HÜSEYİN AKIN İLE KISA KISA

Cihat Efgan Akgül

dergibi.com, 10.04.2017

2017

352–355

Cihat Efgan Akgül: Yıl 2014. Türkiye Yazarlar Birliği deneme kategorisindeki ödülü Hu Dönüşü kitabıyla Hüseyin Akın’a vermişti. Şüphesiz ki çok değerli bir kitap ve çok değerli bir ödül ama Hüseyin Akın öncelikle şairdir bizim için. Kendisi çeşitli dergilerde ve Millî Gazete’de yazmaya devam ediyor. Sitemizin de halihazırdaki “şiir ve deneme editörü”. Kısa Kısa Söyleşi sorularını ona sormasak olmazdı. Biz sorduk o da cevapladı. Kendisine çok teşekkür ediyoruz. Edebiyatla ilginiz ne zaman başladı?

Hüseyin Akın: Yaşadığım dünyaya şaşırarak bakmaya başladığım andan itibaren edebiyatın içerisindeyim. Bu şaşkınlık zamanı ne zamandı derseniz, bir tarih vermem mümkün değil. “Ergenlik” diyelim buna. Sivilcelerimden evvel hayatımın her tarafında yamru yumru sözcüklerle tanıştım. Yazmaktan başka çarem olmadığını anladım.

Cihat Efgan Akgül: Çocukken tanınmış bir edebiyatçı olacağınızı tahmin eder miydiniz?

Hüseyin Akın: Tanınmış mıyım, bilmiyorum. Ben bile kendimi yeterince tanımıyorum. Tanımayı bileydim yazar mıydım hiç şiir. Çocukken hemen önümde sıkışıp tıkanmış olan hayatı yürütmekten tahmin yürütmeye fırsatım olmadı ki hiç. Hiçbir şeyi ne hayal edecek ne de tasarlayacak bir çocukluğum olmadı.

Cihat Efgan Akgül: Çalışkan bir öğrenci miydiniz? Hangi dersleri sever, hangilerinden hoşlanmazdınız?

Hüseyin Akın: Hiçbir zaman çalışkan bir öğrenci olmadım. Ne okulu sevdim ne de okula dair olanı. Hayattan kopuk bir alan gibi geldi bana okul hep. Hiçbir dersi sevmedim. Kaderin cilvesi ki Allah beni öğretmen yaptı. Lisede şiir, kompozisyon ve öykü yarışmalarında sayısız birincilikler aldığım hâlde edebiyat notum hep 1 -bir- gelmiştir karneme.

Cihat Efgan Akgül: O yıllara ait ilginç bir hatıranızı bizimle paylaşır mısınız?

Hüseyin Akın: Sınıfımızın yarısına yakını fizik dersinden kalacaktı. Benim de fizik dersim zayıftı; fakat ben zayıf nota karşı bağışıklıydım. Yedi zayıfım vardı karnemde. Fizik bu zayıfların en masum olanıydı. Duygusal bir hocamız vardı fizik dersimize giren. Mevlüt Boz diye bir hocamız. Sınıfın ihtiyar heyeti toplandı ve benim fizik hocamıza onu insafa getirecek bir şiir yazmam konusunda karara vardılar. İtiraz edemedim. Gerçekten en katı kalpli insanın bile kalbini yumuşatacak özellikte bir şiirdi. Hocamız gözyaşlarına mâni olamadı. Şiirin içerisinde ölüm, fanilik, mevlit okumak, çürük diş, kirli çorap, kafatası, kefen ve tabut gibi kelimeler geçiyordu. Sınıfımız mezarlığa bakıyordu. Mevlüt Hocamız ben şiiri okuyup bitirdikten sonra yüzünü pencereye dönüp mezarlığa bakarak öylece bir süre durduktan sonra “hepinizin sözlü notuna yüksek vereceğim merak etmeyin” diyerek zilin çalmasıyla birlikte sınıfı terk etti. Çıkarken dudaklarının titrediğini fark ettim. Ne zaman eski okul arkadaşlarıyla bir araya gelsek bu olayı hatırlar üzerine bir şiir okuruz. Tabi ardından da Fatiha.

Cihat Efgan Akgül: Nasıl yazarsınız, konu arar mısınız?

