DÜN İHYA OKUYANLAR ŞİMDİLERDE İHYA OLDULAR

Ferdi Amca

Renkli, sayı 23, Ekim 2007

2007

133–141

Ferdi Amca: İlk deneme kitabınız Deneme Yanılma ve ardından gelen Kitabım Çıktı Alınmayın’dan sonra yeni bir denemeyle okuyucunun karşısındasınız. Hüseyin Akın’ın denemeyle ilişkisi nedir?

Hüseyin Akın: İlk kitabımdan sonra Kumaştan Çalan Terzi’ye geldiğimde “bir şeyler yapmalıyım” dedim. Bir dinlenme süreci olsun istedim. Şiirimin atık malzemelerini denemede kullandım. Deneme Yanılma gibi kitaplarım bunu kapsıyor. Konuşma ritmiyle yazdım. O yüzden zorlanmıyorum. Denemelerimi karşıdaki kişiyi düşünsel gerilimden kurtarması ve ona bir yol sunması gereğine inanarak yazdım. Kitabım Çıktı Alınmayın’daki denemelerin bir kısmını seyahatname okumalarından hareketle kaleme aldım. Gezmek nedir, seyyah / turist arasındaki fark nedir vs. Bunlar üzerine kafa yordum. Geçmiş Günler Matinesi’nde de gençliğimdeki sinema karakterlerinin günümüzdeki izdüşümlerini anlattım. Kaybettiğimiz değerlere, daha mesut zamanlardan nereye geldiğimize dikkat çekmeye çalıştım. İsmet Özel “Neyi kaybettiğini hatırla” diyor ya, onu hatırlamaya çalıştım. Nesnelere yoğunlaştım. Tebessümü ihmal etmedim. Kişilere yürüdükleri yolları yürürken geçtikleri manzaraları hatırlatabilmedir deneme. Deneme süreci sanırım tamamlanmak üzere.

Ferdi Amca: Geçmiş Günler Matinesi’ni üç ayrı kitap gibi okudum. İlk bölümde hayattan anları yakalayan yazar, okuyucuyu nesnelerin dünyasından şöyle bir geçirip Sadri Alışıkların, Hasan Nail Canatların, Türkan Şorayların eşiğine bırakıyor. Bu üç ayrı kitabı Geçmiş Günler Matinesi’ne bağlayan ne?

Hüseyin Akın: Birinci bölüm olan “Kardeş Payı”nda “Aşkın Yolu Birdir”den hareketle, o minval üzere bir çeşit durum belirlemesi yapıyorum. “Ne ise Ne”de nesnel dünyalar kazandık diyerek farkında olmadan kaybettiğimiz şeyleri anlatıyorum. Nesnelerin bizi yoksul düşürecek bir tarafı var. Nesneler üzerine neden yazılmasın? Materyal dünyadan aşkın bir dünyaya geçebilir miyiz, sorusuna cevap arıyorum ikinci bölümde. Üçüncü bölümde ise zaman mefhumunu irdeliyorum. Bütün o bahsi geçen Hulisi Kentmen’den Ali Şen’e kadar montajlanmış zamanlardır söz konusu olan. Gelip geçen zamanın arkasından ağlamakta haklıyız. Bu mesajı vermeye çalışıyorum “Film Adamlar”da.

Ferdi Amca: Hüseyin Akın yazın serüvenini nasıl adlandırıyor?

Hüseyin Akın: Deneme Yanılma insanın Âdem oluşuyla başlayan bir serüven. Adem’le Havva şeytana kapılarak denediler. “Bakalım ölümsüzlüğü yakalayabilir miyiz?” dediler. Yanılgıyla bitti serüvenleri. Ölümsüzlüğü tatmak için yazdığımızı söyleriz. Her bir yazma eylemi bir yanılgıyla neticelenmektedir. Sözü besleyen şey günahtır. Âdem’le Havva cennette iken konuşmuyorlardı. O zaman söz yoktu. Kıyafetleri de yoktu. Yani ilk öykü, yaratılış öyküsünün akabinde yasak ağaçtan yeme öyküsüdür. Deneme, hikâye adına ne dersek diyelim bir günahın anlatımından başka bir şey değildir.

