HÜSEYİN AKIN’LA DERGİCİLİK ÜZERİNE

Nurettin Durman

dünyabizim.com, 10.02.2009

2009

103–108

Nurettin Durman: Sevgili şair, öncelikle çıkardığınız dergilerden başlayalım sohbetimize. Daha öncekilerden ziyade Kırklar ve Derkenar dergilerindeki oluşum, gelişim, niyet ve tasavvurlarınızla hedeflediğiniz, arzu ettiğiniz hâsılayı elde ettiniz mi diye sormak isterim? Yani bir amaç etrafında bir araya gelen kadrolaşma hareketi olarak mı var oldunuz yoksa sadece bir dergimiz olsun orada gönlümüze göre yazalım düşüncesi ile mi dergi çıkarma eylemi içinde bulundunuz?

Hüseyin Akın: Sevgili Nurettin abi, sen de bilirsin dergicilik iflah olmaz bir hastalıktır. Bir kez insanın kanına girmeye görsün bu virüs ömür boyu insanı peşinden sürükler. Benim ilk dergicilik deneyimim Özülke dergisi ile oldu. Doksanlı yılların başıydı. Senin de hatırlayacağın gibi üç sayı çıktıktan sonra o dönemin önemli edebiyat dergilerinden biri olan Kardelen dergisi ile birleştik. Sonra Kardelen dergisinin yayın kurulunda yer aldım. Kardelen kapandıktan sonra Özülke dergisini yeniden çıkardık. Dört sayı daha devam etti. Büromuza hırsız girdi bütün hâsılatımızı alıp götürdü. Neyse ki ürün hâsılatımıza bir şey olmamıştı. Şiir, öykü, deneme ne varsa -Allah’tan hırsızlar onları çalmayı akıl edememişlerdi- bir kenara koyduk. Bir kenara koyacak paramız olmadığı için sadece gelen ürünleri tasarruf ediyorduk. Çok bereketli dosyalar oluşturduk. Derken Endülüs, Ünlem, Yansıma gibi dergiler geldi ardından. Dergicilik açısından doksanlı yıllar oldukça verimliydi. İki binli yılların başında da nereden düştüysek oradan kalktık ve Kırkayak ve Kırklar dergisini çıkardık. İbrahim Tenekeci’nin bu iki dergide gösterdiği öncü destek sayesinde çok iyi işler başardık. Özellikle Kırklar dergisi edebiyatımıza yeni isimler kazandırdı. Genç şair ve hikâyeciler ilk kitaplarını bu ortam içerisinde yayımlatma imkânı buldular. Ardından Kırknar ve Derkenar dergileri geldi. Her dergi bir sürece şahitlik yapıyor aslında. Kırknar ve Derkenar, Kırklar dergisinin kapanmasından sonra oluşan boşluğu doldurup yeniden Kırklar havasını hatırlatmaya matuf dergilerdi. Başlama ve bitiş serüvenleri diğer dergilerden farklı oldu. Arada unutup atladığım dergiler de olabilir. Gelelim özellikle Kırklar ve Derkenar dergilerinin varlık sebebine. Bir dergimiz olsun orada istediğimiz gibi yazalım gibi bir amaçla çıkmadığını söylemeye bile gerek yok. Zira dergide yazan arkadaşların hemen hepsi yetkin kalemlerdi ve istedikleri dergide rahatlıkla ürünlerini yayımlatabilen kişilerdi. Özellikle Kırklar dergisi genç kuşak edebiyatçıların bir üst kuşakla aynı dergide yazdıkları dergi niteliğindeydi. Önden gidenler ve arkadan gelenlerle birlikte belli bir edebiyat çizgisinde iz süren isimler burada bir araya gelme imkânı buldular. Gerçek anlamda bir okuldu Kırklar dergisi. Ekip dergiciliği diyebilirsiniz buna; ama bütün kapıları içeriden kilitlenmiş bir ekip anlayışıyla karıştırmamak gerekli. Zaten bunun böyle olmadığını bir zamanlar Kırklar dergisinde ürünleri yayımlanmış, orada yetişmiş birçok şair ve yazarın şimdi değişik edebiyat dergilerinde görülmelerinden anlayabilirsiniz.

Nurettin Durman: Epeydir şiir yazmıyor ve yazamıyor veya yazıyor fakat yayımlamıyorsunuz diye sorsam? Ayrıca uzun bir zamandır peşini bırakamadığınız denemeleri ve üstelik haftada iki gün gazetede köşe yazıları yazdığınızı ve giderek bu türe ağırlık verdiğinizi görüyorum. Şairsiniz, evet… Ayrıca deneme, hikâye, inceleme ve araştırma kitaplarınız var. Bu aralarda da sıkça Ankara kitabı çalışmanızdan söz eder oldunuz. Bütün bu uğraşlar ekseninde ayrıca şiir. Sizi öncelikle şair olarak tanıyan biri olarak bütün bunların şairin seyir defterinde bir izahı vardır elbet. Bütün bu çalışmalar ve esas işiniz arasında nasıl bir mutabakat sağlıyorsunuz?

