ANKARA İYİ KALPLİ ÜVEY ANA

Bedir Acar

Star, 21.11.2016

2016

329–333

Bedir Acar: Nereden çıktı bu Ankara kitabı yazma fikri?

Hüseyin Akın: Ankara’nın yaşamaktan çok yazmaya daha uygun bir kent olduğuna dair bir kanaati beslemişimdir hep içimde. Yaşamakla arama mesafe koyduğum her şey için geçerli bir durumdur bu. Hele İstanbul’da yaşayıp Ankara’yı yazıyorsanız bu daha bir anlamlıdır. Zihnimdeki Ankara imgesini doğrulatmak için girdiğim bir arayıştı sanki. Ankara’nın Türk halkı ile oluşturduğu resmî mesafe bu kenti memleketin her tarafına uzak kılmıştır. Bürokratik, soğuk ve mat bir Ankara kartpostalının önünde tırnaklarına dek üşüyen insanların içini ısıtmak istedim. Yani bu kitabı yazma fikrini daha ben ona gitmeden bana bu şehir verdi.

Bedir Acar: Kitaba Cemal Süreya’yı anarak, Yahya Kemal’i arayarak ve Hacı Bayram Veli’yi anlayarak başlamışsın. Bu üç isim Ankara için çok şey mi ifade ediyor?

Hüseyin Akın: Cemal Süreya, kitaba isim olan “İyi kalpli üvey ana” dizesinin sahibidir. Yeni kurulan bir devletin millet ısınamasa da çöken imparatorluğa karşın payitahtı olmuştur. Yahya Kemal gibi bir şairin İstanbul sevdasını kışkırtan bir kent olması, Yahya Kemal’i Ankara’ya değil, Ankara’yı Yahya Kemal’e yaklaştırmayı başarmıştır. Hacı Bayram Veli de öyle, Ankara’nın bir kalbi olduğunu ondan daha sahici şekilde ifade eden başka ne vardır ki? Bu üç isim Ankara’yı farklı zamanlar içinde Ankara yapan şahsiyetlerdir. Bu kentin çimentosuna ruh katmışlardır.

Bedir Acar: Okur yazar takımı arasında Ankara deyince yüzü buruşanların sayısı bir hayli fazla, bu bir ön yargıdan mı kaynaklanıyor yoksa Ankara’yı bunca sevimsiz yapan şey nedir?

Hüseyin Akın: Ankara’yı kolay feda edilebilir kılan İstanbul’un bir insanın hayattan isteyebileceği neredeyse her şeyi bünyesinde barındırabilmesi ile alâkalı bir durumdur. İnsan pekâlâ aradığı Ankara’yı da İstanbul’da bulabilir. Bürokratik özellik bu kenti gönül ehline soğuk kılmıştır. Tabi ön yargıların da az çok etkisi vardır. Ama Ankara için bu ön yargıyı besleyen bir sürü sebep ve kaynak da vardır.

Bedir Acar: Dünyada pek çok başkent, ülkelerinin büyük ve tarihî şehirlerinin gölgesinde yaşamıyor mu zaten. Örneğin New York, Washington’dan daha çok bilinir. Ankara da böyle değil mi? O yüzden İstanbul yarıştırmasına girilmesi şart mı?

Hüseyin Akın: İstanbul başlı başına bir medeniyet bakiyesidir. Ne kadar nüfus yoğunluğu Batıcı kafalarla dolu olursa olsun İstanbul’un siluet ve dokusu bu şehri bütün şehirlerin anası kılmıştır. Ankara siyasi ve bürokratik yapısı ile kendini hep böyle bir yarışın içerisinde bulmuştur.

Bedir Acar: Bardağın dolu tarafına bakacak olursak, bir şehir olarak Ankara hangi avantajlarıyla öne çıkıyor?

