HÜSEYİN AKIN İLE SÖYLEŞİ

Rıdvan Kaşıkçı

Çekmeköy Dergisi, sayı 35, Ekim 2017

2017

374–381

Rıdvan Kaşıkçı: Klâsik bir soruyla başlıyoruz. Yazmaya nasıl başladınız? Ne zamandan beri yazıyorsunuz?

Hüseyin Akın: Yazmaya çocuklukla ergenlik arası bir dönemde başladım diyebilirim. Geçiş dönemi sıkıntılarını en iyi yazarak anlatabileceğim konusunda biri kulağıma bir şey fısıldamıştı sanki. Kendimi hiçbir zaman anlamadığım ve anlatamadığım bir dönemdi. Köyden kente yeni göçmüştük. Her şey tanımsızdı benim için. Biz kuşak olarak dert ve sıkıntılarını babalarıyla paylaşamayan mahcup çocuklardık. Bütün bu durumlar farkında olmadan yalnızlığımızı besledi. Yazmak yalnızlığı imkâna dönüştürmekle mümkün olan bir şey. Konuşmak yanında hep birini ister. Konuşurken ortaya koyduğumuz düzyazıdır. Yalnızlığımıza susarak eşlik ettiğimizde şiire yaklaşmış oluruz. Kendimi bildim bileli yazıyorum. Anlayacağınız insanın kendini bilmesi kendisi ile didişmesinin başlangıcını teşkil ediyor.

Rıdvan Kaşıkçı: Bir kitabı oluşturma süreci nasıl olur?

Hüseyin Akın: Söz konusu ettiğiniz şiir kitabı ise bu uzun bir zamanın mahsulüdür. Şiir kitabı yazılmaz, insan şiirlerini zamanı gelince kitaplaştırır. Kitaplaştığı için şiir olmaz, şiir olduğu için kitaplaşır. Kitabın içerdiği bölümler birbiriyle uyum içerisinde olması gerekir. Bütünlükten yoksun parçalar kitap olma iddiası gütse de aslında bir kitabın çatısı altına sığınmış gibidirler. İnsanın yetkinliğe ulaşması ile bir kitapla konuşması birbiriyle paraleldir. Yazarlığı bir tatmin aracı ya da statü gibi algılayarak koltuğunun altında dosyalarla dolaşarak kitap sahibi olmaya çalışmak bu doğal süreci ıskalamaktır. Kitabınızı okuyucunun çağırması gerekir. Okuyucuyu hesaba katmadan yayımlanan kitaplar söyleyecek sözü olmayan kâğıt desteleridir.

Rıdvan Kaşıkçı: Herhangi bir eserinizin tamamlanmasını uzun süre beklediğiniz oldu mu?

Hüseyin Akın: Ben değil, ama okuyucularım beklemiş olabilirler kitabımın çıkmasını. İlla bir kitabım olsun diye hiç düşünmedim. Eserin vücuda getirilme süreci en az tamamlanması kadar mutluluk veren bir süreçtir. Her kurduğunuz cümle sizi hiç beklemediğiniz bir cümleye bağlayabilir. Yazan kadar yazdıranın olması sizi gizemli bir yolculuğa çıkarabilir. Uzun süre beklemek ürün vermenin tabiatına aykırıdır, zira şair usandırır.

Rıdvan Kaşıkçı: Yazmak isteyip de bir türlü cesaret edip yazamadığınız bir konu var mı?

Hüseyin Akın: Yazmak istediğim her şeyi yazabileceğime inanıyorum. İstemek zaten yazmanın olmazsa olmazı. Yazmak istemediği hâlde yazmak zorunda kalmaktır asıl müşkül olan. Cesaret sorunum yok, sadece hassasiyetlerim ve sınırlarım var. Cesaretsizlikten değil, ama bir türlü şöyle oturamadığım için yazmak isteyip de fırsat bulamadığım bir yazılmamış romanım var. Askerlik ile ilgili. Şöyle kendime inkıtasız geniş vakit bulursam şayet oturup yazmayı düşünüyorum.

Rıdvan Kaşıkçı: Türk ve dünya yazarlarından en çok kimi / kimleri beğenirsiniz?

Hüseyin Akın: İsmet Özel, Sezai Karakoç, Nurettin Topçu, Cemil Meriç vb. Walter Benjamin, Kafka, Dostoyevski, Tolstoy, Guillaume Apollinaire, Gogol vb.

Rıdvan Kaşıkçı: Gençlere kimi / kimleri okumalarını önerirsiniz?