Hüseyin Akın: Konu beni bulur. Konumuma göre konum olur. Rahat yazarım. Bir mesele beni kendisini yazmak noktasında zorluyorsa geri çekilirim. Kafamda oluşur, tasavvur ve tahayyülüm belli bir kıvama geldiğinde oturur yazarım. Yazma modunda olduğum sürece yazmak benim için konuşmak gibi normal ve de akışkan bir eylemdir.

Cihat Efgan Akgül: İlk yazdıklarınızla şimdiki yazdıklarınız arasında ne gibi farklılıklar görüyorsunuz? Edebi anlayışınız ne gibi değişikliklere uğradı?

Hüseyin Akın: Yazmak yazdıkça gelişme gösteren bir eylem. Kuşkusuz belli durak ve safhalarda yazarın da kendini kritik etmesi gerekir. Bu iç bakıştır. Ayrıca dışarıdan nasıl görüldüğü de önemlidir yazarın. Dün ile bugün arasında yazdıkları itibariyle bir farklılık yoksa, gelişme göstermiyorsa yazarın durağanlığından, bitişinden bahsedebiliriz. Devinimsiz yazarlık olmaz. Dış bakış bunu en iyi biçimde ortaya koyabilir. Eleştiri insanın yazınsal yürüyüş seviyesini en iyi haber verendir. Edebi anlayışım kendi içinde kendini şekillendiren bir şey. Karar vererek bir edebi anlayış değişimine gitmez yazar. Bu yürürken ortaya çıkar. Okuyucu bunu daha iyi fark eder.

Cihat Efgan Akgül: En çok hangi yazarları okudunuz? Hangilerinin etkisi altında kaldınız?

Hüseyin Akın: Yunus, Niyazi Mısri, Eşrefoğlu Rumi başlangıç çizgisinden Mehmet Âkif, Muhammed İkbal, Necip Fazıl, Said Halim Paşa, düşünce ile duyarlığın birleştiği yazarlara, İsmet Özel, Sezai Karakoç, Cemil Meriç, Kemal Tahir, İdris Küçükömer, Ali Şeriati, Malik Bin Nebi, Mustafa Sıbai, İsmail Kara, Mustafa Kutlu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, Nurettin Topçu… gibi isimlerin yazdıklarını dönüp dolaşıp okumuşumdur. Türk ve dünya klâsiklerini de aynı şekilde okuyorum. Ömür sürecimde bana refakat ediyor bu kitaplar.

Cihat Efgan Akgül: Şimdi edebiyat sahasında bir şeyler hazırlıyor musunuz? Yeni projeleriniz var mı?

Hüseyin Akın: Hazırlamıyorum. Kendileri oluşuyor. Projem yok, bu kelimeyi sevemedim. Ne oluyorsa hayatla birlikte cereyan ediyor. Bir şiir kitabı ve bir de deneme kitabı var doğacağı zamanı bekliyor. Sanırım çok yakın.

Cihat Efgan Akgül: Bugünkü edebiyat hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hüseyin Akın: Ürünlerden çok isimler konuşuluyor. Bu edebiyatta alan kirlenmesi denilen bir problemi besliyor hâliyle. Hayattan kopuk, insandan kaçan, hakikate duyarsız bir edebiyat anlayışı salgın hâlde. Gençlik arzusu gibi görülüyor edebiyat, medeniyet unsuru olarak bakılmıyor. Kalıcılıktan ziyade günü kurtarma üzere şekillenen bir edebiyat ortamı var. Acılara duyarsız bir edebiyat. Sıkıntılı ve şaşkın. Edebiyatımız bu denli edebiyatın konusu olmaya müsait hâle gelmemişti.

Cihat Efgan Akgül: Edebiyatımızın gelişmesi için neleri gerekli görüyorsunuz?

Hüseyin Akın: Kişinin gelişmesi, kişiliğin gelişmesi, yüksek duyarlık, tahayyül ve tasavvur zenginliği, kelime tanışıklığı, sessizliği muhafaza, verili dile mahkûm olmamak, özgür düşünme, çok boyutlu okumalar, eğitim sistemimizin sonuç almalar üzerine değil insan inşa etmek üzere yeniden tesisi, gelenekle barışmak, fanilik üzerine kafa yormak, kısır ve yapay gündemlerden zihni arındırıp sahici gündemlerle meşgul olmak… gibi önemli hassasiyetler direkt ya da dolaylı anlamda edebiyatımızı geliştirecektir. Zira her şey insanda başlayıp insanda bitiyor.

Bütün söyleşiler