Hüseyin Akın: Ankara Türkiye’nin merkezî yönetiminin üssüdür. Nüfus yoğunluğu ve bu yoğunluğun oluşturacağı trafik karmaşası kendini İstanbul’a göre daha az hissettirmektedir. Bürokrasinin merkezî olması hasebiyle yerinden yönetiminin gerçekleştiği tek şehir hüviyetindedir. Denetim mekanizması daha bir kuvvetlidir bu yüzden.

Bedir Acar: Başkentliğin İstanbul’dan Ankara’ya geçişi siyasal ve kültürel anlamda ne gibi değişimlerin göstergesi oldu?

Hüseyin Akın: Yeni kurulan Cumhuriyet’le birlikte eskinin izlerini hatırlatmayacak bir şehir düşünülmüştü. İstanbul bu anlamda eski bir medeniyeti, Osmanlı’yı hatırlatacak işaretlerle doluydu. Hafıza yeniden formatlanmalıydı. Kurumlar ortadan kaldırılmış olsa da durumlar devam etmektedir. Bu yüzden İstanbul’un hafızasını silip süpürmek öyle birtakım nevzuhur çıkışlarla gerçekleştirilebilecek bir şey değildir. Kültürel bir anlayış değişikliğine gidilmiştir Ankara başkent yapılmak suretiyle. İstanbul camileriyle geçmişle irtibatını ifade ederken Ankara mabetsiz şehir olma özelliğiyle yeni bir zihniyetin yatağını hazırlamıştır. Bu anlamda İstanbul aruz ise Ankara hecedir.

Bedir Acar: Rasim Özdenören’e göre “Ankara şartların zorlamasıyla başkent seçilmiş; fakat başşehir olabilmek için gereken şartları taşımayan bir şehir.” Ankara merkez olabildi mi, başkentliğin hakkını verebiliyor mu?

Hüseyin Akın: 13 Ekim 1923 günü İsmet Paşa ve dört arkadaşı Ankara’nın başkent olması için TBMM’ye yasa önerisi verdiler. Öneri mecliste oylandı, kabul edildi. Böylece Ankara yeni Türkiye devletinin başkenti oldu. Ankara başkent olmadan evvel köy görüntüsündeydi. Başkent olmakla birlikte hızla gelişmeye başladı. Modern binalar, büyük apartmanlar, üniversiteler, fabrikalar ve yeni işyerleri kuruldu. Nüfus yoğunluğu bakımından Türkiye’nin ikinci büyük kenti hâline geldi. Sezai Karakoç “Bir başkent mesaj vermeli ve misyonu olmalı. Aksi takdirde diğer şehirleri bir arada tutamaz ve diğer başkentlere örnek olamaz. Ankara, İstanbul’un işgali sırasında baş karargâhtı, başkent oldu. O zamanki misyonu mazlum milletlere öncü olmaktı. Muhammed İkbal, Ankara’nın bu misyonunu şiirlerinde övmüştür. Ankara’nın bu ilk dönemi 1923’e kadar sürmüştür. Ancak Kurtuluş Savaşı sırasında üstlendiği bu misyonu sonra sürdüremedi. Batı’yla anlaşma yaptı. Lozan’da ‘siz eski misyonunuzu ve İslam ülkelerinin liderliğini bırakırsanız hür yaşayabilirsiniz’ denince Ankara bu dayatmayı kabul ederek ilk yarayı aldı. Böylece Batı’ya kayıtsız şartsız bağlandı.” Bir milletin tarihini ve de talihini oluşturabilecek dinamizme sahip olmadığı için Ankara yeterli bir kültürel ve siyasi muhalefete sahip değildir. Ankara resmî ideolojinin yüklediği anlam çerçevesinde görece büyük bir şehir olabilir. Fakat büyüklüğü kuşatıcılığı ya da bir araya toplayıcılığı ve toparlayıcılığı ile ilgili değildir. Dolayısıyla merkez olmayı hakkıyla başaramamıştır.

