İRONİ ÇAĞI DİYEBİLECEĞİMİZ BİR ÇAĞDA YAŞIYORUZ
GörüşmeciTeferrüç
KaynakTeferrüç, sayı 3, 2017
Yıl2017
Sayfa382–385
Teferrüç: Sayın Akın, yaklaşık 30 yıldır şiirleriniz, yazılarınız yayımlanıyor. Edebiyat dünyasında üretkenliğinizle, eserlerinizin kalitesi ile iyi bir yer edindiniz. Alışılmış bir soru olacak, niye yazıyorsunuz?
Hüseyin Akın: Desem ki “yaşamak ve de hayat tek başına yetmiyor. Ele avuca sığmıyor yaşadıklarım. Buhar olup uçuyor, zamanla beraber kuyruğunu kısıp gidiyor, hayatı çoğaltmam lâzım, yaşadıklarımı tutanaklara geçmem lâzım”. Bu size cevap olur mu bilmem. O kadar zor bir soru sordunuz ki gördüğünüz gibi bu sorunun altında eziliyorum. Suçumu yüzüme vuruyorsunuz. Suçum ne mi? Herkes gibi yaşamayı becerememiş olmam elbette. “Yaşa gitsin” diyebilirdim pekâlâ. Bunu bir türlü başaramadım. Zaten ben neyi başardım ki bu dünyada. İstiyorum ki şu dünyadan çekip gitmeden evvel dünyanın yüzüne karşı söyleyeceğim bir çift sözüm olsun. Ne dünya benim arkamdan konuşsun ne de ben dünyanın arkasından konuşayım. Yüzüne karşı dünyanın “ey dünya sen ne alçaksın” diyebilme fırsatını yakalamışken onu söyleyeyim istiyorum. Bunu söylemeden göçüp giden o kadar çok insan var ki.
Teferrüç: Bir de değişik alanlarda ürün verme başarısına sahipsiniz. Şiir, hikâye, deneme, fıkra vb. birçok dalda ürün vermek zor olmuyor mu? Hangi türde kendinizi daha rahat ifade ediyorsunuz? Hüseyin Akın daha çok şiir midir, hikâye midir, deneme midir?
Hüseyin Akın: Bir yerden sonra insan ne yaptığını bilmez hâle geliyor. Hiçbir şeyin fark etmediği bir ömür safhası var. Sanırım ben o safhayı yaşıyorum. Söyleyeceğin şeyi şiir olarak söylesen ne fark eder, hikâye ya da deneme olarak söylesen ne fark eder diyebileceğin bir safhadan bahsediyorum. Nihayetinde hepimiz kendi türkümüzü söylüyoruz. Tabi bana en uygun enstrüman şiir. Bazen hayat beni hikâyeye, kimi zaman da denemeye yaklaştırıyor. Buna da itiraz etmiyorum doğrusu. Ben ne şiir, ne hikâye ne de başka bir şeyim. Her zaman ve daima kendim olarak kalmaya özen gösterdim. Edebiyat bu konuda bana yardımcı oldu. Özellikle şiir en sadık refakatçim olmuştur. Şiir yılmaz, tırsmaz, üşenmez; kara gün dostudur. Diğer türlerin türlü türlü halleri var.
Teferrüç: Sadece şiirlerinizde değil denemelerinizde, köşe yazılarınızda da ironik bir dil kullandığınız göze çarpıyor. Bu da sizi diğer yazarlara, şairlere göre daha okunur kılıyor. İronik bir dili tercih etmeniz daha çok okunmak için değildir herhalde. Nasıl bakıyorsunuz ironiye?
Hüseyin Akın: Ya şunu söyleyeyim öncelikle: Ne kadar kendimi zorlasam da rol yapamıyorum. Bazı yazarlar gibi yazarken poz veremiyorum. Bu sebepten olsa içimden nasıl geliyorsa öyle davranıyorum. Zaten üslûp denilen şey de bu şekilde oluşuyor. Aksi takdirde hepimiz birbirimizin pozunu taklit eder, klişeleri tekrarlardık. İroni çağı diyebileceğimiz bir çağda yaşıyoruz. O kadar çok trajik olanla komik olanın izdivacına tanık oluyor ki insanlık. Gel de yazma!
Teferrüç: Kitabı yayımlanmış birçok şair ve yazarı imkânlarınız ölçüsünde tanıtmaya çalışıyorsunuz. Kimi zaman bunu dergilerde kimi zaman gazetedeki yazılarınızla yapıyorsunuz. Bizce çok önemli bir çabadır bu. Edebiyat dünyasında eleştiri veya tanıtım metinlerini yeterli buluyor musunuz?