Ferdi Amca: Bu insani bir şey mi? Ama İslâmi perspektiften baktığımızda sorunlu bir değerlendirme gibi.

Hüseyin Akın: Ölümsüzlük hepimizin fıtratında var. Evlenmenin özünde yatan gerçek ölümsüzlüktür. Her anne baba kendi çocuğunda yaşamak ister. Eser ortaya koymak da böyledir. Seksen yaşındaki adam neden bir eser daha yazmak ister? O kadar fırtınalı bir zamanda yaşıyoruz ki milenyum denen yeni bin yıl içerisinde enformatik ağlar her şeyi silip süpürüyor. Öldükten sonra beni temsil eden bir şey olsun diyor yazar. Bu onun için ferahlatıcı bir şey. Bugün popüler kültür yazılan edebiyat eserlerinin esamisini bile okutmuyor. Buna rağmen her yazar hep eserleriyle kalabileceğinin umudunu taşır. Bu bir zaaftır. Kur’an’da ifade edildiği gibi insan zayıf yaratılmıştır. “Emaneti dağlara taşlara sunduk, onlar kabul etmedi, insan kabul etti” deniliyor. İslâmi bir perspektiften baktığımız zaman yazarlardaki ölümsüzlük isteği mantıklı karşılanacak bir şeydir.

Ferdi Amca: Kitabınızın satır aralarına inildiğinde modernizme yönelik ciddi eleştiriler getirdiğiniz görülüyor. Hüseyin Akın anti-modernist bir yazar mıdır?

Hüseyin Akın: Modernizm günümüzde nerdeyse bir din hâline geldi. Ben günümüz Müslümanlarının dini modern hâle getirerek aslında çift anlayışlı bir yaklaşım sergilediklerini düşünüyorum. İslâm’ın modernizmle bağdaşmadığına inanıyorum. Modernizmin referansları aydınlanmacılığa dayanır. Ama İslâm’ın aydınlanmacı anlayışı 1400 sene öncesine gider Asr-ı Saadet’le Rönesans’ı özdeşleştirmek mümkün değildir. Estetik değerlerimizin, ahlâk anlayışımızın modern hâle gelmesi profan bir din anlayışına, sizin de Renkli’de ısrarla vurguladığınız “ahlâksız dindarlık” durumuna iter. Modern olmamak demek şehirli olmamak değildir. Müslüman Medine medeniyetine tâbi olan bir şehirlidir. Günümüzde kendine modern deyip de yapıp ettikleriyle barbarca yaşayan bir sürü insan var. O yüzden kendimi modern olarak değerlendirmiyorum. Medeniyim, modern değilim. Sonra, modernizm İslâm’ın muhatabı değildir. Sosyalizm, kapitalizm gibi beşerî ideolojiler nasıl değilse.

Ferdi Amca: Sözünü ettiğiniz ikircikli durum bir tür şizofreni mi? Bir sanat adamı bir şair olarak baktığınızda tabloyu nasıl okuyorsunuz?

Hüseyin Akın: Modernizm sizi bir şekilde avucunun içine alıyor. Modern düşündüğünüzün farkına varamıyorsunuz. Kur’an ve Sünnet’ten bir şey söylediğinizde en yakınınızdaki insan bile size karşı çıkıyor, bu zamanda böyle şeyler olur mu diye. Burada modern zamanı bir kutsama var. Bu insanların kendi referanslarını içselleştirmemesinden kaynaklanan sorunları söz konusu. İslâm yaşam alanı bulamadığı için düğünlerimize, cenazelerimize varana kadar modern zamana yaslanmışız. Kafası bir yerde, kalbi bir yerde insan türü oluşuyor. Çok modern bir din adamı dediğimizde iş daha bir çetrefilleşiyor. Modern din adamı demek büyük bir hakarettir. İslâm tezin kendisidir ve anti-tez diye bir şey düşünmez. İslâm’ı şiar olarak bu şekilde özümsersek bunu sanatta da gösterebiliriz. Biz modern zamanların şiirini yazıyoruz; ama modernizmi kutsayan şiir yazmıyoruz. İkinci Yenide modern dünyanın bunalımları vardır mesela. Modernizmin tasallutu altında kalmış ve modern olmak için debelenen bir insan türü. Bunun yanı sıra insanlığını unutmuş şehre biat etmiş olan insan türü. Biz bu yüzden modern şair değiliz. Biz modern dünyayı hoşnut olmuş insan edasıyla yansıtmayız. Mesela hece şiiri Necip Fazıl’la birlikte miadını doldurmuştur. Kentleşmiştir artık. Aruz yazamazsınız. Yazarsanız bile sadece nostalji yapmış olursunuz. Ama modern halk şiiri yazabilirsiniz. İnsanların konuşarak dahi anlaşamadıkları bir çağda insandan insana giden yol ancak şiirle açılacaktır. İkinci Yeni bu yolu açmak için bir feryattır.

