Her İnsanın İçinde Bir 28 Şubat Vardır!

Hüseyin Akın

Millî Gazete

2 Mart 2015

3 dk okuma

Şu yaşa geldik, sadece ömür yaşamadık, darbenin modernini de post modernini de dost modernini de gördük. Yaşanan darbelerin de geçen günler gibi ömürden olduğunu bilmez değilim. Diyeceğim çok daha başka şeydir. Yani diyor ki içimden bir ses, bu meşum günlerin de ömre dâhil olması reva mı Her darbede geriye dönüyorsun, kaseti başa alıyorsun, cümleyi yeniden kuruyorsun. Ama buna rağmen dünya dönmeye devam ediyor. 28 Şubat rengi ve tarzı itibariyle benim gibi daha birçok kişinin içinden geçen duyguyu hesaba katan bir hinlik ve de cinlik taşıyordu bünyesinde.

İlkbahara doğru kanatlanmak üzere olan masum ve kırılgan bir takvim yaprağıymış gibi yerleşmek istiyordu zihnimize. Hayatın olağan akışına hiç müdahale etmiyormuş gibi davranarak anlam dünyamızı bozmak için olmadık oyunlar oynuyordu. Yasaklamıyormuş gibi yaparak yasaklıyor, dövmüyormuş gibi davranarak dövüyor, zulmettiğini fark ettirmeden zulmediyordu. Botların sesinden millet huylanmasın diye iskarpin giyerek yürüyordu mahremimize. Darbenin kendisine değil modern olanına karşı geliştirilen bir tavırdı bu.

Postmodern darbe adıyla şöhret bulması boşuna değildi. 12 Eylül daha çok genç ve orta kuşağı muhatap alarak gerçekleşmiş bir darbeydi ve meydanlarda, sehpalarda, karakollarda, fail-i meçhullerle can yakarak kendisini ifade etmişti. 28 Şubat ın vermek istediği mesaj daha çok 12 Eylül görmemiş genç kuşaklara dönüktü. Kitleler üzerinde çok iyi çalışılmış bir algı mühendisliği ve psikolojik bir harekâttı. 12 Eylül darbesinin fiili gerekçelerini oluşturmak için binlerce insan sağ-sol kavgasının kurbanı olarak öldürülüp yaralanırken, 28 Şubat ın gerekçelerini oluşturmak için halkın hissiyatıyla oynayacak konu mankenleri ve stratejik aktörler devreye sokuldu.

Bir filmin montajlanmış sahnelerini andıran bu kesitler halkın zihnine nereye gidiyoruz çengelini asmak içindir. Toplum mühendisleri iyi biliyorlar ki halk bu soruyu kendi kendine sorduğunda dört bir yandan halkı çatıştırma grupları çalışma grubu maskesiyle devreye girecek ve nereye gittiğimizi söyleyeceklerdir. Aslında hiçbir yere gittiğimiz falan yoktu. Bunu ispatlayıp gözlerine soktuğunuzda peşinden iyi ya biz de tam bu tehlikeyi söylüyoruz. Hiçbir yere gitmemek de bir yere gitmektir diyecekleri belliydi.

Onların istediği yolda gitmediğiniz sürece sizi yola getirmek için her teşebbüsü mubah göreceklerdir. Askerin gücü ile gücün askerleri ikisi de halkı kendi istedikleri dünyaya mecbur kılmak, kendi kurdukları bir cümlenin içerisinde kullanmak isterler. 28 Şubat postmodern darbesinin Türkçesi budur. Bir dünya görüşü, bakış açısı, yürüyüş biçimi dayatmasıdır. Buna razı etmek için karşısındakini açık kapıları kapatarak, ilkelerinden ödün verdirterek ikilemde bırakır.

Bundan da sonuç alamazsa ikna odası yöntemine başvurur. İkna odası yöntemi şeytanın insanla içte yaptığı didişmenin dışarıda sahnelenen şeklidir. Her insanın içi bir tür ikna odası değil midir zaten Ya rahmani olana uyacaksınız ya da şeytani olan sizi ikna edecektir. Darbeciler postmodern yöntemlerden hareket ettiklerinden midir bilinmez şeytanın stratejilerini çok iyi bilmektedirler. 12 Eylül modern olduğu için olsa gerektir ikna yöntemini değil, halkın kafasına vura vura kabullendirmeyi tercih etmiştir.

12 Eylül darbe iklimini yaşayanlar bu yüzden psikolojik yöntemler kullanan 28 Şubat ı tanımlamakta zorluk çekmişlerdir. Bin yıl sürecek lafı da bu harekâtın yaşanan hayata rağmen bir hareket olmadığını, aksine hayatın kendisi olduğu yalanını kabullendirmek içindir. Yani darbeciler demek istiyorlar ki biz kimseye bir şey yapmadık, dağınık sandalyeleri düzelttik, düzeni dizayn ettik . Meşhur balans ayarı dedikleri şey de budur zaten. 12 Eylül idam, işkence ve tedhiş sonucu dökülen kan izlerini sildi, 28 Şubat ise halkın kan damarlarını tıkayarak toplumsal iç kanmaya sebep oldu.

Bugün yaşadığımız sosyal, kültürel ve siyasi ortam 28 Şubat sonrasının reflekslerini ve savunma güdülerini taşımaktadır. Sürecin etkisi tam anlamıyla geçmiş değil henüz. Artçıları psikolojik olarak devam etmekte. Dün zulme ve haksızlığa uğrayan insanlar bugün benzeri haksızlıkları hiç çekinmeden birbirlerine karşı yapabilmektedirler. Müşterek haksızlığa uğramış insanların rahata kavuştuktan sonra karşısındakine tahakküm oluşturmaya çalışması nasıl izah edilir bilmiyorum.

Koşulların birileri lehine alabildiğine iyileştirildiği birilerinin aleyhine son raddesine kadar daraltıldığı bir ortamda dün el ele zinciri yapanlar bugün yürek yüreğe, gönül gönüle oturup halleşebilmenin atmosferinden bile mahrumdurlar. Şimdi soruyorum: 28 Şubat bin yıl sürecek diyenler, bu süreci acaba kılık değiştirerek Müslüman yüreklerde mi yaşatmak istiyorlar PKK nın bile silah bırakmaya hazırlandığı bir dünyada Müslüman ın Müslüman üzerine kin, nefret ve görünür görünmez silahlarla gitmesinden daha ağır bir darbe olabilir mi Demem o ki Şubat ın bir kabahati yok, yirmi sekiz in de.

Kaynak: milligazete.com.tr →

2015 yazılarının tamamı

Bütün yazı arşivi