Hüseyin Akın: Şiir kendi vaktini kendisi seçer. Yani şiirsel vakitlerin tayinini ben yapmıyorum. O zaten geldiği zaman geliyor. Nesir için böyle bir durum yok. İstediğim zaman gündeme ya da güncele dair yazı yazabiliyorum. Benim gündemim genelde Türkiye gündeminden apayrı bir seyir takip edebiliyor. Yazdığım yazıların önemli bir kısmı modern hayatın dolaylı eleştirisi mahiyetinde. Sizin de ifade ettiğiniz gibi başta Ankara dosyası olmak üzere değişik inceleme konuları üzerinde de çalışıyorum. Ama bunlar uzun zamana yayılmış şeyler. Her ne kadar birdenbire ortaya çıkmış izlenimi verse de zihinsel hazırlığı ve oluşum süreci uzun yıllar alan çalışmalar bunlar. Şiirle aram hiçbir zaman açılmadı. Hâlâ şiir yazıyorum ama deneme ve inceleme yazıları daha görünürde olduğu için sanki şiir ağır aksak gidiyormuş gibi bir izlenim var. Zaten denemelerimin her biri şiirimin atık ve artık malzemeleridir. Şiir öncesi ya da şiir sonrası zamanda onları denemeye tahvil ediyorum.

Nurettin Durman: Şair Âdem Turan’a söylediğiniz bir sözünüzü hatırlıyorum. Şair kendine bir alan seçmeli ve o alanda çalışmalar yapmalı. Şiirin dışında o alanda da uzmanlaşmalı. Tabi bunu daha çok araştırma - inceleme dalında çalışmalar yapmak diye izaha çalışmıştınız yanılmıyorsam. Örneğin sizin Beşir Fuat, Ahmet Muhip Dıranas, Hüsrev Hatemi, Mustafa Ruhi Şirin incelemeleriniz gibi… Her şair için geçerli midir bu öneriniz? Yani şair şiiriyle yetinse olmaz mı hayatında?

Hüseyin Akın: Evet, böyle söylemiş olabilirim. Ama bunu her şairin bir nesir tarafı olması gereğine işaret etmek için söylemiştim. Şair ilk önce kendi yazdığı şiiri ve şiir anlayışını savunabilecek nesir donanımına sahip olmalıdır. Sonra da alanı ile ilgili kendinden önceki ve sonrakileri çok iyi bilmelidir. Şiirini yazıp kenara çekilmemelidir. Şiir yazabilen pekâlâ nesirde de başarılı olabilir.

Nurettin Durman: Dergi serüveniniz 1991 yılına tekabül ediyor. Özülke derginiz vardı. Şimdiki dergi oluşumları ile o yıllar dergileri arasında bir fark görüyor musunuz? Hele 80’lerde bir heyecanla çıkardı dergiler. Şimdi de dergileri yakından takip eden dikkatli bir şair, yazar olarak bir heyecandan söz edilebilir mi? Günümüz edebiyat dergileri işlevlerini yerine getiriyorlar mı? Yoksa her dergi kendine bir hâkimiyet alanı mı açmak istiyor. Dergiler arasında bir rekabet var mıdır? Bu hep böyle mi olagelmiştir yoksa zaman zaman nükseden bulaşıcı bir şey midir edebiyat hayatında? Dergilerin rekabet içeresinde olmaları bir değer ifade ediyor mu acaba?

Hüseyin Akın: Yukarıda da belirttiğim gibi bugün edebiyat yazarı için edebiyat dergilerinin dışında bir medya bulmak mümkün değil. Edebiyatçının edebî ciddiyeti ve iddiası bu dergilerden geçiyor. Ne kadar iyi şeyler yazsanız da eğer ürünleriniz görünür bir sayfada yer almıyorsa kulvarın dışında addediliyorsunuz. Dünkü dergilerde heyecan dozajı daha yüksekti; çünkü oldukça sınırlı sayıda edebiyat dergisi çıkıyordu. Şimdi her ortamda rahatlıkla üç beş kişinin birlikteliğiyle bir edebiyat dergisi kolaylıkla çıkıyor. Elektronik ortamda çıkan dergiler ürün yayımlatmayı sıradanlaştırmıştır. Heves dergiciliği bu sıradanlık arasında neredeyse yok olmak üzeredir. Özellikle son senelerde edebiyat dergileri arasında rekabet ve polemik gibi hareket kazandıran şeylere de pek rastlanmıyor. Edebiyat dergisi çıkaranlar ve bir dergiye abone olup takip edenlerin sayısı da gittikçe azalıyor. Edebiyat dergilerinde ürünsüzlük ise görünür bir sorun. Edebiyat dergisi çıkarmanın kolaylaşıp sıradanlaşması seviye sorununu da beraberinde getirmiştir. Herkes karşısındakini dergisiyle vurmaya çalışmaktadır. Ama atışlar kurusıkı olunca buradan verimli bir sonuç ya da tartışma kıvılcımı doğmamaktadır.