Ferdi Amca: 80 kuşağını ve şiirin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hüseyin Akın: Bu kuşak çok badireli bir dönemden geçti. İdeolojik sınıflaşmaların olduğu dönemlerde yazdılar şiirlerini. “Ben şiiri”nden çok “biz şiiri” vardır. Bunu aşar nitelikte şairler de vardır; ama ideolojikleşen bir şiirdir. Ki ideolojik şiir olmaz. Bunun 90’lı yıllara çok akmadığını görüyoruz. 90’lardan ve 2000’lerden sonra şiir tıkanıklığı aşmıştır. Sloganla imgesel dünyanın şiiri yol ayrımına girmiştir. Bu yüzden 90’lı ve 2000’li yıllar şiiri bir sıçrayıştır. Bir ümit şiiridir. 80’li yıllar şairlerine göre bugünkü şairlerin 18 yaşlarında antolojilerde yer aldığını görüyoruz. Diyeceksiniz ki mesaj taşıması bir zorunluluk değil miydi? O ayrı bir konu. Kişiler kitlelere bir şeyler vermek istiyorsa direkt konuşmalıdır. Günümüzde İslâm’ı içselleştirmiş olan şairlerin seküler anlayışa sahip sairlerden daha iyi şiir yazdıklarını görebiliyoruz. Dergilere bakmamız yeterli. Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel’in günümüz Müslüman şairler üzerindeki emeği bunda etkili oldu. Bu üç şair yazdıkları şiirin şiirsel normlarını verdikleri mesaja kurban etmemişlerdir.

Ferdi Amca: Son kitabınızda havaya Mevlanaların, Yunusların, Mehmet Âkiflerin hâkim olduğunu, ciddi hadis bilgisinin sayfalara yansıdığını görüyoruz. Bunda ilahiyatçı kimliğinizin etkili olduğunu düşünüyor musunuz?

Hüseyin Akın: Bu meseleye hiçbir zaman böyle bakmadım. Bitirdiğimiz okullar vardır. Bitirdiğimiz okullar bize rağmen bitmiş de olabilir. İlahiyatın insanın düşünce örgüsünü örmekte yeterli olduğuna inanmıyorum. Çünkü ilahiyata giderken de bir başka ilahiyat okuyordum. Kendi okumalarım vardı. Ali Şeriati, Seyit Kutup vb. Din dili konusunda kafa yordum. Kur’an’ın insanların idrakine nasıl sunulması gerektiği açısından çabalarım oldu. Kur’an’la şiir ayrı kanallarda akmaz. Yazdığım şiirin içinde de Kur’an vardır. Referans olarak bazen bir hadis olabiliyor. O sözlerin, yazdığım yazının, şiirin omurgası olduğunu söyleyebilirim. Ali Şeriati’den çok alıntı yaparım. Ayetlerden alıntı yaparım. Bugün Kitab-ı Mukaddes’ten alıntı yapıldığı kadar edebiyat dünyasında Kur’an’dan alıntı yapılmamaktadır. Bu bir imaj sanki. Kur’an çok büyük bir kaynak. Şairler bu kaynakla irtibatını kurarsa şiirlerini daha da zenginleştirebilirler.

Ferdi Amca: Son yıllarda, solcu diye tanımlanan bazı şairlerin şiirdeki bağımsızlığını bu olguyla açıklayabilir miyiz?

