracak olan kitaplardır. Çünkü kitapların bir anlamıyla halkı başka düşüncelere yöneltecek, aykırı davranmaya sevk edecek gücü söz konusudur. Çünkü ölümsüz bir söylemdir kitap. Bir sözü söylersiniz, ağzınızdan uçar gider. Kitap hâline getirildiği zaman o iki kapak arasında muhafaza edilir, anıtlaşır, nesillere intikal eder.

İlke Hamarat: Son dönemde hangi tür yazılara ve hangi tip yazarlara insanlar tepki göstermekte?

Hüseyin Akın: İnsanların tepkilerini ölçebilecek verilere sahip değilim ne yazık ki. Ama kaba siyasi angajman, cinsel içerik ve de inançlara yönelik tahkir ve tezyif insanları tepki koymaya görevli kılıyor.

İlke Hamarat: Çok satan kitaplara dokunulmazken klâsik hâline gelmiş kitaplar üzerinde yasaklamaların yapılmasını nasıl açıklayabiliriz?

Hüseyin Akın: Halk arasında serbestçe dolaşan müstehcenlik klâsik kitaplarda yer aldığında sanki resmileşecekmiş, literatüre girecekmiş endişesi hâkim oluyor. Türk ve dünya klâsiklerinin entelektüel itibari değeri hesaba katılıyor olmalı bu yasakları koyarken. Eğitsel tavsiye ve resmî öneri neticesi bu kitapların insanlara ulaşması tavsiye edenleri sorumlu kılıyor. En kolay yolu tercih ediyorlar o zaman: Yasaklamak. Oysa yasaklar yasaklanan şeyin yasaklandığı kısmı daha cazip kılar.

İlke Hamarat: Elif Şafak’ın aşk romanında gördüğümüz üzere kitapların bir cinsiyeti var mıdır?

Hüseyin Akın: Kitapların cinsiyeti yoktur. Ama insan kitaplara cinsiyet atfedebilir. Mesela öykü kitapları dişil, şiir kitapları eril, makale kitapları yapısı itibariyle yine eril, deneme kitapları kadınsı diyebilirsiniz. Bundan dolayı hiç kimse sizi yargılamaz. Ama kimsecikler de böyle bir tasnif yaptığınız için sizi takdir etmez. İnsanda da kitaplarda da asıl olan ne erkeklik ne dişiliktir. Asıl olan kişiliktir.

İlke Hamarat: İnsan okumaya ilk kim ile başlar? Okumayı öğrendiğimiz okul, bizlere okumayı gerçekten sevdirebiliyor mu?

Hüseyin Akın: İnsan kendini, başkalarını ve evreni okuduğu oranda yazılı metinleri de okuma ihtiyacı hisseder. Okullarda okumak bir mecburiyet hâlinde sunulduğundan dolayı devamlılık ve kalıcılık sağlamıyor ne yazık ki. Ödev olarak verilen şeyler hep böyledir ilgiyi ve sevgiyi dışında tutar. Severek, tecessüsle kitap okumayı bilinç hâline dönüştürdüğümüzde varlığımızın kopmaz parçası hâline gelecektir. Okul kitapları bizi okula sığmayan kitaplara taşımalıdır. Okul öğretmenleri bizi geçmişin ve geleceğin bilgeleriyle, hikmet adamlarıyla tanıştırmalıdır. Dört yanlışın götürmeye güç yetiremediği doğrularımız olmalıdır. En büyük okul ve en büyük öğretmen hakikattir.

Bütün söyleşiler