BENİM KİTAPLARIM

Duran Boz

Duran Boz, Okuma Hikâyeleri, İz Yayıncılık, İstanbul 2017

2017

386–389

Hüseyin Akın: İlkokul yıllarımda okuduğum ilk kitaplar evimizin değişmez kitapları Niyazi Mısri, Eşrefoğlu Rumi ve Yunus Emre Divanıydı. Her ne kadar bu kitapların dilini ve ne dediğini çözemesem de tınısı ve kelime büyüsü ile bu kitaplar bende tarifi imkânsız duygular uyandırıyordu. Gezmediğim yerleri sevmek gibi bir şeydi bu. Kitabın kendisini sevmek, hele bir de ciltli bir kitapsa onu gönül yordamıyla kavramak az bir şey değildi. Benim çocukluğum bu üç kitabın yanına kattığım bol resimli anne şiirleri seçkisi ile geçti. Dönüp dolaşıp bu kitapları okudum. Hâlâ hayatımın bir taraflarında bu kitapların izi vardır. Lise yıllarımda Şule Yüksel Şenler, Mustafa Müftüoğlu ve Kadir Mısıroğlu gibi yazarların kitapları üzerinden başımı erken kaldırıp İsmet Özel ismiyle tanıştım. Yeni ihtida etmiş Marksist bir yazar olarak o dönem herkes gibi benim de ilgimi çeken bir şairdi İsmet Özel. Özel’in ilk okuduğum kitabı, o zamanlar yeni çıkmış olan Şiir Okuma Kılavuzu’ydu. Bu kitabı şiir yazma kılavuzu olarak algılamış ve öyle almıştım. İlk anlarda pek bir şey anlamadığım bu kitap sonraki zamanlarda başucu kitabım olmuştu. İsmet Özel’in sadece şiirleri ve şiire dair yazdıkları değil, aynı zamanda teknoloji ve yabancılaşma bağlamında özgün yazılardan oluşan Üç Mesele kitabı da benim için çok ufuk açıcı olmuştu. Zamanla İsmet Özel’in bütün kitaplarını ikinci ve üçüncü okuyuşla okudum. Tercüme kitapların rağbette olduğu seksenli ve doksanlı yıllar benim delikanlılık yıllarıma tekabül eder. Kabıma sığmadığım, alanların dar geldiği yıllardır o yıllar. Necip Fazıl’ı daha önce şiir ve nesirleriyle okuyup tüketmiştim. Onun bir beytini kendime uyarlayarak bir nevi refakatçi kılmıştım. Üstat kitaplarıyla ilgili son demlerinde şöyle yazmıştı: “Yandı kitap dağlarım ne garip bir hâl oldu / Sonunda bana kalan yalnız ilmihâl oldu.” Ben bu beyitteki ilmihâl kelimesini Fizilal olarak değiştirmiştim. Fizilal lise ve fakülte yıllarımın önemli kaynak tefsiriydi. Çok geçmeden onun yerine Mevdudi’nin Tefhimul Kur’an’ını ekledim. Şimdilerde bu iki tefsirin yanına Muhammed Esed’in mealini de ilave ettim. Lise yıllarımın fikir noktasında devrim yaratan en önemli kitabı Ali Bulaç’ın Çağdaş Kavramlar ve Düzenler kitabıydı. Sağcılık ve solculuk diye boynumuza asılan yaftanın aslında hiç de bünyemize uygun bize ve bu topraklara ait kavramlar olmadığını daha o zaman anlamıştım. Lise 2. sınıfta Mehmet Doğan’ın Batılılaşma İhaneti benim için tam anlamıyla şok etkisi yapmıştı. Resmî dizgeyle ilk zihinsel hesaplaşma o yıllara tekabül eder. Şimdilerde Zaman gazetesi yazarı olan Ali Ünal’ın o dönem için oldukça rijit sayılabilecek kitabı Mekke Resullerin Yolu elimizden düşürmediğimiz kitaplar arasındaydı. Daha sonra bu kitabın yanına Muhammed Esed’in Mekke’ye Giden Yol adlı eseri de eklenecekti. Lise ile fakültenin ilk yılları Türkiye’nin yap boz oyunu iştahla oynadığı yıllardı. Bense her şeye ve herkese inat Ali Şeraiti okuyordum. Şeriati’nin özellikle Marksizm