HÜSEYİN AKIN İLE İBRAHİM TENEKECİ DERTLEŞİYOR Dördüncü Yıl Münasebetiyle
Görüşmeciİbrahim Tenekeci
KaynakKırklar, sayı 25, Ocak-Şubat 2003
Yıl2003
Sayfa58–63
İbrahim Tenekeci: Merhaba Hüseyin Bey.
Hüseyin Akın: Sana da merhaba İbrahim.
İbrahim Tenekeci: Hüseyin abi, bu sayımızla beraber dördüncü yıla girmiş bulunuyoruz. Diyorum ki, bu dört yılın bir değerlendirmesini yapalım. Ben sorayım, cevapları sen ver.
Hüseyin Akın: Hay hay. Fakat her zaman soru sormayı cevap vermeye tercih etmişimdir ya, her neyse…
İbrahim Tenekeci: Eğer istersen aralarda sen de bana soru sorabilirsin.
Hüseyin Akın: Soru sorma zemini oluşturursan tabi ki…
İbrahim Tenekeci: Şimdi, soruyorum; Kırklar dergisi, dört yıl boyunca neler yaptı, neler yapmadı?
Hüseyin Akın: Yapılanları bir çırpıda anlatabilmem zor. Öncelikle Kırklar dergisi yol kat ettikçe kendini şekillendiren bir dergi oldu. Bir dergi fikrini ortaya attığımızda şu anki kıvamda somutlaşmış bir şey yoktu aklımızda. Marş yürürken bestelenir misali yürüdükçe birtakım yapılanmalar oluştu ve devinimler kazandık. Organize bir teşekkül değildi Kırklar dergisi. Nitekim isimde, logoda ve jenerikteki değişimler de yürüdüğümüz yollarda manzarayı tekrar geriye dönüp gözden geçirmenin bir göstergesi olmuştur.
İbrahim Tenekeci: Kırklar, bildiğin ve senin de içinde olduğun gibi planla ve projeyle yola çıkmış değildi. Dergiyi Ekrem Aytar çıkarıyordu ve biz üçüncü sayıdan sonra derginin yönetimine geldik. Üçüncü sayımızdan sonraki müteakip sayılar, yani Kırkayak isminin olduğu sayılar bir toparlanma ve netleştirme dönemiydi. Bizim tam anlamıyla dergi projemiz 9. sayıdan itibaren başladı. Yani Kırklar olarak. Dolayısıyla değerlendirilmesi gereken 9. sayıdan sonraki dönemdir. Sormak istediğim aslında buydu.
Hüseyin Akın: Evet, ama yine de Kırkayak’lı süreçte bizim ne yapmak istediğimizle ilgili işaretler vardı.
İbrahim Tenekeci: Doğru söylüyorsun. Zaten bunu sunuş yazılarıyla da sık sık belli ediyorduk.
Hüseyin Akın: Kırkayak’lı süreci Kırklar’lı süreçten ayıran birtakım somut farklar var. Ki asıl Kırklar üzerinde şu an konuşmamızı anlamlı kılan şey de budur. Örneğin…
İbrahim Tenekeci: İstersen örneği ben vereyim: Kırkayak dar bir çevrenin dergisiydi. Fakat bu oluşum Kırklar’la birlikte bir açılım kazandı: Ahmet Murat, Zeki Bulduk, İsmail Kılıçarslan, Ahmet Edip Başaran, Selçuk Orhan, Abdullah Harmancı, Mustafa Akar, Ayşe Şasa… Bu isimler Kırklar’ı Kırkayak’a nazaran birkaç adım daha ileriye götürdüler.
Hüseyin Akın: Ben de buna katılmakla birlikte yine de temkinli yaklaşmaktan yanayım. Yani Kırkayak’ta olmayan şey Kırklar’da hakkıyla var mıydı? Bence bunu iyi düşünmek gerekiyor.
İbrahim Tenekeci: Doğru. Kırkayak, Kırklar’a nazaran daha samimi bir dergiydi. Ama bu samimiyetin edebi açıdan bize bir şey kazandırdığını söylemek zor. Örneğin, bizim ilk sayılarımızda bize aferin çeken, destekliyor gibi görünen bazı abiler, iş ciddiye binince bizi desteklemekten vaz geçtiler. Çünkü biz onları yanıltmış, varlıklarını tehdit etmeye başlamıştık. Üç beş sayı sonra kapanacağı düşünülen bir dergi, bugün bu noktaya geldi.
