HAYATI TEMİZE ÇEKEN ŞAİR: HÜSEYİN AKIN

İbrahim Tenekeci

Endülüs, sayı 5, Eylül 1997

1997

17–21

İbrahim Tenekeci: Öncelikle ilk kitabınız olan Sevmek, Karanfil ve Kiraz’dan dolayı sizi kutluyorum.

Hüseyin Akın: Teşekkür ederim.

İbrahim Tenekeci: İlk şiir kitabı genelde şairini sakinleştirici bir rol oynar. Kitapla birlikte sizde bir sakinleşme ve hatta yatışma oldu mu? Bunu durgunluk ve tükenme babında sormuyorum.

Hüseyin Akın: Cümlenin sonuna doğru uzanırken verdiğimiz bir virgül molası nasıl geçici bir soluklanmayı sağlıyorsa, ilk şiir kitabının benim şiir maceramda gördüğü rol de böyle kısa bir soluklanmadır diyebilirim.

İbrahim Tenekeci: Kitabınız çıktığı günlerde Düşçınarı’nda “Ey Okur Neredesin?” diye ses getiren bir denemeniz yayımlandı. Neler oluyor diye sorabilir miyim?

Hüseyin Akın: Çölde vaaz etmenin sıkıntısını dile getirmek istedim. Aktif okuyucuyu ait olması gereken yerde bulamıyoruz. Ne mi oluyor? Problem olan bir şeyin olmaması. O kadar şey yazılıp çiziliyor, buna karşın hiçbir şey olmuyor.

İbrahim Tenekeci: Peki, Borges “En büyük intikam kayıtsızlıktır” diyor. Okurun bizlere yaptığı bu mu?

Hüseyin Akın: Kayıtsızlık, kayıtsız kalmak gibi ön hazırlık gerektiren bir eylemden beslenen bir tavırsa şayet, ben bunu bana karşı yapılacak, varlığımı ve yazdıklarımı peşinen kabul edip onaylayacak tarzda pozitif bir çıkış olarak görüyorum. Ne var ki şikâyet konusu olan durum sözün ağırlığını taşımaya mukavemeti olmayan, sessizlik değil sözsüzlüğün boşluğunda dolaşan yığınlarla alâkalıdır.

İbrahim Tenekeci: Yazı, insanların birbirleriyle daha rahat bir iletişim kurabilmeleri için icat edilmiştir. Bu bağlamda şiirin halkla (şairin halkla) arasının her geçen gün biraz daha açılmasına ne diyeceksin? Ya da şöyle sorayım: Kendinizde suçluluk duygusu hissediyor musunuz?

Hüseyin Akın: Sizin görebildiğiniz ya da işitebildiğiniz şeyleri eğer başkaları görüp işitemiyorsa onlardan sizin gerçekleştirdiğiniz tecrübeleri aynıyla gerçekleştirmelerini bekleyemezsiniz. Yazı bizi çok uzak diyarlara ve iklimlere götürür. Uzak dediğimiz yerler aslında kaybettiğimiz kendi asli mesafemizdir. Yollar en sonunda bize, kendi özümüze çıkar. Oysa modern insanın kendisiyle ve uzak iklimlerle uğraşacak ve dolaşacak vakti yoktur. Halkın şairlerle arasının açık olduğu bir vakıa. Fakat o mesafeyi kapatsa şiirle de, şairle de barışır. Bu yüzden hiçbir suçluluk duygusu hissetmiyorum. Tabiatta hiçbir güzel şey görünmeyi arzulamaz. Güzellik ve marifet kendi başına zaten bir değerdir. Ancak başkaları onları görüp duyumsayarak kendi varlıklarına bir şeyler katarlar.

İbrahim Tenekeci: Şiir ve ekmeği yan yana koyup fotoğrafını çeksek nasıl bir tabloyla karşılaşırız?

Hüseyin Akın: Şiir karın doyurmaz. Ekmek kapısı değildir. Lâkin ikisi de azizdir. Şiir de bir gün anlaşılacak ve ekmek gibi peşine düşülecektir.

İbrahim Tenekeci: Okurdan çok yazarı olan bir edebiyata mensup olmak nasıl bir şey? Biz bize kalmak da diyebilir miyiz buna?