Hüseyin Akın: Günümüzdeki sağla sol birbirine karışmış durumda. Hangisi sağ hangisi sol, tam olarak bilinmiyor. Sol denildiğinde lümpen bir şey anlaşılıyor şimdilerde. Topluma dışardan bakmak sol gibi algılanıyor. Kalabalıkların dışında solmuş gibi. Böyle bir yanılsama var. Sosyal adalet söylemiyle yola çıkan, yeryüzündeki emek sömürüsü karşısında ses çıkaranlara saygı duyuyoruz. Dünden bize kalan sağ biraz kapitalisttir. Gerçek sol düşünme sistemi olarak saygı duyulması gereken bir şeydir. Bu insanların dinle ilişkileri yokmuş gibi söyleniyor. Böyle bir şey yok. Normalde sol düşüncenin İslâm karşıtı olduğu doğru değildir. Bunu nasıl bu hâle getirdik anlayamadım. Açlar için bir şey yapmamız gerektiğini bizden daha çok insanlar var.

Ferdi Amca: Sorum tam olarak bu değildi…

Hüseyin Akın: Tabii ki felsefeden uzak yaşayan, toplumla çatışan toplumun değerlerini bilmeyen bir güruh var. Bunlar aynı zamanda düşünceden de, edebiyattan da uzaklaşmıştır. Artık barlarda falan düşüncelerini tartışıyorlar. Buna rağmen kendilerini sol olarak adlandırıyorlar. Bu çok komik bir şey bu tür insanların halkla ve şiirle yakınlığı tabi ki olamaz. Böyle insanlar edebiyatta diğer kesim kadar öne çıkamaz. Diğer kesim ise bu medeniyetin köklerine ve kendi değerlerine bağlı, yeniliklere de araç olarak yaklaşan, değişimi kutsallaştırmayan kesimdir. Bu çok önemli bir şey. Şerit değiştirmek; ama istikamet değiştirmek kötü bir şey. Bir sabiteniz olması gerekiyor. Değişiyoruz; ama ne zamana kadar? Mutlakıyet düşüncesi ortada kalmış. Solun değişimi felsefi platformlardan eğlence platformlarına yönelmekle olmuştur. Bizdeki değişim de sermayeye doğru olmuştur. Dün İhya okuyanlar şimdi ihya oldular. İhya okumaya devam etmeliyiz. Biz İHL peşinde koştuk onlar ihale peşinde koşuyorlar. Sol kesimin böyle bir çıkmazı yok bugün. Bu biraz konjonktürle alâkalı…

Ferdi Amca: İktidar olamamakla…

Hüseyin Akın: Evet, iktidara gelememekle ilgili. Sağcılık solculuk… Bunlar bize dışardan takılan rozetlerdir. Kabul etmek zorunda kaldığımız kavramlardır. İnsanları Alevi-Sünni diye ayırmadan onlara ortak kültürel kimlikle tanışma imkânı verelim yeter ki. Ben bundan sonra kargaşa olmayacağına inanıyorum.

Ferdi Amca: Hayatın içerisindeki küçük şeyleri yakalamayı seviyorsunuz. Küçük şeylere olan ilginiz nerden geliyor?

Hüseyin Akın: Tabi ayrıntı dediğimiz şeyler… Biz Lamure diye bir dergi çıkarttık. Ayrıntılar üzerine bir şeyler yazdık orada. Dedik ki şeytan ayrıntıda gizlidir. Ayrıntıları daha büyük dünyalara açılan kapıların işaretleri olarak gördük. Biz ne zaman bir değerimizi kaybediyoruz o zaman onun kıymetini anlıyoruz. Sahip olduğumuz en ufak şeyin bile kıymetini bilelim. Kur’an-ı Kerim, konusunu tabiattan alır. Ufacık bir yaprak, bir örümcek vs. Bizse yanı başımızdaki şeyi unutuyoruz. Hep ileri hep ileri diyoruz. Varlığımızı bütünleyen unsurlardır ayrıntılar. Boş bir çay bardağı belki de bir hikâyenin içinden düşmüştür. Bu çok önemlidir. Bütünün bir parçasıdır diyorum.

Ferdi Amca: Kül tablasının öyküsü yazılabilir mi öyleyse?

Hüseyin Akın: Kül tablasıyla arandaki mesafeye bağlı. Bunlar fantastik şeyler değil. Hiç kalem değmemiş konuları ayağa kaldırmaya bakar. Ayağı kırık sehpayı hayatla bağdaştırabiliyor musunuz, ona bakar.