Hüseyin Akın: Önce tabiatı okusunlar, insan okumaları yapsınlar, durumları okusunlar, gökyüzünü, elma ağacını defalarca okusunlar. Türk ve dünya klâsiklerini, çağdaş edebiyatı takip etsinler.

Rıdvan Kaşıkçı: İlk eserlerinizin sizde özel bir yanı var mı?

Hüseyin Akın: Var elbette. Özel yanı ilk olması. İlk göz ağrısı, ilk çocuk gibi bir şey. Mahremiyetin ilk kez ifşa edilmesi diyebiliriz buna. İlk eserim Sevmek, Karanfil ve Kiraz adlı şiir kitabımdır. Bu kitap diğer kitapların kılavuzu olmuştur.

Rıdvan Kaşıkçı: Edebiyatın farklı türlerinde eserleriniz var bu türlerden hangisinde yazmak sizi daha çok mutlu ediyor?

Hüseyin Akın: Şiir tabi ki. Yokuşu tırmanma başarısı gibi bir şey bu.

Rıdvan Kaşıkçı: İlk şiir kitabınız 1997 yılında yayımlandı. Bundan sonra da şiir kitapları yayımlamaya devam ettiniz. Şiirin size olan tesiri nedir? Şiirlerinizi nasıl tanımlarsınız?

Hüseyin Akın: Şiir benim için hayatı çekilir kılan bir şey. Asli dil. Eşyayı isimleri ile teker teker çağırabilme yeteneği bahşeden bir enstrüman. Eşyanın künhüne ancak şiirle ulaşabilir insan.

Rıdvan Kaşıkçı: Sevmek, Karanfil ve Kiraz kitabınızdan son eseriniz Tespitçi Dükkanı’na kadar gelen süreç içinde yazı hayatınızda nasıl değişiklikler oldu?

Hüseyin Akın: Yazdıkça yazmanın ne denli zor olduğunu kavradım. Yazmanın yazgıyı dillendirmek olduğunu keşfettim. Hayatımın tutanaklara geçmiş hâliydi yazmak benim için. Asıl olan yazmamaktır, bunu fark ettim. Dünyada işler yolunda gitmediği zaman insan yazmaya sarılır. Onu bir imkân olarak kabul eder.

Rıdvan Kaşıkçı: Özülke, Kardelen, Endülüs, Kırklar, Derkenar, Lamure, İtibar dergilerin mutfağında bulundunuz bunun yazı hayatınıza nasıl katkıları oldu?

Hüseyin Akın: Dergilerin mutfağında bulunmak insanın sabrını geliştiriyor. Beğeni düzeyini terbiye edip kendini eleştirebilme imkânı sağlıyor. İçinde bulunduğum dergiler bizi hem edebiyat, hem de hayat bilgisi olarak eğitti diyebilirim.

Rıdvan Kaşıkçı: Dünyadan çok rüyalara inanan bir şair olarak biliniyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?

Hüseyin Akın: Bu yaklaşım benim bir şiirimden yola çıkılarak yapılıyor sanırım. “Ben rüyaya inanırım, dünyaya değil” demiştim “Susma Hakkı” isimli bir şiirimde. Suyun kaldırma gücü bile dünyanın kandırma gücünden daha az. Bu yüzden rüyalar bana rengârenk ışıklı şehirler gibi gelmiştir. Gördüğüm bu rüyadan hiç uyanmamak isterim.

Rıdvan Kaşıkçı: Uzun yıllardır kalem elinizde, kâğıt önünüzde yazıp durmaktasınız. Soralım biz de o zaman yazmak sizin hayatınızda nasıl bir anlamı karşılıyor?

Hüseyin Akın: Yaşadıklarımı tutanaklara geçiyorum. Yazmadığınızda yaşadıklarınızdan geriye derin bir hasret, uzun bir bekleyiş, sürekli bir hayıflanma kalıyor sadece. Yazınca yaşadıklarınızı geri çağırabiliyorsunuz. Şayet çağırmasını iyi biliyorsanız hepsi teker teker geri geliyor yaşadıklarınızın. Üstelik yanlarında şimdiki zamana ait bir şeyler de getiriyorlar. Demem o ki yazmak çok boyutlu bir farkındalık sağlıyor. Hayatın hafızasına kendimi perçinliyorum.

Rıdvan Kaşıkçı: “İnsan bu dünyaya cümle kurmaya gelmiştir” diyorsunuz. Siz kendi cümlenizin neresindesiniz?

Hüseyin Akın: Ben cümlemi tamamlamak üzereyim. Üzerinde kelime ve imla değişiklikleri yapıyorum şimdilik. Tek tek söylediklerimi bütüncül yazabildiğime hayat beni ikna ederse cümlemi kurmuş sayacağım kendimi. Tabi kelimeler kendine mukayyet olursa. Allah cümlemizi korusun.

