Tehlikenin farkında mısınız?
YazarHüseyin Akın
KaynakMillî Gazete
Tarih18 Mayıs 2015
Süre3 dk okuma
Eğitimde köklü çözüm için dershanelerin kapatılması yetmedi. Tam tersine gerçek problemin ne olduğunu su yüzüne çıkardı. Demek ki bu zamana kadar ortalık temiz gözüksün diye ne var ne yok halının altına süpürmüşüz. Dershanelerin kapanma lafı daha duyulur duyulmaz dershane lobisi hemen kolları sıvadı ve sistemin açıklarından yararlanarak gemisini yüzdürecek yeni sular keşfetti. Üniversiteye giriş sınavı olduğu sürece dershaneleri kapatsanız bile dershanecilik bir şekilde sürecektir.
Nerdeyse son kırk yılın kuşağı dershane kuşağıdır. Test çözme usulüyle şekillenen başarı bir tarafı eksik insanların sayısını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Kırk yılın test kuşağı ortalama olarak sonuç alma üzerine odaklanmıştır. Hayata bakış açısı da sonuç alma eksenlidir bu yüzden. Hakikat adına çoktan seçmeli bir hayatın doğru şıkkını işaretleyip sonra kendi köşesine çekilir test kuşağı. Dokunup geçer sadece. İşine yarayanı alıp yaramayanı es geçer.
Dolaylı bir yaşam tarzı empozesidir bir bakıma bu yaklaşım şekli. Doğruyu özümsemeksizin işaretler. Yanlışı bir yanılış olarak görür ve tahripkâr tarafıyla hiç ilgilenmez. Kırk yıllık test kuşağının başka ne özellikte kuşaklar oluşturduğunu toplumsal mizacımıza bakarak anlayabiliriz. Bunu geçelim. Öğretmenlere, okul yöneticilerine ve de velilere kulak verelim biraz da. Konuştuğum eğitimcilerin ve velilerin neredeyse hepsi gelinen noktanın tam bir karmaşa ve çıkmaz olduğunu söylüyorlar.
Öğrenciler lise 2.sınıftan itibaren kayıtlarını alarak üniversite sınavı yoğunluklu özel okullara ve Temel Liselere kayıyorlar. Parası olan veliler için bu bir çözüm yolu, ya parası olmayanlar Onlar da kendi liselerinde üniversite sınavına nasıl hazırlanacakları konusunda kara kara düşünüyorlar. Okul yöneticilerinin de bu konuda herhangi bir alternatif programları ya da hazır somut çözümleri yok. Olsa bile okul şartlarında bunu yürütmek öğrenciler nezdinde pek gerçekçi sayılmıyor.
Görüldüğü gibi ortada hem bir haksız rekabet hem fırsat eşitliği sorunu hem de toparlanmayan bir dağınıklık söz konusu. Anadolu Liselerinin dengesi şaşmıştır. Meslek Liselerini seçenlerin çoğu hâlâ bilinçli tercihle bu okullara girmediğinden bu okullar da bir hedefsizlik ve yönlendirme sorunu yaşıyor. İmam Hatip Liseleri nin iftihar edilecek bir geçmişi olmamış olsaydı şimdiki kemiyet sorununu görmezden gelebilirdik. Oysa İmam Hatip ortaokul ve liseleri hem okul hem de öğrenci sayısı olarak belirgin bir artış göstermesine rağmen aynı şeyi ileride daha iyi olacak ümidi açısından- nitelik ve misyon noktasında göremiyoruz.
Her şeyden evvel İmam Hatip ler bir iddia okulu olmaktan çıkarılmalı Türkiye nin gelişen zihnine ve genişleyen göğsüne uygun ilim irfan yuvaları haline gelmelidir. Dünkü İmam Hatiplerin belirgin başarısında açık uçlu zihin yapısı nı da hiç göz ardı etmemek gerekir. Bu zihin yapısı sayesinde İmam Hatip kuşağı önemli ölçüde test kuşağı karakterinden kurtulmuştur. Ne de olsa hayat ve hayatın işaret ettiği her şey gibi problemleri de açık uçludur. İnsan açık uçlu yaşar, test usulü ölür.
Çünkü ölmek fazla söze hacet bırakmayan -140 karaktere bile ihtiyaç hissettirmeyen bir kelimelik hakikattir. Bu hayatın içini ya doldurursunuz ya da boş bırakıp gidersiniz. Türkiye de çocukların ve gençlerin kitap okumamaları, sanattan edebiyattan uzak durmaları, soyut değerler yerine itibari değerleri önemsemelerinin altında yatan gerçek üniversiteye girme sınavları ve bu uğurda harcanan vakit ve enerjidir. Öğrenciler bu beladan bir şekilde kurtarılmadığı sürece ne yapılırsa yapılsın göstermelik olacaktır.
Üniversiteye giriş sınavları gençlerin nerdeyse yaşam gayeleri temel amaçları haline gelmiştir ki bu bile tek başına gençlere değersizlik aşılamak açısından yetip artar. Kendi ellerimizle çocuklarımızı tahrip ediyoruz da farkında değiliz. Bir an önce gençlerin zihinsel öncelikleri değişmeli ve kafalarındaki hayati önem sıralaması yer değiştirmelidir. Üniversiteye hazırlama mahiyetli liseler yarayı daha bir derinleştirecektir. Pragmatizm yegâne değer yargısı olarak başköşede yerini alacak, aynı okulda okumanın kolektif bilinci, hatıra değeri, eğitsel birlikteliği, değer paylaşımı berhava olacaktır.
Bu çocukları sıkmayın, biraz kendi hallerine bırakın, emin olun aslına rucu edecek, fıtratlarına uygun davranacaklardır. Geçtiğimiz hafta Ankara Milli Eğitim müdürü Sayın Erol Bozkurt un davetlisi olarak Ankara Lise ve Ortaokul Şiir Okuma yarışmasında jüri olarak yer aldım. Erol Bozkurt Bey in de altını çizerek ifade ettiği gibi şiir okuma ve yazma yarışmasına en fazla ilgi ve alâka meslek lisesi öğrencilerinden gelmişti. Yarışmaya katılanların kahir ekseriyeti meslek lisesi öğrencileriydi.
Katıldığım okul söyleşilerinde de bunu gördüm. Meslek lisesi öğrencileri düşünceye, şiire ve edebiyata hem daha yakın hem de daha ilgili duruyorlardı. Hiç şüphesiz bunda açık uçlu bir zihin yapısına sahip olmalarının ve zanaat becerileriyle birlikte hayatın kıyısında değil orta yerinde bulunmalarının büyük etkisi vardı. Emsalleri gibi test ile tost arasına sıkışmamışlardı. O halde çözüm bellidir; abartılı gelecek kaygısından gençleri kurtarıp saatlerini yeniden ayarlamalarını sağlayabiliriz.