Hüseyin Akın: Kırkayak’ta yazan arkadaşlar daha çok bir şeyler kotarma heyecanı yaşayarak birbirlerine yakın durmakta, dergiyi sahiplenmekteydiler. Aynı hava biraz da profesyonellik adına Kırklar’da kaybolmuş gibi. Yani bu sahiplik duygusu sanki daha çok yazılanlar üzerine odaklanmış geliyor bana.
İbrahim Tenekeci: Bunun birden fazla nedeni var. Birincisi zaman geçtikçe heyecan alışkanlığa dönüşüyor. Daha da önemlisi, bizim güvendiğimiz ve burada olması gereken bazı arkadaşların şimdi aramızda olmaması. Örneğin Orhan Petek yazmayı bıraktı, Mehmet Öğütçü hepimizi şaşırttı, Zeki Bulduk inzivaya çekildi, Bülent Ata başka hesapların içine girdi. İtiraf etmem gerekirse Mehmet Öğütçü’nün burada olmamasını hâlâ içime sindiremiyorum.
Hüseyin Akın: İbrahim, şimdi Bülent Ecevit gibi konuştun.
İbrahim Tenekeci: Yaşlanıyorum galiba.
Hüseyin Akın: Bence insanlar konusunda seni şaşırtan şey, bu yazan arkadaşların Kırklar’da senin onlara verdiğin anlamı kendilerine ne derece yakıştırdıklarıyla alâkalı bir şey. Yanılıyor olabilirim. Ama Kırkayak’taki birlikteliklerde aynı evi benimseyen insanlar, evin oturtulduğu arsayı da paylaşan insanlardı. O bakımdan bir yerlere gitmeleri mümkün değildi.
İbrahim Tenekeci: Bilmiyorum. Neyse. Bu konuyu geçelim ve en baştaki sorumuza dönelim: Kırklar ne söyledi ne yaptı?
Hüseyin Akın: Kırklar doksan kuşağının bayraktarlığını yapmak gibi bir iddiayı dillendirerek işe başladı. Belli ölçüde bunu başardı. Ayrıca, seksenli yıllar şiiri içerisinde yeni zamanlarda çıkış yolu arayan şairlere mecra oluşturdu. Doksanlı yıllar şiirinde Mustafa Akar, Ahmet Edip Başaran, Atakan Yavuz, Murat Erol, Ali Kozan, Esra Elönü, Esra Kocaman, Cafer Keklikçi, Muharrem Tuğrul, Furkan Çalışkan, Sezai Aktunca, Ekrem Yazıcı gibi genç isimler göz doldurdular. Bazı dergilerde olduğu gibi Kırklar dergisi sadece ürün yayımlamakla kalmadı, aynı zamanda ürünlerini yayımladığı yazarların yazma sürecini de dikkatle takip etti. Kendi içinde eleştiri geleneğini oluşturmaya çalıştı. On yıllık dergilerden bile geriye birkaç isim kalırken Kırklar’da geleceğe göz kırpan onlarca isim sayabiliriz. Bazı dergilerde ürünler yayımlayıp ismi ve yazdıkları dergi sayfalarında kalan yazarların Kırklar’daki macerası farklı oldu. Görünür olup emeklerinin karşılığını aldılar.
İbrahim Tenekeci: Tabi Kırklar edebiyat dizisini de unutmamak gerekir.
Hüseyin Akın: Evet, yazarlarımızın sadece ürünlerini yayımlamakla kalmadık, aynı zamanda olması gerekeni yaparak dosyalarına da sahip çıktık. Tabi senin buradaki asil inadını da ifade etmeme izin verirsin herhalde.
İbrahim Tenekeci: Mühim değil, yine olsun yine sahip çıkarım.
Hüseyin Akın: Şimdi ben burada soru sorma konumuna irtifa ederek bir şey sormak istiyorum: Arz talep dengesizliği bu şiir kitaplarını çıkarmayı üstlendiğinde seni hiç kaygılandırmadı mı?
İbrahim Tenekeci: Önce bir tespitte bulunmak istiyorum: Bana sorarsan, yayıncılık yayıncılara bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir. Arz talep dengesi diyorsun, böyle şeylerin hesabını yapmıyorum ben. Eğer tüccar olsaydım yapardım. Ben nasıl pancar taban fiyatlarıyla ilgilenmiyorsam, bir başkası da şiirle ilgilenmiyor. Bu kadar basit. Bana kalırsa arz talep dengesi yazarın kendi içindedir. Yazar yazmalı mıyım sorusuna evet cevabını veriyorsa bu denge vardır.
