Para Kimde, İman Nerde?
YazarHüseyin Akın
KaynakMillî Gazete
Tarih15 Nisan 2015
Süre3 dk okuma
Son yıllarda araştırma şirketlerinin dindarlık anketlerinde belirgin bir artış var. Hava durumu gibi, deprem riski gibi ülkelerin din ile kurdukları ilişki biçimi de araştırma konusu oluyor. Gerçi din August Comte un dediğinin aksine her yüzyılda yükselen değer olmaya devam ediyor. Zaten mesele de bu. Anketin sonucuna göre korkmayın dindarlık artmıyor veya muhafazakâr kesimlerin yüreğine su serpercesine endişeye mahal yok ateizm hortlamıyor mesajı verilmeye çalışılıyor.
Sonuçlar herkesi bir tarafıyla memnun edecek cinsten. Anketörler ile toplum mühendisleri müşterek çalışıyor olmalı ki bu verilere göre durumdan vazife çıkarmalar çok bizim memleketimizde. İsviçre merkezli Global araştırma ağı WIN/Gallup İnternational ın son çalışmasına göre, dünya nüfusunun 3 te ikisi kendisini dindar olarak tanımlarken, Türkiye de dindar olduğunu söyleyenlerin sayısı % 79 a çıkmış. Sayısal verilere baktığımızda dindarlığın zaferi diyebileceğimiz bir sonuçla karşılaşıyoruz.
Ankete göre Türkiye de ateistlerin oranı ise % 2 yi aşmıyor. Dinsel kimliğini ve inanç durumunu açıklamak % 6 lık bir dilimi de dışarıda bırakırsak bu sonuca göre memleketimizin kahir ekseriyeti dindar diyebiliriz. Bu son araştırmanın dikkat çekici yanlarından biri de 55 yaş üstü insanların dindarlık oranı % 60 ın altına düşerken, 25 34 yaş grubu gençlerin arasında dini yönelim oldukça yoğun. Gençlerin dindarlık oranı buna göre % 65 in üzerinde seyrediyor.
Eğri bir cetvelle doğru bir çizgi çizmek mümkün olmasa da anketin ortaya koyduğu nispi gerçeklerin olduğunu inkâr edemeyiz. Bir kere dindar mısınız Şeklinde bir soru herkesin din ve dindarlık ölçüsünce değişkendir. Deneklere dindar olmanın genel geçer şartlarından birkaç tanesini hayatlarında yaşayıp yaşamadıkları sorulsaydı mesela, öyle sanıyorum ki bu sayı çok daha aşağılara inecekti. İbadetlerimi yapmıyorum; ama dindarım. Kur an ı hiç okumadım; ama dini bütünüm .
14 asır evvelki kurallara güvenmiyorum, ama bir kalbim var ki anlatamam gibi kendince inandığını iddia ettiği dinin kurallarını kendi belirleyen insanlar bu anketlerde bolca vardır. Anketlerin dilini çözmenin yolu deneklerin anketörlere ne şekilde cevap verdiklerine göre sonuca gitmekten değil, deneklerin dilinin altındaki baklayı çıkarmakla mümkün olabilir ancak. Yani deneklerin söylediklerinden çok söylemediklerinden ya da satır aralarından yola çıkarak sonuca ulaşmak daha elverişli görünüyor.
Zira bu cevaplar sosyolojik sebep-sonuç ilişkisinden çok psikolojik-sebep sonuç ilişkisine tabi tutulmaya daha müsait. 25 34 yaş genç dindarlığı dikkat edilirse ilk gençlik yaşının bitimine rastlıyor. Burada ilk gençlik yaşlarının tutkularla ve güdülerle boğuşma dönemine rastlaması hasebiyle dine açılacak bir mecra bulamadığını akla getiriyor. Tutkulara hitap eden cereyanlara en açık çağ ilk gençlik çağıdır zira. Olgun gençlik çağı ya da ikinci gençlik çağı dediğimiz dönem (25 34) ise fırtınaların nispeten dindiği ve sahilin bir karartı, bir siluet şeklinde dahi olsa göründüğü çağdır.
Bu süreç aynı zamanda idrak melekesinin en seri çalıştığı bir dönemdir. Fakülte bitirmiş gençler dönemi. Askerlik yapmış gençler süreci ya da dağınık işlerini tamamlamış -iş, aş, eş- gençler süreci de diyebiliriz buna. Din ile derinlemesine ilişkinin zaruri ihtiyaçların önemli oranda giderildiği zamanlara tekabül etmesi bu yüzden tesadüf değildir. Gençlerin aksine 55 yaş üzeri insanların dindarlıklarındaki düşüşü ise hayattan beklentilerini tam anlamıyla karşılayamama gibi bir illete dayandırabiliriz.
Olgunlukla ihtiyarlık arası bir arafta, cennetle cehennem arası bir boşluğa düşen kişi dünyalık tutkulara karşı son hamlesini yapmak, son altın vuruşunu gerçekleştirmek ister. Gençliği hatırlatacak, gençlik hafızasını tazeleyecek günahlar işlemeyi sanki hakkıymış zanneder. Günahın böyle bir özelliği vardır bu yaşlarda. Gençliğe dair hafızayı tazelemek günahın insan üzerindeki arz-ı mev ududur. Atesit oranın hem dünya hem de ülkemizde çok düşük olmasına gelince, bunun da dindarlık tanımı gibi görece bir kimlik olmasıyla yakından ilgisi vardır.
Özellikle ülkemizdeki ateistlerin büyük bölümü tepkisel ateist, konjonktürel ateist, pragmatik ateist, dindar ateist gibi kelimenin öz anlamıyla çelişecek derecede çeşitlilik göstermektedir. Bu soru deneklere eşref saatlerinde, duygu yoğunluklu saatlerde, felaket anlarında ya da mistik zamanlarda sorulmuş olsaydı bu oran çok daha farklı olabilirdi. % 2 lik ateist oranı Türkiye gerçeğini tam olarak yansıtmıyor. Kapalı toplumlardaki eşcinsel oranı gibi bizim toplumumuzda da ateist oranı istatistiklere gerçek yüzüyle konu olmuş, anketlerde hakkıyla yer bulmuş değildir.
Dolayısıyla bu sayılar ve oranlar ne kimseyi sevindirsin ne de kimsenin ümidini kırmış olsun. Bir çift söz de araştırma şirketlerine ve anketörlere: Nasıl sosyal, siyasi ve dini soruları satır satır halka soruyorsanız. Anketlerden çıkan sonuçların değerlendirilmesini de halka sorun. Emin olun şöyle diyecektir: Paranın ve imanın kimde olduğu bilinmez!