BU ŞİİR SÖYLENMİŞTİR
GörüşmeciÖzcan Ünlü
KaynakTürkiye, 14.02.2004
Yıl2004
Sayfa64–66
Özcan Ünlü: Son yıllarda çıkardığı kitaplar ve yayın kurulunda görev aldığı Kırklar dergisiyle adından söz ettiren Hüseyin Akın, sükse, fiyaka ya da popülarite gibi ne idüğü belirsiz kelime ve kavramlardan tamamen uzağım diyor. Şair Hüseyin Akın, Kumaştan Çalan Terzi kitabıyla yeniden gündemde. Aslında eğitimci olan; fakat bütün varlığıyla şiirin engin denizlerinde kulaç atan, sessiz ve derinden kendi kozasını ören Akınla, şiiri ve yeni kitabı üzerine konuştuk. Bu keyifli söyleşiyi sunuyoruz. Bir yıl içinde iki kitapla okuyucunun karşısına çıktınız. Önce Deneme Yanılma, ardından Kumaştan Çalan Terzi. Hayata söylemek istediğinizi söylediğinize inanıyor musunuz?
Hüseyin Akın: 2003 yılı içinde şiire, şaire ve hayata dair düşüncelerimi içine alacak biçimde poetikamı da ortaya koyan Deneme Yanılma kitabım çıktı. Bu kitap benim şu ana kadar yazın alanında ne yaptığımdan çok bundan sonra ne yapacağıma dair bir işaretti. Birun Yayınları’ndan çıkan Kumaştan Çalan Terzi şiir kitabım da ileriye dair içimde kurduğum şiirin kaynağını ve aktığı yeri göstermektedir. Söylemek istediklerimi şu ana dek söyleyip söyleyemediğime gelince; bugüne kadar yaptığım, söze hazırlık açısından nefesimi ayarlamak gücümü tanımaktan ibaretti. Ses ve söz olarak asıl söyleyeceklerim bundan sonra. Şair, şiiriyle konuşur.
Özcan Ünlü: Kumaştan Çalan Terzi yazma serüveninizde bundan sonraki yazacaklarınızı da hesaba katarak neye tekabül etmektedir?
Hüseyin Akın: Hayat bize biçtiği ömür kumaşından her gün birkaç santim çalmaktadır. Bu isim bunu vurgulamaktadır. Dördüncü kitapla konuşma dilinin şiire dönük tarafını ortaya koymaya çalışıyorum. Bir şairin sessizlikten sıyrılması şiirledir. Şiirden sonra gidilecek tek kapı, sessizliktir. Bir şair sükût onu bıraktığı zaman ne yapar? Şiir söyler herhalde. Şiir konuşmak, yani söyleyerek konuşma biçimidir.
Özcan Ünlü: Çöl Vaazları kitabınızda Cemal Süreya etkisi baskınken, bu sefer sanki daha çok Turgut Uyar, Edip Cansever ve İlhan Berk etkisi gözlemleniyor, hatta Ülkü Tamer...
Hüseyin Akın: Kuşkusuz bu saydığınız şairlerin her biri şiirleri yüreğimde iz yapan kişiler. Yer yer onların tesirinden kurtulamadığım dizeler olmuş olabilir. Ama ben olsam olsam Edip Cansever’in ya da Turgut Uyar’ın ilahiyat bitirmişi olabilirim. Şiirin anlam üstü bir yerde olduğunu savunmak açısından İlhan Berk, genel olarak da İkinci Yeniye yakın durduğum bir gerçektir.
Özcan Ünlü: Yürüyüşünüz oldukça tantanasız, sessiz ve derinden bir ilerleyişi gösteriyor. Neden böyle?
Hüseyin Akın: Benim yazma sebebim oldukça ontolojik. Sükse, fiyaka ya da popülarite gibi ne idüğü belirsiz kelime ve kavramlara tamamen uzağım. Aslolanın yazmamak olduğuna inanıyorum. Yazmama imkân ve iktidarını yakaladığım an kalemi bırakacağım. Açıkçası, mümkün olmayan bir hayatı yazıyla ikame etmeye çalışıyorum. Günümüzde nerdeyse her kâğıt kalem sahibi bir lobinin mensubu. Dergiler bu lobiciliğin en somut görüldüğü yerler. Edebiyat ortamlarında yazılanlar değil, daha çok şahıslar konuşuluyor. Şakşakçılık ve üzerini çizmecilik, yoksaymacılık var.
Özcan Ünlü: Şiirlerinizden süzülen ana tema nedir? Bugünlerde tezgâhınızda neler var?
Hüseyin Akın: Dört yıldan bu yana tematik şiirle yolumu ayırdım. Yaşadığımız hayat tematik olmayacak kadar girift, kompleks ve karmaşık, dolayısıyla hayata kayıtsız ve hayattan bağımsız olmayan şiirimde de aynı özellik hâkim. Belli ve belirgin tematik birlik yok. Fakat bütün yazdıklarımdan süzülen hava, ontolojik yalnızlık, tanımlanmamış aşklar ve uyumsuz ölümlerdir. Hayatın kulağına ne fısıldadığım, yüzüne neyi haykırdığım, onun arkasından ne konuştuğum daha çok şiir başlıklarında saklı. Ben mutfağını belli etmeyen biriyim. İnsanlar hazırladığım yemeği daha bir iştahla yiyebilsinler diye müşteriyle mutfak tezgâhı arasına perde gererim. Üç şeyden bir şeyler çıkar: Yaşadıklarım, okuduklarım ve yazdıklarım. Sürekli bu üç hâl üzereyim. Sürprizler yapmayı seviyorum. Eğer yakamı yazmaktan kurtaramazsam okuyucularım yeni sürprizlere hazır olsunlar.