Rıdvan Kaşıkçı: Yazmadan duramamak biraz da rahat duramamak demek sanki. Kaleminizin ucunu keskinleştiren nedir? Yazarken sakınmak bir de bu sizin kitabınızda var mı?

Hüseyin Akın: Yazmadan duramamak yazmayı hayata dönüştürmekle ilgili bir şey. İnsan yazdıkça nefes alıyor gibi oluyor zamanla. Ben hayatı rahatta değil “hazır ol”da dinlemeye alıştım. Rahatlık şiir için olumsuz bir şey. Rahatsız olmalıyım, rahatsız edilmeliyim ve rahatım kaçmalı ki şiir yazmaya bir gerekçem olmuş olsun. Temkin ve tedbir üzere bir şeyler yazmadım hiç. Sakınmak mı? Neden sakınayım, kimden çekineyim ki söz konusu olan şiir olduktan sonra. Kınayanların kınamasından çekinen biri zaten yazınsal devinimini yitirmiş sayılır. Beni çeken şeylerden çekinmem. Beni çekmeyen şeyler zaten şiir dışıdır. İşin bir de oto sansür tarafı var. İnsan inandığı zaman bu bağlanışı yazı dahil bütün hayatına yerleştirir. Dolayısı ile sınırlarını koruyan bir zihin yapısı gelişir zamanla. İşte bu bende var.

Rıdvan Kaşıkçı: Edebiyat dünyası diye bir dünya var mı? Hüseyin Akın bu dünyanın içinden mi konuşuyor? Bu dünya ile ilgili en fazla nelerden şikâyet ediyor?

Hüseyin Akın: Edebiyat dünyası diye gündemimizi işgal eden şey sanal bir dünyadan ibaret. Bir vehim yani bütün olup bitenin en kısa anlatımı. Hayatın içerisinde edebiyat vardır, edebiyatın kendisi hayata rağmen var olan bir şey değildir. Hayattan büsbütün yalıtılmış bir edebiyat maraz doğurabilir ancak. Ben böyle bir dünyanın değil içinde olmak kıyısında ya da eşiğinde bile değilim. Durduğum yer edebiyat olarak da bulunduğum yerdir.

Rıdvan Kaşıkçı: Geçmişten bugüne birçok dergide yazdınız, hatta önderlik ettiniz çoğunda. Edebiyat dergilerinde eksilen, fazlalaşan ne var, geçen yıllar içinde yaşadıklarınız ve izlediklerinizden yola çıkarak neler söylersiniz?

Hüseyin Akın: Edebiyat dergilerinin okul olmaktan hızla uzaklaştığını görmek hiç zor değil ne yazık ki. Edebiyat günümüz edebiyatçılarının kimyasını değiştiriyor. Çocukların uzak durması gereken yerler hâline geldi edebiyat mahfilleri. Ürünler değil kişiler konuşuluyor daha çok. Eleştiri ya güzelleme ya da yerin dibine batırmaya dönüşmüş. İmkânların bir yerlere taşıdığı inşaların resmigeçidine tanık oluyoruz. Ekranlarda da bu insanların hep arz-ı endam ettiğini görüyoruz. Gerisi herkesin bildiği şeyler…

Rıdvan Kaşıkçı: Kültürel iktidar meselesi var bir de bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Bir bu mu eksik?

Hüseyin Akın: Kültürü birey ve toplum doğurur, inşa ve ihya eder. Devlet kontrolünde ve iktidar himayesinde bir kültür olsa olsa ancak endüstri oluşturabilir. Devlet ve iktidar kültürü yaratmaz, sadece korunmasına yardımcı olur. Kültürün iktidarı olmaz, nüfuzu, etki alanı ve de zenginlikleri olabilir.

Rıdvan Kaşıkçı: Uzun yıllardır gazetelerde köşe yazıları kaleme alıyorsunuz ancak her biri hayata dokunan konular içeriyor, günlük siyaset dedikodu üretmeden esaslı yazılar kaleme almak ne ile mümkün?

Hüseyin Akın: Günlük siyaset öğünlük yemek gibidir. Yersiniz biter, gelecek öğüne kadar kendinizi iyi hissetmenizi sağlar. Oysa kalıcı şeyler ortaya koymak öyle değildir. Geniş zamanlı köşe yazıları yazdığım doğru. Gündemin etkisi ile yazılan şeyler haber bültenlerinin ilgisi dahilindedir. Hayata dar pencereden bakmamak lâzım. Bana birilerinin gösterdiği değil, benim baktığım yerden görünen önemlidir.