Hüseyin Akın: Bizde okumak ileriye yönelik yazma serüveninin ilk basamağı gibi hiçbir şey yapmama ile yazma arasında bir yerde duruyor. Oysa yazma okumanın direk sonucu olan bir şey değildir. Bu, bu şekilde değerlendirildiğinden, okumak da yazmak gibi elit ve ayrıcalıklı bir eylem gibi düşünülmüştür. Bunun sonucu herkesin yazar olduğu, ama kimsenin yazılanı okumadığı garip bir durum ortaya çıkmıştır. Aslında arayıp tarayarak bir türlü bulamadığımız okuyucuların her biri “yazarlar” kalabalığına karışmışlardır ki sağlıklı bir okur kitlesi göremiyoruz. Tabi bu yargımdaki mizah payını düşmeniz hâlinde ne demek istediğimi kolayca anlayabilirsiniz.

İbrahim Tenekeci: Dergiler arasındaki soğuk savaşı neye benzetiyorsunuz?

Hüseyin Akın: Doğrusu benzetecek bir şey bulamıyorum. Güzelliği devşiren ve başkalarına dağıtıp ulaştıran kişilerin niyetlerinin, heveslerinin ve tavırlarının çirkin olması kendilerini anlaşılmaz kılıyor. Oysa kendi içinde ve çevresinde uyum ve ahengi yakalayamamış birinin sanat ve edebiyat adına uyum ve ahengi yakalamaya çalışması nafile bir uğraştır.

İbrahim Tenekeci: Bir şiirinizde “her insan kendi kitabını okuyor” diyorsunuz. Şu anda gözdeniz olan kitaplar hangileri?

Hüseyin Akın: Biz kendilerini okumazdan evvel bizi okuyan ve okuduğunu da anlayan kitaplar şu anda ve bütün anlarda gözdem olan kitaplardır. Özellikle ve öncelikle Kur’an. Hemen ardından ilmihal kitapları geliyor. Yanlış anlaşılmasın, ilmihal dedimse hâlimden anlayan kitapları kastediyorum.

İbrahim Tenekeci: “Yaşasın aşk!” diyorum. Siz ne diyorsunuz?

Hüseyin Akın: Aşk tek başına yaşamaz, şayet ona kalbimizi açmazsak. O hâlde sevelim, sevilelim ki yaşasın aşk diyorum.

İbrahim Tenekeci: Şiirlerinizde çocuk imgesi hayli fazla; fakat dikkatimi çeken kendi çocukluğunuzdan pek bahsetmeyişiniz. Pavase, şair için “çocukluğu en büyük arşivdir” diyor. Siz henüz arşive inmediniz mi?

Hüseyin Akın: Benim çocukluğum ile senin ya da bir başkasının çocukluğu arasında bir mahiyet farkı olamayacağı kanaatindeyim. Her birimizin arşivi birbirine benzer. Birbirimizin arşivinden yararlanabiliriz. Bizler Sanayi Medeniyeti artığı kuşaklar olarak müşterek bir tarihe sahibiz ve aynı serencamı yaşıyoruz. O bakımdan ben hiçbir zaman arşivden çıkmadım ki oraya inmek gibi bir problemim olsun.

İbrahim Tenekeci: Yine bir şiirinizde “Ellerimden kayıyor yaşamak” diyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Hüseyin Akın: Peki, o zaman açıyorum: Yaşamak ellerimden kayıyor!

İbrahim Tenekeci: Müzikle aranız nasıl ve günün en çok hangi saatini seviyorsunuz? Şunu da sormak istiyorum: Ritmin ve imlânın canı cehenneme diyebilir miyiz?

Hüseyin Akın: Müziğin benimle arasının iyi olduğu zamanlarda benim de onunla aram iyi oluyor. Tabiattaki sesin ve ahengin karşılığını iç evrenimde yakalayabildiğim anları kastediyorum. “Saat kaç?” diye hiç merak etmediğim vakitler günün en sevdiğim anlarıdır. Kalbimiz bile ritmik işlediğine göre şiirde ritme karşı olmak şiirin kalp damarlarını kurutmak demektir. İmlaya gelince, ne demek istediğini iyi bilen bir şair imlâyı sözün içinde bulundurur zaten.

İbrahim Tenekeci: Şiir dedik, ekmek dedik, müzik, alfabe, aşk ve çocuk dedik. Ölüm hepsinin özeti midir?

Hüseyin Akın: Ölüm bütün yapılan hesapların sonu gibi geliyor bana. Hangi şeyi hangi şeyle toplayıp çıkarsanız ya da bölüp çarpsanız sonucunda ölüm çıkıyor bu dünyada. Hiçbir şey kazanç hanemize yazılmıyor. Hesabımızın sağlamasından da bu değişmez gerçek çıkmasaydı şayet ne sevmek kalırdı, ne karanfil ne de kiraz. Aslına bakarsanız bunların hepsi ölümdür biraz.

İbrahim Tenekeci: Teşekkür ederim.

Hüseyin Akın: Ben teşekkür ederim.

Bütün söyleşiler