Nurettin Durman: Bir de bir mesele olarak usta çırak ilişkisinin sona erdiğini, ahi teşkilatının sona erdiği gibi edebiyat işliğinde de ustaların artık yok sayıldığı bir zamanı yaşamaktayız. Gerçi ben şiirin Türkçenin imkânlarını kullanarak gün be gün ileriye ulaşacağını, giderek kendini iyi kuracağını, iyi bir şiir dili yakalayacağını düşünüyorum. Lâkin ustasız olmaz diye de düşünüyorum. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Hüseyin Akın: Belki kendinizle ustalar arasına mesafe koyabilirsiniz; ama ustalıktan kendinizi vareste göremezsiniz. Yazdığınız şeyin ustası hâline gelebilmeniz için belli bir ustalık sürecinin izini sürmek durumundasınız. Sizden evvel gelenler kalemleriyle size yol açmışlardır ki siz de o yolu bir gelenek üzere ister istemez takip ediyorsunuzdur. Bunu siz inkâr etseniz bile şiirinizin işaret ettiği zaman ve referanslar inkâr edemez. Usta çırak ilişkisi şeyh mürit ilişkisi gibi birebir ilişki olmadığına göre her şair bir yerlerden bir yerlere bir usta şairin ya da şairlerin refakatiyle gelir. Bu benim için de gereklidir. Evet size katılıyorum, ustasız olmaz.

Nurettin Durman: Şu kuşaklar meselesi. Ne dersiniz? Siz kendinizi hangi kuşak şairleri arasında görüyorsunuz? Şiire başlama yaşınız, şiir yayımlama yılları falan hangi kuşağa tekabül ediyor sizce. Veya sizin bir şairler kuşağı meseleniz var mı? Bir de daha çok edebiyat âleminde İkinci Yeni şiiri ve şairleri üzerinde duruluyor. 80 şiirini ve o donanımla birlikte ortaya çıkan şairleri ve günümüzde 80 kuşağı hakkında yazılanlar için neler söylemek istersiniz. 80’li yıllar şiiri nasıl bir şiirdir? Biraz da günümüz şiirinden özellikle gençlerin yazdığı şiirden söz edelim isterseniz.

Hüseyin Akın: Ben 80’li yıllarda şiire başlasam da şiirimin 90’lı yıllar şiirine yakın durduğunu söyleyebilirim. Şiire başlama yaşım 80’li yıllara tekabül eder. İlk yazdığım şiirlerde bu dönemim siyasi havasının izleri vardır. 80’li yıllar şiiri ağır tahrik ve tazyik içerisinde yazılan bir şiirdir. Bu dönemle birlikte gelen ihtilal havası bize sosyolojik gerçekliğimizi unutturmuştur. Yoksulluğumuzu, sömürüldüğümüzü, varoşlardaki yalnızlık ve sürgün hayatımızı unutturan bir dönemdi 80’li yıllar. İnsanın insanı anlamaya çalışmadan hedef aldığı bir süreçte edebiyat, özellikle şiir daha çok bu anlam boşluğunu karşılamaya çalıştı. Politik, militarist, slogancı ve öfkeli bir şiir doğdu. 90’lı ya da 2000’li yılların balkonundan bu yıllara baktığımızda manzarayı tam görebilmemiz mümkün değildir. Bu yüzden o dönem edebiyatını tahfif edip yok sayma gibi kolay yolu seçen eleştirmenler olmuştur. Ben 80’li yıllar şiirine o dönemin aklı, vicdanı ve yüreği olarak bakıyor ve bu zaviyeden değerlendirilmesi gereğine inanıyorum. Günümüz şiirine gelince gençlerin bir adım önde olduğu görülüyor. Eğer şiir gençlik dönemi uğraşı olarak böyle bir kadere mahkûm edilmek istenmiyorsa bu şiirimizin geleceği ve gelişimi açısından oldukça sevindirici bir durum. Çıkan şiir yıllıklarında yer alan şairlerin doğum tarihlerine bakmamız bu konuda yeterlidir. Yaşı kemale ermiş şairlerimiz bile artık yaşını göstermeyen şiirler yazıyor. Dünya ile verip alamadığı olan şairlerin didişmesini görüyoruz son dönem şiirinde. İkinci Yeni şiirinin etkisi hâlâ kendini hissettiriyor. Şair olarak söyleyecek olursak İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu, Sezai Karakoç, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya ve İlhan Berk gibi şairler son otuz yıl içerisinde yazılan şiiri bir şekilde etkilemişlerdir.

Nurettin Durman: Sevgili şair, samimi cevapların için teşekkür ederim.

Hüseyin Akın: Ben teşekkür ederim Nurettin abi.

Bütün söyleşiler