Kilisenin de çanı var tehlikenin de, hangisini tercih edersiniz?
YazarHüseyin Akın
KaynakMillî Gazete
Tarih11 Mayıs 2015
Süre3 dk okuma
Üstesinden gelemediğimiz her meseleye bir gün tahsis etmek bir çeşit dünyaya ayak uydurma şekli. Anneler günü, babalar günü, emekliler günü, esnaflar günü, tüketiciler günü, çocuk hakları günü, dünya sağlık günü, kadınlar günü, dünya barış günü, dünya yaşlılar günü, dünya şiir günü, dünya öykü günü Sadece bu günlerin birkaç tanesi. Size tuhaf gelebilir ama çok yakında yengeler günü, kuzenler günü, yağmur sevenler günü, çekirdek çıtlatanlar, mavi giyenler, renk körü olanlar günü, bir yabancı dil bilmeyenler günü gibi günler ihdas edilip kutlanmaya başlarsa sakın şaşırmayın.
Zira şaşırır ve şaşırmaya devam ederseniz bu durumunuzda şaşıranlar ve şaşırmakta ısrar edenler diye bir günün bahanesi olabilir. Mesela anneler gününe hangi birimiz kayıtsız kalabiliyor ki Liberalinden muhafazakârına, İslamcısından sosyalistine herkes bugünde bir gün öncesi ya da bir gün sonrasına göre annesine karşı kendini sorumlu hissediyor. Ziyaretler yaparak, hediyeler alarak annelerin günü kutlanmaya çalışılıyor. Her gün anneler günüdür diyenler bu sözlerinin pratikte bir boşluğu doldurmadığını gayet iyi biliyorlar.
Bu hengâme ve gündem kalabalığı içerisinde her günün anneler günü olmasına zaten imkân yoktur. Ali Çolak ın şimdi rahmetli olan annesinin telefonda oğluna söylediği şu sözdeki hikemi hakikat gibi: Evladım, birbirimizin yüzünü görmeden ihtiyarlıyoruz . Modern kent hayatı sırtımıza yüklediği ne işe yaradığını bilmediğimiz ağırlıklarla bütün vakitlerimizi işgal etmiş durumdadır. Kimsenin kimseye ayıracak vakti yoktur artık. Vakit insanın kendi inisiyatifinden çıkmıştır.
Rivayet edildiği üzere anneler günü ABD de Anna Jarvis adında bir bayanın kaybettiği annesi için 1908 yılında başlattığı anma günü 1914 yılında kongrenin onayıyla genişletilerek bu kutlama bütün Amerika ya şamil kılınmıştır. ABD de pişer bize de düşer misali biz de bu günü 1955 yılında kutlamaya başlamışız. Türk Kadınlar Birliği nin girişimi ile tüm dünyada olduğu gibi Türkiye de de Mayıs ayının ikinci haftası Pazar günü anneler günü olarak kabul edilmiş ve o yıl yılın annesi olarak 93 harbinin meşhur kahramanlarından 98 yaşındaki Erzurumlu Nene Hatun seçilmiştir.
Kendi değerlerimiz içerisinde annelerin kalbini kazanıp gönlünü hoş tutmak için o kadar güçlü gerekçelerimiz olmasına rağmen böylesine basit bir gerekçeye dayanarak annelerimizi hatırlamak için illa da Mayıs ayının ikinci haftası Pazar gününü beklemek çok acı. Törenler ve seremonilerle ömrümüzü tüketiyoruz. Her tören hakikati örten maskeden başka bir şey değildir oysa. Anne-babaya itaatin yerini anneler ve babalar gününe devrettik. Hayatın içinden kopararak kıyısına yerleştirdik en anlamlı değerlerimizi.
Onu yaşantımıza katmak varken ona türbe yaptık gelip geçen çaput bağlayıp mumlar yaksın diye. Annemizle yaşamak yerine onu meşguliyetlerimizin kurbanı haline getirip hükmi bir ölüme terk ederek mezarını ziyaret eder gibi gününü kutlamayı tercih ettik. Her kutlama günü modern dünyanın makberidir. Hayattan kopardığımız değerlerin üzerine Fatiha okuyoruz orada. Değerleri başta çocuklarımız ve genç kuşaklar olmak üzere insanımızla buluşturmanın yolu çokça değerlerin adını anmakla değil, adından bahsetmeye bile ihtiyaç duymayacak biçimde onları hayatımıza katmaktan geçer.
Hayatta karşılığı olmayan hiçbir şey değer değildir. Değerler Eğitimi başlığı bu yüzden hayatın çok dışında, çok organize ve çok plastik bir başlık intibaı oluşturmaktadır. Doğruluk, dürüstlük, adalet, vefa, sadakat gibi kavramları çocuklarımıza törenler şeklinde öğretmek aslında onları değersizleştirmekten başka bir işe yaramamaktadır. Zaten değerli olsaydı panolarda, slâytlarda, afişlerde, gösterilerde değil, hayatta karşılık bulurdu. Değerler Olimpiyatı derken bile değerleri nasıl sadece özel maharetleri olan kişilere mahsus bir başarı nesnesine dönüştürdüğümüzün farkında değiliz.
İyiliği iyilik olduğunu düşünmeden yaptığımız zaman hakiki anlamda iyilik olacaktır. İyilik yapmak için çeşitli aşamalardan, organizelerden geçerek bir sürü dışa dönük uğraşlar veriyorsanız bu iyilik mefhumuna karşı bilmeden yapılan bir kötülüğe dönüşür. Değerlerin ödüllenmesi çok iyi niyetli bir girişim olmakla birlikte aynı zamanda çaresizliğin de kendini ele verişidir. İyilik, iyilik yapan kişiye, yaptığı şeyin iyilik olduğunu içinde duyumsadığı andan itibaren ödül olarak yetip artar.
Ayrıca Türkiye Değer Ödülleri gibi bir ödüllendirmeye gitmek büyük ağırlıkları kaldırarak rakiplerini geride bırakan bir halterciyi ödüllendirmek gibi algılanmaya müsaittir. Her babayiğit iyilik yapamaz ın ödülle tescillenmesi gibidir. Hayatın olunması gereken durum ve vaziyetleri ödüllendirilmeye başlanmışsa tehlike çanları çalıyor demektir. Kilisenin de çanı var tehlikenin de hangisini tercih edersiniz