Rıdvan Kaşıkçı: Bilhassa denemelerinizde bir muziplik var, yazılarınızı oldukça sevimli kılan ince mizah öğeleri dikkat çekiyor. Çok ciddi konularda bile neşenizi kaybetmiyorsunuz. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Hüseyin Akın: Yazma neşesi diye bir şey. Bu neşe sadece yazma ânında değil, yazmadan önce ve yazdıktan sonra da kişiyi sarıp sarmalamalı. Yazma eforu için bu çok önemli. Gerilimli bir durumu bile neşe ile yazmalı insan. Ben denemeyi özgün bir tür hâline getiren şeyin bu özelliği olduğuna inanıyorum. Yazarın mizaç ve karakteridir denemeye rengini ve de kokusunu veren.

Rıdvan Kaşıkçı: Deneme, inceleme, öykü türlerinde uzun yıllardır kalem oynatıyorsunuz ancak şiirin yeri sizde başka mı ya da diğer türleri besleyen şair Hüseyin Akın mı?

Hüseyin Akın: Söz uçar şiir kalır. Asıl olan şiirdir. Deneme ve diğer alanlarda yazdıklarım şiir dışında olduğum zamanların ürünleridir. Şiirin dili kuşatıcıdır, denemden öyküye, sinemadan resme kadar bütün sanat ve edebiyat alanlarında şiirin kuşatıcılığı vardır. Benim için de şiir bütün yazdıklarımda temel saik sayılabilir.

Rıdvan Kaşıkçı: Şairin hassasiyeti, sorumluluğu neyi ifade eder sizin için bu sadece şiirin konusu mu yoksa bir varoluş meselesi mi?

Hüseyin Akın: Şairin sorumluluğu yaşadığı dünyanın aktif canlı tanığı olmaktır. Tanık olmak seyirci olmaya razı olmamaktır. Şair yirmi dört saat teyakkuzda olan adamdır. Şiir yazmak yerinde duramama hâlidir. Sezai Karakoç üstadın dediği gibi olup biten şeylerin olup bitmemesi için bir şeyler yapma gayretidir şiir yazmak. Toplumunun atan nabzı, çarpan kalbidir şair. Sözün kuvvetini bilerek bu kuvveti zalimlerin ve ceberutların üzerine bir yumruk gibi indirmelidir şair.

Rıdvan Kaşıkçı: Türk şiirinin seyrinde şimdi nerede olduğumuz sizin için belirgin mi?

Hüseyin Akın: Özellikle doksanlı yıllardan bugüne, yazılan şiire baktığımızda Türk şiirinin dünya şiiri içerisinde çok önemli bir yere sahip olduğu bir gerçektir. Günümüz şiirini geleceğe intikal ettirecek güçlü bir geleneğe sahibiz. Sezai Karakoç’un gölgesi sadece yaşadığımız yüzyıla değil gelecek yüzyıllara da vuracak etkiye sahiptir. İsmet Özel gibi şiirimizin çok önemli bir damarı Türk şiirine hareket kabiliyeti sağlıyor. Ülkü Tamer yaşayan bir şiirin soluk alışverişi gibi. Özellikle 2000 sonrası şiir çok kuvvetli, devinimli bir kanala sahip. Bugünü bugünden tanım ve tespite kavuşturmak doğru sonuç vermez. Bugünün Türk şiirini okuyup teslim edecek olan gelecek on yıllardır. Zira asıl olan geleceğe kalabilmektir.

Rıdvan Kaşıkçı: Bir şair imgeyi gözünü kapatarak mı yoksa her an hayata hayret ile bakarak mı yakalar?

Hüseyin Akın: Gözü kapatarak kendi içinize çekilirsiniz. Buradaki iç dışarının kapısını üzerinize kapadığınız içtir. Bu değildir imge ile şairin alışverişi. Gördüğünün üzerinde kalabalıkların alışıldık gözle bakıp da ıskalayıp göremediklerini görebilme derinliğidir. Şair yaratılış şaşkınlığını üzerinden atamayan, hayret makamında yaşayan adamdır. Eşyanın künhüne vakıf olmakla insan imge dünyasına dahil olabilir. Allah’ın insana yeryüzüne konuk olmazdan evvel öğrettiği isimlerin orijinal hallerini ancak şairler ifade edebilirler. Zira ağaç sandığımızdan daha fazla ağaç, kedi gördüğümüzden daha fazla kedi, deniz kastettiğimizden çok daha fazla denizdir. İnsan asli dili olan şiire rücu ettikçe hayatın anlamını kavrayıp hakikate ve vahye vasıl olabilir.

Bütün söyleşiler