ve Diğer Batı Düşünceleri ve Toplumbilim Üzerine kitapları kafamızdaki taşları daha bir yerine oturtuyordu. Lahbabi, Meryem Cemile, Abdulkadir Udeh, Malik Bin Nebi, Hasan el Benna, Sait Havva gibi isimler kütüphanemizin büyük bir kısmını oluşturuyordu. Bu isimler bazılarının muvazenesini bozmuş olabilir, ama benim dengemi hiçbirisi hiçbir zaman bozmuş değildir. Bu kitapları hâlâ kütüphanemde muhafaza ederim. Yanlış anlaşılmasın bu münevverlerin kitapları sadece kütüphaneler için muhafazalık kitaplardır demek istemiyorum. Düşünceleriyle belleklerimizdeki yerleri sabit şahsiyetlerdir onlar. Lise yıllarımın son sınıfı ÖSS kitaplarına sürünmeden geçti. Hiç okumadığım kitaplar üniversite hazırlama kitaplarıydı. Bu kitaplara elimi sürmediğim için hiç pişman olmadım. Sezai Karakoç’u bütün eserleriyle bu dönemde okudum. En çok da İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü kitabından etkilenmiştim o yıllar. Yeni yeni Mustafa Kutlu okuduğumuz zamanlardı o yıllar. Ya tahammül Ya Sefer aslında bizim hikâyemizmiş, bunu nice sonra öğrendik. Lise son sınıf aynı zamanda Sait Faik, Sabahattin Ali, Ömer Seyfettin, M. Şevket Esendal okuduğumuz, Cemil Meriç ve Kemal Tahir’i sökmeye başladığımız zamanlardı. Fakülte yıllarımın başlarında Oğuz Atay’la tanıştım Tutunamayanlar’ı yanımdan eksik etmedim. Cahit Zarifoğlu’nu esaslı bir şekilde okudum. Yaşamak defalarca okuduğum bir kitaptı. İdris Küçükömer ve İsmail Cem’i önyargı ve peşin fikirlerden arınarak okudum. Şah Veliyullah Dehlevi’nin Huccetüllahul Baliğa adlı eserini de aynı tarihlerde bitirmiştim. Bir taraftan Tolstoy’u, Dostoyovki’yi ve Balzac’ı okurken diğer taraftan Musa Carullah Bigiyev’in Uzun Günlerde Oruç kitabını sindirmeye çalışıyordum. Ben ve benimle aynı zamanı yaşayan kuşak tek tip beslenmenin olmadığı zamanlardan geliyoruz. Eğer bugün düşünce ve duygulanımlarımızda panik yaşamıyorsak bunu biraz da bu sağlam çatılmış çatıda aramak lâzım. Düşünce ile duyarlığı, edebiyatla fikriyatı, ideolojiyle idealleri birbirinden tefrik etmemeyi işte biz bu fırtınalı zamanlarda öğrendik. Çünkü o zamanlar düşünceler kelepir kitap gibi tezgahlarda satılmıyor, fikirler sahaflara kaldırılmıyordu. Bütün bu okuma tecrübelerimden yola çıkarak ilk aklıma geldiği şekliyle gençlere şöyle bir kitap listesi çıkarabilirim: 1. İsmet Özel, Şiir Okuma Kılavuzu, 2. İsmet Özel, Üç Mesele, 3. Ali Şeraiti, İnsanın Dört Zindanı, 4. Cemil Meriç, Bu Ülke, 5. Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa, 6. Cemil Meriç, Kırkambar, 7. Cahit Zarifoğlu, Yaşamak, 8. Cesare Pavase, Yaşama Uğraşı, 9. Sartre, Sözcükler,

Duran Boz: 10. Sezai Karakoç, İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü,

Hüseyin Akın: 11. Mustafa Kutlu, Yoksulluk İçimizde, 12. Nurettin Topçu, İsyan Ahlâkı, 13. Doğu ve Batı klâsikleri, 14. Muhammed Esed, Kuran Meali, 15. Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur, 16. Oğuz Atay, Günlük, 17. Muhammed İkbal’in tüm eserleri, 18. Ahmet Hâşim, Gurabahane-i Laklakan, 19. Mehmet Âkif, Safahat, 20. Türkçe sözlük, hangisi olursa olsun.

Bütün söyleşiler