EĞİTİMİN MESELELERİNİ ÇÖZERKEN ŞİİRDEN YARDIM ALDIM

Fatma Büşra Türkcan

Star, 10.6.2019

2019

408–411

Fatma Büşra Türkcan: Hüseyin Bey, biz sizi daha çok bir şair ve deneme yazarı olarak tanıyoruz. Ara sıra toplumsal meselelere dokunan kitaplar da yazıyorsunuz. Yakın zaman önce çıkan Bana Öğretmenini Söyle kitabı da onlardan biri. İçeriden birisi olarak bu kitapla neyi hedeflediniz?

Hüseyin Akın: Öncelikle hariçten gazel okumayı sevmediğimi ifade etmeliyim. Uzun yıllar eğitimcilik yaptım. Alışkanlıklarımla değil, düşünerek, yeni yöntemler keşfederek çıktım hep öğrencilerimin huzuruna. Onları sadece kendilerine bir şeyler öğretilecek kişiler olarak değil, aynı zamanda kendilerinden bir şeyler öğrenilecek kişiler olarak gördüm. Bunu kendilerine hissettirdim. Dost oldum onlarla. “Şiirle düşünmek” diye bir şey var. Eğitime şiirle yaklaştım. Edebiyatı öğretmenlik sürecimde öğrencilerimle aramdaki en elverişli enstrüman olarak gördüm. Mizahı arabulucu yaptım. Karikatürü dolaylı anlatıma vasıta kıldım. “Çaktırmadan Öğretme” diye bir ders anlatma yöntemi geliştirdim. Eğitimi hayatla birleştirmeye çalıştım. Dersimize sık sık Sezai Karakoç, İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu, Ülkü Tamer, Osman Konuk, Nâzım Hikmet, Turgut Uyar, Edip Cansever, Ali Ural, Süleyman Unutmaz… gibi şairler de şiirleriyle konuk oldu. Abdullah Harmancı, Sabahattin Ali, Yusuf Atılgan, Sibel Eraslan, Yıldız Ramazanoğlu, Cihan Aktaş, Mehmet Erte gibi öykücüler de dahil oldular. Tecrübelerimi çözüm diye dayatmadım kimseye. Hatıra tonunda belirlemeler yaptım. Üç bölümde özetlemeye çalıştım eğitimin bugünkü sorunlarını: Öğretemediklerimiz, eğitemediklerimiz ve bir türlü anlatamadıklarımız diye. Aslında kitabın anlatım tarzı da “çaktırmadan öğretme”ye çok yakın.

Fatma Büşra Türkcan: Kitabınız kime sesleniyor? Öğrencilere mi, öğretmenlere mi, müfredat sorumlularına mı, din görevlilerine mi?

Hüseyin Akın: Kısaca herkese diyelim. Eğitim meselesi sadece öğretmen ya da öğrencinin meselesi değildir. Ailenin, toplumun, devletin ve de milletin meselesidir. Dolayısıyla meseleye “okul” bağlamında değil, daha genel bir ifadeyle maarif ya da terbiye noktasında bakmak gerekiyor. Ben bunu yapmak istedim. Sorumluluğu sadece öğrenciye veya öğretmene yüklemedim. Hepimiz belli oranlarda bu işin içerisindeyiz. Hangi okulu bitirirsek bitirelim, hangi mesleği icra ediyor olursak olalım, ömrümüzün belirli evrelerinde okul, öğretmen ve öğrenci sacayağı ile muhatap oluyoruz. Din görevlileri veya eğitim bürokratları da doğal olarak bu süreçlerden geçmiş kişilerdir. Muhatap aldığım kitlenin “efradı cami” bir kapsayıcılığı var, “ağyarını mâni” yok.

Fatma Büşra Türkcan: Öğretmenlerin saygınlığı meselesine de geniş bir şekilde değiniyorsunuz kitabınızda, düğmenin yanlış iliklendiğinden bahsediyorsunuz. Sizce eksiklik nerede?