Ferdi Amca: Akıcı bir üslûbunuz var. Bunu neye borçlusunuz?

Hüseyin Akın: Şiirden arta kalan kumaşa… Kelimeleri çok seviyorum. Kelimelerin tahrik edici tarafı var. Bu daha net anlatıyor her şeyi.

Ferdi Amca: İroniyle aranız çok iyi. Hacivat’la Karagöz gibisiniz… İroniyi sizin için çekici kılan ne?

Hüseyin Akın: Güler misin ağlar mısın durumu vardır ya, manzarayı böyle görüyorum. Trajik anlatmak çok arabesk bir şeydir bir de… Yıkılmadık ayaktayız mesajını vermek için ironiyi kullanıyorum. Ateistler İçin Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi kitabında da bunu yaptım. Bu üslûp meselesi. Ben hep mizahtan yararlanırım. Neredeyse mizahı unuttuk. Mizahı bize yanlış lanse etmeleri de bunda etkili oldu. Müslüman erdemli bir insansa mizah yapmamalı falan dendi. Peygamber’in hayatını okuduğumuzda böyle bir şey olmadığını görüyoruz. En zor durumlarda bile şakalaşıyor Peygamberimiz. Artık düğünlerimiz bile asık suratlı hâle geldi. Mizah dergimiz bile yok. Tebessüm ederek mesaj verebileceğimiz bir mizahımız olmalı. Gülmek günah değil! Ortada hiçbir şey yokmuş gibi davranalım demiyorum; ama her şeyi fetva mantığıyla da açıklamaya kalkmayalım. Ata bineceğim caiz midir gibi. Sanırsınız din insanlara yeni gelmiş…

Ferdi Amca: Kitabınıza edebiyat çevrelerinden ve okurlardan gelen tepkiler nasıl?

Hüseyin Akın: Okuyucu ile ilgili bir yazım var. Okuyucu, “o kıyıcı” diye. İnsanlar bazen bir başlığımı görüp yazının içerisinde buluyorlar kendilerini. Yazı açısından çok küçük bir zümreyiz. Bu tür konularda aman benim kitabımı alsınlar, bahsetsinler taraftarı değilim. Kitabın felsefesine aykırı bu. Belli bir okuyucu kitlem var, çıkan her kitabı alıp okurlar. Edebiyat çevreleri biraz daha sancılı. Edebiyatın medyası var bugün. Her yer parsellenmiştir. İkili ilişkiler kurmadıkça o mahfillere giremezsiniz. Kitap dergilerine baktığınızda bir kümelenme var. Geçenlerde Renkli dergisinde de öyle bir eleştiri vardı. Sanki bizim camiada yaprak kımıldamıyor. Bunun tutarlı olduğuna inanmıyorum. Bu mahallenin çocuklarına karşı önyargı var. Biraz daha beklesinler, pişsinler denilip duruluyor. Yazılan şeyin kalitesiyle ilgisi yok bunun. Böyle bir uygulama söz konusu. Bir yazarın kitabı yazdıktan sonra kendini geri çekmesi lâzım. Beni yazdıklarım ilgilendiriyor. Kitapla satmayı yan yana getiremiyorum. Tabi ki işin bir de reel tarafı var.

Ferdi Amca: Proje ve plan kavramlarını sevmediğinizi biliyorum. Üzerinde çalıştığınız bir kitap var mı?

Hüseyin Akın: İki ayrı çalışmam var. Bu çalışmalar hayat içerisinde devam ediyor. Çarşıda pazarda, yolda, işte… Adı Hu Dönüşü olacak. Anlaşılacağı üzere trajikomik bir eser olacak. Bir de Türkiye’de insanların okumaktan, gülmekten kendini alamadığı irtica haberleri var. Gazetelerden derlediğim haberlerden oluşan bir kitap çalışması. Şifahi kültür bağlamında değerlendirilebilecek Çanakkale cephesi ile ilgili bir kitap çalışması ise yakın zamanda çıkacak. Sonra Kırknar adında bir edebiyat dergimiz var. Dergiyi bir periyot oluşturmak için yeniden yapılandırıyoruz.

Bütün söyleşiler