'Kutlu Doğum'u Kutlamak Pasta Keserek Değil, Fitne-Fesat Hattını Keserek Olur
YazarHüseyin Akın
KaynakMillî Gazete
Tarih20 Nisan 2015
Süre3 dk okuma
Her şey tören, her şey müsamere, her şey ritüel. Maskelerle yürüyor, törenlerle yaşıyoruz. Hayat üzerine konuşmaktan hayatın kendisini yaşamaya vakit kalmıyor. Sahicilik denilen şey ne zamandır ortalarda yok. Gürültü ve görüntü medeniyeti varlığını her gün biraz daha hissettiriyor. Bir dükkân düşünün, tabelası var içi bomboş. Hayata attığımız başlıklar tam da böyle. Hırsızlar emek yazıları yazıp alın teri vaazları veriyor. Zulmedenler adalet üzere konuşma hakkını kimseye vermiyor.
Varlığa hiç dokunmayan kitaplar yok satarken yoksulluk edebiyatı yapanlar varlıklarına varlık katıyorlar. Gülmek, ağlamak, üzülmek gibi şeyler bile neredeyse organizasyonlara, reklâm ajanslarının uhdesine verilmiş. Yakında itina ile ağlatılır ya da üzülemiyorum diyenler üzülmesin gibi reklâm spotlarına rastlarsanız sakın şaşırmayın. Şaşırmayın mı dedim. Hay Allah, ben de aynı tuzağa düştüm şimdi. Üzülmek sanki emir komutaya bağlı bir duygulanımmış gibi.
Bilmem ne demek istediğimi anlatabiliyorum mu Zira söz konusu etmek şöyle dursun belki de şu ana kadar düşünme konusu bile yapmadığımız ince bir meseleden bahsediyorum. Acıkmadan yemek, susamadan içmek, üzülmeden üzülmek gibi. Duyguların bu denli fabrikasyona maruz kaldığı bir zamanı dünya daha önce yaşadı mı bilmiyorum. Cenazelerde ne yapılması gerektiğine medeni davranış kalıpları karar veriyor artık. Düğünlerde gülüp eğlenmenize de öyle. Camiye nasıl girmek gerektiğinin kurallarından tutunuz da kandil günü ve gecesini nasıl geçirmeniz gerektiği toplumun gelenekten bağımsız olarak sunduğu davranış kalıpları paketinde mevcuttur.
Yaş günlerini böyle kutlar, anneler gününde böyle anasının kuzusu haline geliriz. Modern zamanlarda her şeyin bir miladı ve bir de miadı vardır. Bir şeyin miladı o şeyin miadını sağlamak içindir. Sözgelimi anneler günü muayyen bir günle sınırlanmış ve insanların dikkatleri o gün oraya yöneltilmiştir. Adeta anneler bütün zamanlardaki haklarından vazgeçsin diye onlara miadı belli her yıl Mayıs ayının ikinci Pazar günü- bir gün tahsis edilmektedir. Meselenin tüketim kültürü tarafına girmek istemiyorum.
Sadece zihinsel yönlendirme açısından baktığımızda hayatî olan bir anne-evlat ilişkisi sınırlı bir seremoniye kurban edilmektedir. Peygamber Efendimizin doğumunu vesile kılarak onu hem anmak hem de anlamak için ülkemizde 1989 yıldan beri Kutlu Doğum adıyla resmi programlar düzenlenmektedir. Bu programlar 1994 yılına kadar Mevlid kandiliyle birleştirilmiş, birkaç yıl sonra Mevlid Kandili ile Kutlu Doğum Haftası hicri takvim ile miladi takvim arasındaki gün farkından dolayı denk gelmemeye başlayınca Kutlu Doğum Haftası miladi takvime sabitlenmiştir.
Peygamberimizin örnek şahsiyetinin ve sünnetinin tanıtılması için yapılan her faaliyet adı ne olursa olsun övgü ve iltifatı hak eder. Bunda bir sorun yok. Hicri takvim veya miladi takvim olması da problem değil. Önemli olan Kutlu Doğum un nasıl kutlandığıdır. Modern ritüeller gibi mi yoksa insanlığımızı gözden geçirip tuttuğumuz terazinin yamulan tarafını doğrultmaya fırsat olacak biçimde mi Yalanı, riyayı, cimriliği, hasedi, fesadı ve fücuru keserek mi yoksa pasta keserek mi İslam ın başkaldıran karakterine uygun küfür ve şirkle bağdaşmayan protest karakterde mi yoksa panayır havası içerisinde oyun ve eğlenceye katıp Protestan bir ruhla mı Değerlerimizi onları hayata sokmak yerine konuşma malzemesi yapmak suretiyle örseliyoruz ne yazık ki.
İyiliği iyilik olsun diye yapmak gerçek iyilik değildir; iyilik olduğunu bilmeden, iyilik yaptığının farkına varmadan iyi olabilmektir asıl iyilik. Dini değerleri törenleştirmek onları dünya-ahiret kolaj çalışmasına maruz bırakmaktır. Mademki Kur an Resulullah(S.A.V) için Şüphesiz ki sen büyük bir ahlâk üzerindesin (Kalem-68-4) buyurmakta, madem ki bizzat Peygamberimiz kendisi için: Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim (Muvatta-Hüsn-ül Hulk-Ahmet b.
Hanbel-2-381) diyerek ahlak a dikkat çekmektedir, onun doğumu da bütün insanlık için bir vicdan kalkışması, bir ahlâk ayaklanması olmalıdır. Pasta keserek değil, bir dilim ekmek bulamayan insanlara, çocuklara, açlara, çaresizlere, yolda kalmışlara, garibanlara, muhacirlere yardım ederek kutlayalım. Yakamıza gül takıp pilav yiyerek değil onun şu kutlu çağrısına icabet ederek tüm dünyaya gül mevsimini getirelim: Birbirinize buğz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; Ey Allah ın kulları kardeş olun!
(Buhari-Edep-57,58)