Diyanet’te deprem olur mu?

Hüseyin Akın

Millî Gazete

23 Mayıs 2017

2 dk okuma

Diyanet İşleri Başkan yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar üçlü kararname ile görevden alındı. Diğer bir tabirle belli bir süredir ifa ettiği “DİB yardımcılığı” görev süresi uzatılmadı. Bazı gazeteler bu görevden alınma olayını kurum içerisinde deprem olarak yorumladılar. Ben öyle düşünmüyorum. Diyanet teşkilatında en büyük hadise bile hoca sarığının minber merdivenlerinden yuvarlanması kadar ses yapar. Vakar gömleğinin üzerine sükûnet ve vurdumduymazlık ceketi giyildiği çok görülür.

Dolayısı ile Diyanet’te deprem olmaz. Varsın olmasın. Belki hareketsizlikten mütevellit bir çürümeden bahsedilebilir. Hâlâ aynı fikirdeyim, Başkan Mehmet Görmez duruşu, birleştiriciliği ve düşünce dinamizmi ile bu çürüme karşısında en büyük şanstır. Diyaneti ataletten, köksüzlükten ve ruhban reflekslerinden Sayın Görmez kurtarabilecek donanımdadır. Diyanet’te Fetö ayıklanması oldukça önemli. Fakat diğer kurumlara nazaran Diyanet’te yuvalanan Fetöcüleri ortaya çıkarmak o kadar kolay değil.

Zaten dini yoğunluklu bir teşkilat olan Diyanet’in içerisinde maklube falan yemediği sürece bir personelin Fetö ile ilişkisini çözmek zor. Zira Diyanet sızılan bir yer değil, girilen bir yerdir. Genelkurmay, emniyet, sağlık sektörü gibi yerler sızılan yerlerdir. Diyanet gibi dini yoğunluklu bir atmosfer içerisinde Fetö söylemini ayırt edebilmek samanlıkta iğne aramak gibidir. Yeniden Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar’ın görevden alınmasına dönecek olursak, öncelikle Özafşar’ın Diyanet içerisinde problemi çözebilen nadir bürokratlardan olması hasebiyle el çektirilmesi büyük kayıp olmuştur.

Çünkü bütüncül anlamda cemaatler ve dini algılama noktasında oldukça önemli tespitler ortaya koyan birisidir Özafşar. Şimdi Diyanet Başkan Yardımcısının 29-07-2016 tarihinde Diyanet TV’de yaptığı konuşmaya dikkat: “Cemaatler; denetimsiz, kontrolsüz, dini meşruiyeti her zaman tartışmalı yapılardır. Gasp edilmiş dini kavramlar üzerinden, insanlar yine gasp edilmiş, üretilmiş dinimsi yapılar içinde esir alınıyor.” “Bu mekanizma (Cemaatler) öncelikle bireylerin iradelerini ve rasyonel düşünme mekanizmalarını tahrip ediyor.

Daha sonra bir güven ve samimiyet ortamı oluşturuluyor. Ardından sanal manevi haz ortamları oluşturuluyor. Böylece insanların sağlıklı düşünmesi, sorgulaması, eleştirmesi imkânsız hale getiriliyor. Bireyin birey olması engelleniyor. Hz. Peygamber’in rehberliğinde ortaya çıkan yapılanmanın dışına itiliyor.” Bu satırlar yabana atılacak satırlar değildir. Evet, zülf-ü yare dokunuyor, ama dokunduğu yeri de iyileştirecek cinsten. Türkiye’de cemaat ve sivil toplum kuruluşların birey şahsiyet oluşumunu geciktirdiğini insan manzaralarından rahatlıkla görüyoruz.

Cemaat ve STK’ları eleştirecek bir laf ettiğinizde kendinizi kapının dışında bulabilirsiniz. Bazı cemaatler kendi müktesebat ve sermayelerinin berhava olacağından endişe ederek bu tip sağduyulu yorumlara karşı operasyonel tepkiler gösterebilirler, gösteriyorlar da zaten. Bütün mesele FETÖ cemaatinin temizlenmesinden sonra acaba devletin sırtını sıvazladığı bir oluşum olarak biz yer alabilir miyiz telaşı. Bakalım bu işin sonu nereye varacak!?

Kaynak: milligazete.com.tr →

2017 yazılarının tamamı

Bütün yazı arşivi