Hüseyin Akın: Önce temel eksikliğin altını çizeyim: Eksiklik, eksikliğin olabileceğini ya da nerde olduğunu düşünüp sorgulamamakta. Halbuki en çok konuşulan konu eğitim sistemimizdeki açmazlardır. Kahve köşelerinde, ev oturmalarında bile millet bunu konuşuyor. Modern eğitim uygulamaları ile geleneksel terbiye metotlarımızı bir türlü mezcedemedik. Ayaklarımızı kapatıyoruz başımız açıkta kalıyor, başımızı kapatıyoruz ayaklarımız açıkta kalıyor. Üstümüzdeki eksik yorganın farkında değiliz. Eğitimin temel dinamiği öğretmendir. Fakat ne yazık ki öğretmeni olması gerektiği biçimde ne sunabildik ne de ona güven duyup koruyabildik. Öğretmenliğin entelektüel bir meslek olduğunu düşünmedik bile. Öğretmenler de kendilerine biçilen bu eksik rolü zamanla kanıksayıp benimsediler. Öğretmen denildiğinde çocuklarımızın karşısına dikeceğimiz bir model var mı? Bu soruya kendi öğrencilik ve öğretmenlik hayatımdan somut örnekler sunarak cevap vermeye çalıştım. Öğrenciye dayalı eksikliklerin temelinde “bilginin ne işe yaradığı” problemi var. Öğrenci öğrendiği bilgi ile sınava girmenin dışında ne yapacağını bilemiyor ne yazık ki. Öğretmen bilginin piyasaya dönük yararının dışına çıkmıyor ne yazık ki. Diğer taraftan okulun, okumanın -tahsilin-, dersin, başarı kavramının yeniden tanımlanması şart gözüküyor. Eğitim nakilcilik olmaktan çıkarılıp şahsiyet inşasına yönelmelidir.

Fatma Büşra Türkcan: İmam Hatip Liselerinde eğitime ve öğretime dair açmazlara değiniyorsunuz, din öğretimi ve din eğitimcileri konusuna kitabınızda ayrı bir yer ayırmışsınız. Dünden bugüne din eğitimi konusunda alınan mesafeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hüseyin Akın: Din derslerinde sayısal olarak bir artış söz konusu. Fakat bu artış şayet nitelikle pekiştirilmezse sadece zevahiri kurtarmaya yarayacaktır. İmam Hatip okulları ve din dersleri bu memleketin inanç ve ahlâk bağlamında sigortası olmalıdır. Seçmeli din dersleri üzerinde kaynak, öğretmen ve eğitim teknikleri bağlamında düzenlemeler yapılması şart. Gençlerimizin kapıldıkları cereyanları bilmeyen eğitimciler hâl çareleri noktasında da alışılageldik birkaç klâsik yöntemin dışına çıkamayacaklardır. İmam Hatip Liselerinde tez kadar antitezi de çok sağlam bilen öğrenciler yetiştirilmelidir. Öğretmenler gençler üzerindeki yaklaşımlarını gözden geçirmelidirler. Artık gençler beş yılda bir hızlı değişime maruz kalıyorlar. Pedagojik esasları ıskalamadan, sanat ve estetik duyguları geliştirerek, eleştirel kafa yapısına ve felsefi donanıma sahip gençler yetiştirmek gerek.

Fatma Büşra Türkcan: “Bir şeyin tadilat ve tamiratı için olmazsa olmaz şart arıza tespitidir” diyerek kitap boyunca eğitimimizdeki mevcut arızaları gün yüzüne çıkarıyorsunuz. Bu tespitlerden sonra bir tadilat ve tamiratın olabileceğine inancınız var mı?

Hüseyin Akın: Elbette var. Ben basit bir değerlendirme yaptım. Ömrümün neredeyse yarısı öğrencilik diğer yarısı eğitimcilikle geçti. Öğretmen olarak çözümde bocaladığım zaman hemen yıllar önceki öğrenciliğimle irtibata geçtim. O zamanki hocalarımın bana böyle durumlarda nasıl davrandıklarını aklıma getirdim. Hoşnut olmadığım bir durumsa ben de bir öğretmen olarak öğrencilere öyle davrandım. Yani lisede öğretmenlerimin bana davrandıklarının tam tersi hareket ettim. Bu empati hayat kurtardı. Öğretmen öğrencilerine geriye dönüşler yaparak öğrenciliğinden referanslar alarak davranmalıdır. En büyük disiplinin sevgi olduğunu yaşayarak öğrendim. Asıl olan bilgi değil, bilgiden hasıl olan şeydir. Her şeyi unuttuktan sonra akılda kalan şey. Öğretmen eğitimi önemli. Kitap okumayan, müzik dinlemeyen ve edebiyattan uzak yaşayan bir öğretmenin fakülteden kalma bilgileri hiçbir zaman ne kendisi ne de yetiştireceği gençler için sadra şifa olmayacaktır. Öğrencinin eğitimi önemli. Bunun yeri öncelikle ailedir. Aile şayet bunu okula havale ediyorsa çocuğunun dünyasında çok büyük bir boşluk oluşturacaktır. Veli eğitimi zorunlu. Zira veliler eğitime rekabetçi, piyasa şartları dahilinde yaklaştıklarının çoğunlukla farkında değiller. Öğretmene, okula ve idareciye verili değerlerle yaklaşıyorlar. Müşteri, işyeri ve satıcı ilişkisi gibi. Bu yanılgıyı tamir etmekte acele etmek gerekir. Veli çocuğunu emanet ettiği öğretmeni aileden biri gibi görmelidir.

Bütün söyleşiler