SEVMEK, KARANFİL VE KİRAZ ÜZERİNE

Nurettin Durman

Düş Çınarı, sayı 8, Ocak-Şubat 1998

1998

22–24

Nurettin Durman: Yazmaya ne zaman başladınız?

Hüseyin Akın: Söz uçar yazı kalır gereği sözün havailiği karşısında yazıyı hep önemsemişimdir. Çoğunluk dediğimiz kesim konuşmaktan yana olup bu durumda yazmak aykırı bir eylem gibi duruyor. Lâkin bu soylu bir aykırılık. Kâğıdı ve kalemi tanıyalı gözlerimin önünde cereyan eden her şey beni yazmaya kışkırtmıştır. Muhatabımla yüz yüze diyalogun öznel ve biraz da bencil tarafını, araya yazıyı yerleştirmek suretiyle bertaraf etmek istemişimdir. Yazmamayı başarabilenler ilgimi çekmiştir hep. Nedir onları böyle yazmak karşısında mesafeli kılan? Umarsızlık mı, duyarsızlık mı? Kendimi o kadar çok yazının içerisinde buluyorum ki sanki ömür sürecimden çok önceden yazının içerisindeymişim gibi geliyor bana.

Nurettin Durman: Sevmek, Karanfil ve Kiraz ilk kitabınız oluyor. Kitabı elinize aldığınızda neler hissettiniz?

Hüseyin Akın: Hislerime daha yakından dokunmak gibi bir şey. Kendi aynamdan kendimi süzmeye benziyor. İlk çocuk mutluluğunu tadanlar bilir, her şeyin ilki kalp çarpıntılarının ardından gelmesi hasebiyle daha bir yakındır insana. “İlk olan” demek, bir nevi insanın özüne en yakın duran, onu en tatminkâr şekilde ifadelendirmeye yatkın olan demektir. Kitabımdaki şiirler uzun zamandır değişik dergilerde yayımlanmış şiirlerdir. Aslında kitap hâlindeki doğumundan önce bir şiirin imgesel dünyadan kopup gelmesi şaire daha çok heyecan verir. Kitabı elime aldığımda Sevmek, Karanfil ve Kiraz kelimeleri önünde şöyle bir durdum. Gündelik dildeki alelacele kullanışların çok ötesinde bir anlamın adresini gösteriyorlardı bana. Sevmenin künhüne inmek diyebileceğimiz bir hâlet-i ruhiyeyi yaşamakla birlikte kirazın tadına ve karanfilin kokusuna ulaştığımı fark ettim. Bize doğru koşan hayata kollarımızı açıp her ânı bir coşkuya dönüştürmek ve ellerimizden kayan yaşamayı yüreğimizin en muhkem köşesine yerleştirebilmek arzusu içimde bir kez daha depreşti.

Nurettin Durman: İstanbul, çocuk ve kadın. Başka bir şey yok mu?

Hüseyin Akın: Daha ne olsun. Bu üç kelimeye tutunan o kadar çok kelime varken. Yürek sıcaklığınca yaklaştığımızda anlamakta zorluk çekmeyiz. Kadın nevi şahsına münhasır bir cinsiyetin adı olmanın ötesinde, bünyesinde en kırılgan anlamları barındıran bir sıfattır aynı zamanda. Çocuk ve İstanbul da öyle. Mesela sevmek, karanfil ve kiraz kelimeleri bu üç kelimeyle aynı tarih ve serüveni yaşayan kelimelerdir. Şiirlerle biraz yakından temas kurulduğunda birbirine tezat birçok kelimenin bile yoğun olarak yer aldığı görülecektir. Aşk, ölüm, yaşama sevinci, kadın, yalnızlık, yoksulluk vb.

Nurettin Durman: İleriye dönük hedefleriniz yok mu?

Hüseyin Akın: Doğrusunu isterseniz şiirin seyyaliyetine adımımı uydurmuş bulunuyorum. Hiçbir şeyi düşünüp taşınarak yapmıyorum. İleriyi şimdiden pek net göremediğim yerlerle ilgili konum belirlemek benim harcım değil. Ne yapıyorsam ânı dikkate alarak yapıyorum. Kendini şiirin içinde bulan herkes de bir parça böyledir sanırım. Yaşadığımız an bizi tahrik eder, kışkırtır, bizler de bir şeyler yazarak cevap veririz. Sesimiz dağları, tepeleri, duvarları aşacak mukavemete sahipse ileriye ulaşır ve yankısını bulur. Bana şu an “Nasılsınız? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” diye bir soru sorsaydınız, zamanını zorlayacak sözlerle dopdolu olduğumu, kelimelerin beni taşıyabileceği sıkleti muhafaza ettiğimi, “yazmak” adına ilerisi için hiçbir şey tasarlamamanın özgürlüğü içinde gök kubbe altında işgal ettiğim bedenime muadil mekânın ve beni o mekâna taşıyan zamanın üzerimdeki hakkını ödüyorum, diyebilirdim.

Bütün söyleşiler