Yakmayan gelinlik

Hüseyin Akın

Millî Gazete

26 Mayıs 2016

2 dk okuma

İş bu yazdıklarımın gerçek hayatta şahıs ya da şahıslarla bir ilgisi yoktur Şimdi bu giriş notuna bakarak birileri bana külahıma anlat sen onu diyebilir. Hemen söyleyeyim: Külahlar kafalardan daha iyi söz dinler hale geldiyse isteyen istediği gibi anlamakta özgürdür. Yeter ki parmağa değil, parmağın işaret ettiği noktaya bakalım. Hayır, efendim bugünlerden herkes herkesi anlamak istediği gibi anlıyor, ben de öyle yapacağım derseniz baştan söyleyeyim, külahları değişiriz.

Bilenler bilir, yüzmenin en önemli kaidesi su üzerinde bedenine sıklet yüklememektir. Sen kendini suya ver, o seni kaldırır ve istediğin yere götürür. Bir şartla tabi, sen de kendince ayak çırpıp kulaç atmaya çalışmalısın. Bu davranışı ilk gören anlayış yoksulu kişiler senin su ile mücadele ettiğini, hatta ona yumruk savurduğunu zannedebilir. Şimdi ne alâkası var bu yazdıklarının konuyla! dediğinizi işitir gibiyim. Yaşadığımız bu hayatın inandığımız hayat görüşüyle ne alâkası var, bir zahmet siz bunun cevabını verin, ben de yazımın giriş bölümünü gelişme bölümüyle bağdaştırayım.

Öyle mi Peki o zaman, sadede geleyim. Varlığımız ve oluşturamadığımız kimliğimiz inandığımız değerler karşısında yerlerde sürünüyor. İslam ı deniz olarak kabul edecek olursak, onun mensupları olduğunu iddia eden bizler bu ilahi düsturlar manzumesinin içerisinde yol alamıyoruz bir türlü. Denize girer girmez batıyoruz. Olduğumuz gibi, artı bir yük gerektirmeksizin, İslam denizine girmek varken, bir sürü yığınaklar, türlü türlü sıkletlerle dalış yapıyoruz ona.

Tabi ki batıyoruz. Suyun kaldırma kuvveti, ağırlıkların ise kandırma kuvveti olduğunu unutuyoruz. Üzerimizde ne varsa, menkul ya da gayrı menkul hepsinden sıyrılarak girmeliyiz bu denize. Her su senin arzuladığın su değildir. Susamış isen denize doğru değil çeşmeye doğru yürü. Madem yüzmektir maksadın suratını yağmur tanelerine tutmakla olmaz bu. Yağmur da bir sudur; ama onu sen taşırsın, o seni değil. O sana yukarıdan gelen bir rahmettir, bir ikram.

Yağmuru sen kaldırırsın, sel seni. Deniz yerden yağan rahmettir tüm aleme. Birikmiş rahmet sağanağıdır. Biz buna İslam diyoruz. Onun kıyısında ya da ortasında kulaç atıp ayak çırpanlara da İnsan demiş Yaradan. İkisi de iki hece: İslam ve İnsan Biri diğerini taşırmasın diye. İnsan denizi, deniz insanı taşırmasın için. En anlaşılır şekilde biz buna fıtrat diyoruz. Siz ayrıca hilkat de diyebilirsiniz. İnsanlara kaldıramayacakları yükleri yükleyip, tekliflerde bulunmak sadece denizi değil, insanı da taşırır.

Modern dünya ile elbette kavgamız var. Ama bu kavga onun koynunda ya da kolumuz onun boynunda iken verilebilecek bir kavga değil. Sevgili okuyucu, bilmem anlatabildim mi Anlamadın mı Zararı yok, ikimiz de aynı yerdeyiz. Sen yazılanlardan bir şey anlamıyorsun, ben yaşananlardan. Bildiğim tek şey var: Çarşaf yakıyor, gelinlik yakmıyor. Bu da canımı yakıyor.

Kaynak: milligazete.com.tr →

2016 yazılarının tamamı

Bütün yazı arşivi