Kültürde iktidar olmak kimin umurunda?

Hüseyin Akın

Millî Gazete

13 Mayıs 2015

3 dk okuma

Birkaç gün evvel Dil ve Edebiyat Derneği öncülüğünde Eğitim-Bir sendikasının katkılarıyla düzenlenen Uluslararası Tokat Şiir Şöleni ndeydik. Mustafa Uçurum, Ali Bal ve Mustafa Koç un büyük gayret ve fedakârlıklarıyla gerçekleşen şölende Bosna dan Cemalettin Latiç, Kosava dan Zeynel Beksaç, Kerkük ten Şemsettin Küzeci ve Tunus tan Henna Messaoudi gibi şairler de yer aldılar. Türkiye den programa katılan şairler arasında Fatma Şengil Süzer, Ayşe Sevim, M.

Atilla Maraş ve Leyla Arsal da vardı. Seçime beş kala bu program Tokat için bir çeşit kabını aşma ve çıtayı yükseltme hareketiydi. Gerçekten program o kadar güzel hazırlanmıştı ki siyasilerin iştirak etmemeleri bile bu etkinliğe gölge düşürmedi. Mahalli ve mülki idareler bu tarz programlara sadece nezaket olsun diye değil kendi konum ve makamları gereği yeni tecrübe ve açılımlar sağlayabilmek için katılmalıdırlar. O gün Bosna Hersek in efsane milli şairi Cemalettin Latiç o kadar yoğunluğuna rağmen gelmiş, fakat Tokat ın yöneticileri siyasi çalışmalardan başlarını kaldırıp da Latiç e hoş geldin demek için bir vakit bulamamışlardı.

Cemalettin Latiç gibi bilge şahsiyetlerin kulağı olanlara hem şiir hem de şehir için çok söyleyecekleri vardır. Keşke Anadolu kentlerindeki mahalli idareler Anadolu insanının kültürel ve entelektüel kalkınması için de öncülük edebilseler. Ne yazık ki bu doğrultuda bir gayret göremiyoruz. Yıllar önce doğduğum memleket olan Sinop için bir kültür projesi sunmak istemiştim mahalli ve mülki yöneticilere. Sinop un tarihi dokusundan da yola çıkarak bir dizi etkinlik teklif etmiş, bütün koşuşturma işini de üzerime almıştım.

Belediye ve il kültür müdürlüğündeki zevat o kadar ilgisiz davrandılar ki konuşmanın gerisini getirmeye gerek bile duymadan orayı terk ettim. Bahaneleri hep aynı idi: Bu tür şeyler gitmiyor. Halk başka şeyler istiyor. Halk eğitimi diye bir şey olduğunu unutuyor bu bahaneleri üretenler. Yorgunluk ve isteksizliklerine bir tür kılıf bulmaya çalışıyorlar. Halkı ilgi gösterdiği programlarla baş başa bırakmak çıta gibi bir meselesi olmayanların marifetleri olabilir ancak.

Zira bu anlamda halka inmek diye bir gerekçeye sığınmak anlamsızdır. Halkın belli bir kültür ve estetik seviyeye irtifa etmesidir asıl olan. Kültür sanat etkinliklerinde heyecanın söndüğü, tekrar içerisinde hep aynı döngünün yaşandığı bir durum hâkim bugün. Kimi kültür programlarının konuşmacılardan başka dinleyicileri bile yok. Dinleyici ortalamasının tutturan programların da kahir ekseriyeti bayanlardan oluşuyor. Kültür etkinliklerinde erkeklerde istiğna duygusu tavan yapmış durumda.

Nargile çekmek, çay çorba içmek bu tarz etkinliklere hiç düşünmeden tercih edilebiliyor. Seksenli doksanlı yıllarda konuşmacı ve konuşacak mekân sorunu iki binli yıllarda yerini dinleyici ve katılımcı sorununa devretmiş. Herkes her şeyi herkesten iyi biliyor artık. Bilene danışma geleneği elektronik ortamlarla birlikte neredeyse tarihe karıştı. Herkes âlim, herkes sosyolog, herkes şair, herkes tarihçi, herkes siyasetçi. Kırık dökük bilgi sahibi olmak ya da malumatfuruşluk her şeyi bildiğini vehmetme duygusunu da beraberinde getiriyor.

Yazan sayısındaki artış okuyan sayısını ciddi bir şekilde düşürmüş durumda, okuyan sayısındaki artışla beraber düşünen insan sayısı azalıyor. Hiçbir şey hiçbir şeye eklemlenmek istemediğinden okumakla yazmak, yazmakla düşünmek, düşünmekle okumak arasındaki ilgi ilmeğini kaçırmış durumdayız. Buraya nereden geldik. Tokat tan. Ana cadde dışındaki sokaklar başka bir zamanı yaşıyor bu kentte. Tarihi evler, konaklar kendi kaderine terk edilmiş. Üstü örtülmüş bir şehir intibaı oluşturuyor insanda bu şehir.

Kamyonların kavun taşıdığı kenti arıyor gözlerim. Sonra şairin Niksar daki küçücük evinde uçan bir kuş kadar özgür olan yüreğini düşünüyorum. Şiirler de yetmiyor bazen bir şehrin yaralarını sarmaya. Cahit Külebi bu kentte hiç yaşamamış gibi. Ya da ben göremedim yaşadığını. İsmi hiç olmazsa bir çıkmaz sokağa verilebilirdi. Böylelikle bir şiir bir şehrin hafızasını tazelemiş olurdu. Köylerin ve kasabaların kalkınması şehirlerle, şehirlerin-özellikle Anadolu şehirlerinin-gelişmesi de metropol kentlerin öncülüğüyle sağlanabilir.

Anadolu kentlerindeki bu kültürel kuraklık bir an önce yerini bereketli çalışmalara bırakması şarttır. Kasabaların yöresel etkinlikleri, Feshane etkinlik örneklerinde olduğu gibi sınırlarını aşmalı ve evrensel olanla irtibat kurmalıdır. Her şehrin bir iki fedakâr insanı ve gizli kahramanı o şehrin kültürel itibarını kurtarmak için imkânların üzerinde, şartları zorlayarak faaliyetlere öncülük ediyorlar. Bu gönüllü kültür elçiliği daha ciddi katkı ve imkânlarla desteklenirse o bir türlü başaramadığımız kültürel sıçramayı gerçekleştirmiş oluruz.

Yoksa kaybettiğimiz medeniyetin ve müktesebatın arkasından daha çok ağlarız.

Kaynak: milligazete.com.tr →

2015 yazılarının tamamı

Bütün yazı arşivi