Hüseyin Akın: Kırklar edebiyat serisi açısından sormuştum soruyu. Yani özellikle yeni kitap sahibi olan yazarların okuyucu ile tanışması bir sorun olarak her zaman önümüzde durmuyor mu? Şiir kitabı basmak gerçekten yayıncılar için her zaman çekinceli bir durum. Aynı şey bir edebiyat serisine editörlük yapan kişi için de böyle olmalı.
İbrahim Tenekeci: Bence böyle sorular sormakla yayıncıları şiir kitabı basmamak konusunda cesaretlendirmiş oluyorsun. Şiir, dolayısıyla şiir kitapları bir yayınevinin namusudur. Gerisi onlara kalmış. Bilmem anlatabildim mi? Şiir kitaplarının satmaması meselesine gelince… Şiirin satış kelimesiyle arası hiçbir zaman iyi olmamıştır zaten. Bu bir vakıa.
Hüseyin Akın: Vakıa olan aslında kitapla satış arasındaki ilişkidir ama neyse konuyu uzatmayalım. Demin soracaktım da arada kaynadı, sırası gelmişken büyük bir kısmı dergilerde odaklanan günümüz şiirinin seyrini nasıl görüyorsun? Amma da beylik soru sordum değil mi?
İbrahim Tenekeci: Öncelikle şiir bitti, iyi şiir yazılmıyor gibi cümleler kuranlara buradan el sallamak istiyorum. Günümüz şiirine gelince: İki tür şiir yazılıyor bugün. İlk grupta, beslenme deyince sadece teknik bilgileri anlayanların şiirleri var. Fakat bu şiirler dengesiz beslenme yüzünden kemik erimesi hastalığına yakalanmış durumdalar. 657’ye tâbi şiir yazanları da bu kategoriye koyuyorum ben. İkinci ve sahici gruba Ahmet Murat, Cahit Koytak, Hüseyin Atlansoy, Ali Emre… gibi şairler giriyor. Yani hakiki şairler.
Hüseyin Akın: Peki ya sen hangi gruba dahil ediyorsun kendini diye sorsam?
İbrahim Tenekeci: “Şiir benim düzenimi bozdu” dedikten sonra asıl konumuzun Kırklar olduğunu hatırlatıyor ve bir anda kendimi soru makamında buluyorum.
Hüseyin Akın: Bir dakika, gecenin bu saatinde (farkındaysan saat gecenin ikisi oldu) zihnimizi bir noktada toparlamak oldukça zor. Ben yine de şu ifadeye taktım: Şiir düzenimi bozdu, diyorsun. Şiir zaten düzen bozucu değil midir? Sen de biliyorsun ki şiir bütün düzenlere ve statükoya karşıdır.
İbrahim Tenekeci: Bilmez olur muyum hiç. Diyorum ki madem zihnimizi toparlayamıyoruz, o hâlde bu sohbeti toparlayalım. Sana son bir soru sormak istiyorum: Bu sayıdan itibaren Kırklar’dan neler bekliyor, ne gibi atılımlar öneriyorsun?
Hüseyin Akın: Öncelikle istikrarlı gidişine devam etmesi gerekiyor. Sekteye yol açabilecek kararsız adımlar ya da tedirginlikler yaşamaması gerekiyor. Özel dosyalara daha bir sıklıkla yer verilmeli. Bu dosyalarda yer alan yazıların hem geniş oylumlu olması gerekirken, aynı zamanda iki üç yazarla yetinilmemesi gerekiyor. İddialı başlıklarla girişilen dosyaların sığ düzeyde kalmaması lâzım. Dergide eleştiri yazılarına ağırlık vermek, kısır çekişme ve dedikoduya yol açabilecek dedi - dedim tarzı takışmaları eleştiri saymamak gerekiyor. Dergi jeneriğinin kafa karıştırıcı niteliklerinden sıyrılması, dergide kimin ne yaptığının daha bir belirginleşmesi icap ediyor. Kitap tanıtım ve değerlendirmelerine daha bir zenginlik katılmalı. Sadece çıkan kitaplarla ilgili değil, aynı zamanda yayımlanan herhangi bir şiirle ilgili de çözümlemeler, eleştiriler ve belirlemeler yapılabilmeli. Görselliğe biraz daha itina gösterilmeli. Tabi bütün bunları yapabilmek için de maddi kaynaklar yaratılmalıdır. Dergi taşıma sularla dönen değirmen olmaktan çıkarak, daha geniş bir tanıtım ve abone kampanyası, reklam ve sponsor ağıyla geleceğe taşınmalıdır. En önemlisi İbrahim Tenekeci ile Hüseyin Akın iyi geçinmeye devam etmelidir. Bu iyilikten çok büyük güzellikler doğacaktır inancındayım.
İbrahim Tenekeci: Hadi bakalım…