Akıl Dönmesi
YazarHüseyin Akın
KaynakMillî Gazete
Tarih26 Ocak 2015
Süre3 dk okuma
İslam dünyasının bugün içerisinde bulunduğu durum tam anlamıyla bir akıl dönmesi dir. Aklını kullanmayan toplumları akıbeti hep böyle olmuştur. Sömürülmeye müsait hale gelip sonra da mazlum feryatları atmak meseleyi düzeltmeye yetmediği gibi içinde bulunulan durum konusunda bir haklılık da kazandırmıyor. Biz niye bu hale geldik istasyonu önünde bir teşehhüt miktarı durup beklemek lazım. Afganistan, Pakistan, Mısır, Suriye, Filistin, Irak, Suriye, Libya, İran, Somali, Sudan Yoksulluk, cehalet ve kargaşa birbiriyle yarışırcasına bu ülkeleri adeta esir almış.
Buna makûs talih değil ancak mahsus tarih diyebilirsiniz. Allah ın fizik yasaları nasıl belli bir denge içerisinde ise ilahi sosyal yasalar da aynı doğrultuda seyreder: Başınıza gelen her musibet kendi ellerinizle yaptıklarınızdan dolayıdır. (Şura 30). Sadece kazanmak için değil kaybetmek için de toplumların ceht ve gayret sarf etmesi gerekir. İslam dünyasının içinde bulunduğu atalet, yoksulluk ve taassup kazanılmış yoksulluk, kazanılmış taassup ve atalettir.
Artık bir savunma mekanizması olmaktan çıkıp nerede ise geleneksel hale gelmiş olan kabahati başka yerde arama kolaycılığından vazgeçmek gerekiyor. Komplo teorileri olayların gerçek faillerinin cesaretini artırmaktan başka bir işe yaramıyor. Evet, Batı bizi sömürdü, kaynaklarımızı tüketti, ekini ve nesli mahvetti. İyi de bunları yaparken Batı tek başına mıydı En büyük yardımcısı sizdiniz. Bilmeden razı oldunuz ve şuursuzca yardım ettiniz. Bütün bunlar başınıza gelirken aklınızı kiraya vermiştiniz çünkü.
Batı aklınızda ve kalbinizde oluşturulan boşluk ve açılan gediklerden faydalandı. Aklın ve kalbin boşlukları yüzünden İslam dünyası bölünüp parçalandı. Müslümanlar kendilerini bir araya getiren sayısız müştereke rağmen ayrılış bahanelerini çoğaltmakla vakit geçirdiler. Mezhep ve de meşrep farklılıkları rahmet olmaktan çıkıp büyük kavgaların ateşleyicisi oldu. Haccın birleştirici, namazın bütünleştirici, zekâtın temizleyip arındırıcı, orucun yenileyici misyon ve işlevine rağmen bölünüp parçalanmaktan kurtulamadık.
Başka ilgiler, bağlar ve rabıtalar görünce Allah ın ipine sarılmayı bıraktık. Bir buçuk milyarlık İslam âlemi bir araya gelmiş olsaydı acaba hangi çılgın bize zincir vurmaya cüret edebilirdi İslam ın fazileti ve Müslümanların erdem, ahlak ve medeniyeti vaaz konusu olmaktan öteye gidemiyor. Maddi gelişmeler bir yana bizi biz yapan değerlerde bile dünya ortalamasının altında gözüküyoruz. Ne hazindir ki her yıl ilan edilen temizlik ve şeffaflık listesinin dünya sıralamasında hatırı sayılır bir yerimiz yok.
Hâlâ Danimarka birinci Yeni Zelanda ikinci. Bugün dünyanın en zengin ülkeleri arasında Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Brunei gibi halkı Müslüman olan ülkeler de yer alırken yine dünyanın en fakir ülkeleri arasında da Bangaldeş, Mali, Burkina Faso, Gine-Bissau gibi ülkeler sıralanıyor. Müslüman ülkeler arasındaki bu çelişki aslında Müslüman halklar arasındaki sosyal adaletsizliğin de bir fotoğrafı sayılabilir. Müslümanlar arasındaki gelir dağılımından kaynaklanan sosyal adaletsizlik, adı konulmamış kastlar, aslında bölünüp parçalanmanın hesaba katılmamış asli sebeplerindendir.
Sadece manevi kavram ve kelimeleri kemirmekle vahdet sağlayamazsınız. Tıkız kardeşlik şarkılarıyla bir araya gelmeniz de mümkün değildir. Aklınızı sahih bir şekilde kullanmanız, kalbinizi aklınız kılıp ortak bir kanaldan eyleme geçmeniz şarttır. İslam dünyasının geriliği kuşkusuz Batıya uyum sağlayamamasından dolayı değil, özüne dönüp, sahih geleneğiyle kucaklaşmaması yani İslamsızlık yüzündendir. Birçoğu despot yönetim tarzıyla yönetilen Müslüman Ortadoğu ve Afrika ülkeleri İslam yerine İslamsız ve insafsız müstemlekeci batılı egemen güçlere teslim olmuşlardır.
Maşeri akıl rayından çıkmış ve tersine işlemektedir. Hüküm kesindir ve sünnetullah kendini gerçekleştirmektedir: Allah, aklını kullanmayanları rezilliğe mahkûm eder (Yunus 100).