Hep Birlikte Konuşacağımıza Teker Teker Susalım ki Ne Dediğimiz Anlaşılsın

Hüseyin Akın

Millî Gazete

25 Şubat 2015

3 dk okuma

İnsan kendi değerini en iyi başkasında görebilir. Değeri bir insanın üzerinde göremeyen hayatın içerisinde nasıl görsün Değer yargılarının hızla aşındığından şikâyet ediyoruz. Sebebini hiç düşünmeden bir sürü mazeret sıralayıp duruyoruz. Çok kötü zamanlarda yaşadığımızı mı dersiniz, yoksa dünyanın bir türlü tutmayan çivisini mi Kimsenin aklına dünya hep aynı, değişen insanın kendisidir gerçeği gelmiyor. Bütün yapıp ettiğimiz kendimize yüksek fiyatlar biçmekten ibaret.

Mukayese öyle bir hale gelmiş ki terazinin ağır gelen kefesinde herkes kendini görüyor. Şayet bir değer sorunundan dem vuruyorsanız yapmanız gereken bellidir: Karşınızdakinin değerini bilmek. Göz nasıl kendini göremezse insan da kendi değerini kendinde değil başkasında görür. Ne denli kıymetli olduğunu bilmek istiyorsa başkasındaki değeri göremeye çalışmalı insan. Eğer gerçekten bir şeyi muhafaza etmek istiyorsanız onu üzerinizde taşıyınız. Yoksa daha çok şikâyet edersiniz.

Nesnelerin değerlerinden önce fiyatlarını soruyorsak değeriniz üç paralık olmuş demektir. Evet, bir değerler aşınması olduğu gerçek. Böylesi durumlar ispata gerek duymazlar. Yaşadığınız dünyanın ağırlığı ikide bir sırtınızdan kayıyorsa şirazesiz bir hayata hazır olmalısınız. Soluduğunuz hava, konuştuğunuz insan, aldığınız ücret, gördüğünüz muamele değerler skalasının ne tarafına düştüğünüz hakkında yeterli bilgi verecektir. Hayata ve insana dair bu hızlı çürüme karşısında yapılan şeyler nedense hep aynı.

Istırabını duyup şikâyetçi olduğumuz hususu karşımızdakini bıktıracak kadar konuşmak. Sanki yapacak başka bir şey yokmuş gibi sorumluluğumuzu konuşarak yerine getirdiğimizi zannetmek. Paneller, konferanslar, sempozyumlar, vaazlar hep bunun için organize ediliyor. Sözün tükendiği yerde bile yine sözden yardım istiyoruz. Değerler eğitimi başlığı etrafında başta okullar olmak üzere birçok kurumda yapılmaya çalışılan şey de bu nafile söz turlarından başka bir şey değil.

Kendini hayatın içerisindeki örnekliklerle hissettirmesi gereken değerleri bile söz turnuvalarına alet ettik ya, doğrusu bravo bize! Değerlerin insanı hilkatiyle buluşturma vasıtası olduğunu ve ete kemiğe bürünmesi gerektiğini bu etkili ve yetkili zevata acaba kim hatırlatacak Sözgelimi doğruluk gibi bir değeri genç kuşaklara aktarmanın yolu bu konuda bol miktarda doküman çıkarıp görünür yerlere asmak ya da hayatta hiç karşılığı olmayan afakî cümlelerle güzellemeler yapmak mı Hiç sanmıyorum.

Kimi zaman anlatmamak ve söylememek anlatıp söylemekten daha etkin olabilir. Tebliğ, irşat ve terbiyenin konuşmaktan daha etkili enstrümanları da vardır. Örnek mi istiyorsunuz, hemen söyleyeyim: Konuşmamak! Çünkü konuşmamak insana konuşmaktan daha önemli sorumlulukları olduğunu haber verir. Konuşmanın tekelini kırdığımızda bir şeyler yapmak gerektiği sonucuna ulaşırız. Dillendirdiğiniz meselede samimi iseniz bir şeyler yapmak gerek; ama ne safhasında takılıp kalmadan hemen bir şeyler yapmalı aşamasına geçmek zorundasınız.

Değersizliğin hâkim olduğu yaşam alanı bulduğu- bir ortamda değerlerin konuşulma ve seslendirilme imkânına kavuşmasının ne önemi olabilir ki Üzüm demekle üzüm yemek aynı şey değildir. Tam tersi olmalı değil midir Yani değerler yaşam alanı bulmalı değersizlikler söz konusu edilmelidir. Hayat değerlerimizin olsun, mikrofon ve kürsü değersizliklerin. Evde anne baba, okulda öğretmen, toplumsal ortamlarda akil kişiler ve kanaat önderleri iyinin, güzelin ve doğrunun yaşanabilir bir şey olduğunu tavır ve davranışlarıyla göstermelidir.

Negatif örnekler ise körpe dimağlara tebelleş olmasın diye sorumluluk sahiplerince dile getirilmelidir. Peygamberimizin doğum gününü ufkundan, evrenselliğinden ve bağlamından yalıtılmış kutlu doğum kutlamalarıyla törenselleştirmek tam da böylesine bir iyi niyetli yanılgıdır. Değerlerimiz farkında olmadan hayattan koparılıp törenselleşip, müsamere unsurlarına dönüşüyor ne yazık ki. Hayatla ilişkisi kesilmiş, pratiğe dönük yüzü olmayan her türlü değer vurgusu ve söylemi bir canı önce öldürüp sonra dillere destan anma merasimi yapmak gibidir.

Hayata dikkatle baktığımızda göreceğimiz şu ki, değerlendirdiğimiz şeyler ancak değerini bildiğimiz şeylerdir.

Kaynak: milligazete.com.tr →

2015 yazılarının tamamı

Bütün yazı arşivi