Hüseyin Akın: Hiçbir kitabı tanıtmak için tanıtmıyorum. Bu bir sorumluluk daha çok. Bana kimse yaz demeden yazıyorum. Hatta birilerinin “onunla ilgili yazma” dedikleri kişilerin eserlerini de yazıyorum. Ne yapayım, kendime mâni olamıyorum. Geçtiğimiz yıllarda bana hayatımın hayal kırıklığını yaşatan bir şairle ilgili bağrıma taş basarak uzun bir yazı yazdım. Pişman mıyım? Asla! Yine olsa yine yazarım; üstelik bu sefer bağrıma taş falan basmadan yaparım bunu. Ölümlü bir dünyada yaşıyoruz. Her şey gibi kinler, nefretler, husumetler ve “o bana şunu şunu yapmıştılar da yok olup gidecek”. İyisi mi unutalım kötüyü ve kötülükleri, aklımızda iyi şeyler kalsın. İyi insanların atları ile ilgili sürekli methiyeler düzmek yerine kötü insanların eşekleri üzerine de üç beş sağlam, iç ferahlatan cümle kuralım. Edebiyat dünyasındaki eleştiri ve de tanıtım metinlerini kötü niyetli ve reklam amaçlı olanlar hariç hiç yoktan iyi görüyorum. Lâkin herkes kendi dünyasının dışındakine sağır, kör, topal ve hatta geri zekâlı.
Teferrüç: Hüseyin Akın, öğretmen bir şairimiz. Gençlerin edebiyata ilgisini nasıl buluyorsunuz?
Hüseyin Akın: Yok öyle bir şey. Gençlerin edebiyatla ilgilenmemesi için her geçen gün daha çok gayret gösteriliyor. Ders yükü, test yoğunluğu, kısa mesafeye ayarlı koşular, üniversiteyi kazanma noktasındaki anksiyete sorunu, popüler kültür, öğretmenlerin bedii zevklerden hızla uzaklaşması gibi birçok sebep gençlerin edebiyattan mümkün mertebe uzak durmalarını sağlayan gelişmeler. Ara sıra yazan öğrenci çıkmıyor değil elbette. Fakat yazan öğrenciler umumiyetle yerini yadırgayan, huzursuz ve de sınıfa sığmayan cinsten kişilikler. Bu her zaman böyledir. Aykırı ve cins bir kafa ancak edebiyatla, sanatla uğraşabilir.
Teferrüç: Derslerde karikatür çizmeye devam mı?
Hüseyin Akın: Muktezay-ı hâle uygun olduğu zaman karikatür çiziyorum. Şiir gibi bir şey bu da. Bir imge yakalamak gerekiyor. Mizah eğitimde şayet iyi kullanılırsa çok önemli, tesirli bir dil. Ben karikatür ve mizahı sınıf yönetiminde çok elverişli bir imkân olarak görüyorum. Çizdiğim karikatürler pedagojik nitelikli. Öğrenciyi motive eden ya da moral aşılayan türden. Çok düşük not alan bir öğrencinin kaygısını giderip gözyaşlarını çizdiğim karikatürle dindirebiliyorsam dersimi çizerek anlatmışım demektir. Benim öğrencilere çizgiyle vermek istediğim dolaylı mesaj şudur: “Arkadaşlar, ne olursa olsun bu hayatta bir çizginiz olsun ve asla çizginizi bozmayın! Bir de sarı çizgiyi geçmemeye özen gösterin!”
Teferrüç: Son mahsulleriniz nelerdir?
Hüseyin Akın: 2017 yılı içerisinde iki kitabım yayımlandı, son şiirlerimi içeren Yan Tesir ile son denemelerimi kapsayan Tespitçi Dükkânı. Yaşamaya devam ettiğime göre bu mahsulleri vermeye devam edeceğim demektir. Şiirdeki gerilimi deneme ile atıyorum. Bir taraftan da şiirsizlik insana güçten düşme gibi geliyor. Bu duruma mahal vermemek için şair ara vermeden yazmalıdır. Ara verirse şayet araya başka şeyler girer ve de şairin teri soğur. Yazdıklarımdan çok yazmayı düşündüklerim var. Yazmayı düşündüklerim beni yazdıklarımdan daha çok heyecanlandırıyor. Daha çok hikâye yazmak istiyorum mesela. Fikir temelli eserler düşünüyorum. Mizah yoğunluklu kitapları da unutmuyorum tabi. Daha birçok şey var, ama söylemeyeyim sürpriz olarak kalsın.