Bedir Acar: “Ankara’da dayısı olmak” neredeyse deyim olarak dilimize yerleşmek üzere ya da yerleşmiş, Ankara’da işler büyük oranda “dayı”larla mı hallediliyor, yani “hamili kart yakinimdir” zihniyet devam ettiriliyor mu?

Hüseyin Akın: Yaşadığım, gördüğüm ve duyduğum kadarıyla bu böyle. “Ankara’da adamı olmak” neredeyse kazanılmış bir başarı gibi görülmektedir. Atama, yerleştirme ve tayin işleri birinci elden burada görüldüğü için. Çünkü halkın meclisi buradadır ve dileyen kişi dilediği parlamenter ile işlerini görüşüp takip edebilir. Dayı arka çıkandır. Atalar “Yalnız taştan duvar olmaz yıkılır / Koçyiğit’e emmi dayı il gerek” derken Ankara’yı işaret ediyor olmalıdır.

Bedir Acar: Ankara için “İyi kalpli üvey ana” diyor şair. Neden öyledir sizce?

Hüseyin Akın: Ankara yeni bir rejime analık yapan bir kenttir. Bu kent o milletin bünyesinden çıkmadığı için üvey olmaya daha yakındır. Üveylik sahiplenmeyi murat eder. İyi kalpli özelliği üveylik ile bütünleşip anneliğe yatkınlık oluşturmaktadır. Yeni Cumhuriyet kendi doğurmadığı geçmişine bağlı kitlelere annelik yapmaktadır. İyi kalplilik üveyliğin üzerine çıkmaktadır yer yer.

Bedir Acar: Ankara’nın en sevdiğiniz mekânları hangileri?

Hüseyin Akın: Ankara’nın en sevdiğim mekânları, ilçe ve yerleşim yerlerinden, Kahraman Kazan ve Şerefli Koçhisar. Caddelerden Sakarya Caddesi, Yüksel caddesi. Muhit ve mabetlerden: Hacı Bayram Veli Camii, Tacettin Dergâhı.

Bedir Acar: Sizin Ankara kitabınız gibi, edebiyatımızda başka şehirler üzerine denemeler var mı?

Hüseyin Akın: Dünyada ve ülkemizde şehir kitapları niteliğinde pek çok kitap yazılmıştır. Bunların bir kısmı kurgusal, bir kısmı ise reel özellikte, müşahede ve yorumlara dayanmaktadır. İtalyan öykücü İtalo Calvino’nun Görünmez Kentler’i, Arjantinli ünlü edebiyatçı Alberto Manguel, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın rotasını takip ederek yazdığı Beş Şehir uyarlaması kitabı, İsmail Kara’nın Rize Defteri, Ahmet Davutoğlu’nun Medeniyet ve Şehirler, Abbas Sayar’ın Yozgat Var Yozgatlı Yok kitabı gibi daha birçok şehirle ilgili birçok yazarı sayabiliriz. Burada İyi Kalpli Üvey Ana: Ankara kitabını diğerlerinden ayıran tarafı zikretmeden geçmeyelim. Deneme ile araştırma arası bir türü denemek istedim bu kitapla. Ankara’dan kalkıp İstanbul’a gider gibi bir üslûpla yazmaya çalıştım. Belgesel ve akademik özellikte kitapların bıktırıcı tarafını üstlenmek istemedim. O budur.

Bedir Acar: Eklemek istedikleriniz?

Hüseyin Akın: Ankara’nın gücü sanıldığı gibi 12 Eylül’de Kenan Paşa’nın emriyle birinci lige çıkarılmış Ankaragücü’nden ibaret değildir. Gerçek gücü Ankara’nın 15 Temmuz’da gösterdiği kahramanlık ve mücadeleci ruhunda gizlidir; yani Polatlı’da, Kazan’da, Sincan’da… Şehirleri kitaplarda gezmenin güzelliği daha bir başka oluyor bir de bunu hatırlatmak isterim. Bilet bulamayanlar kitapçılarda ve kütüphanelerde kendilerine yer ayırtabilirler.

Bütün söyleşiler