HÜSEYİN AKIN’IN SAATİ
GörüşmeciSuavi Kemal Yazgıç
KaynakGerçek Hayat, 07.04.2011
Yıl2011
Sayfa189–193
Hüseyin Akın: Şiire ayarlıdır Hüseyin Akın’ın saati. Denemelerinde de hikâyelerinde de günlük hayatında ve öğretmenliğinde de… Mısra kurar gibi kurar o saatini. Zaten başka türlü de Hüseyin Akın olamazdı değil mi? Ne yapsa bir şair olarak yapıyor Hüseyin Akın. Düzyazıları günlük hayatı, öğretmenliği de “şairane”. Buraya yanlış anlamayı önleyici bir mim koymalıyız. Sait Faik bir hikâyesinde gün batımını tasvir ederken, denizi kızıla boyayan kötü şairlerden bahseder. Elbette Hüseyin Akın’ın her işini şairane işleyişi akla müteşairlerin hamken koparıldığı için ağza acı tat veren şiirimsilerini getirmemeli. “Çıkış kapısını ancak şiirle bulabiliriz” diyen Akın’ın her kitabında çıtayı daha da yukarı çıkaran, daha güzel, daha incelikli bir şiiri yakalamaya çalışan titiz mesaisi ile birlikte andığımız bir şairanelik bu. Düzyazı adına yazdıklarını şiirin atık malzemesi olarak gören Hüseyin Akın şiirin içerisinde hep şiiri özlediğini, canlı renklerle hayatın duvarına yazmak istediğinin hep aynı şey olduğunu söylüyor: “Şiirden başka bir çıkış kapımız yok!” İlk Kitaplar İlk Şiirler 1965 yılında Anadolu’nun Karadeniz’e uzanan en kuzey köşeciğinde yer alan Sinop’un Türkeli ilçesinde dünyaya geldi Hüseyin Akın. Bütün öğrenim hayatı İstanbul’da geçen Akın’ın kitapla tanışmasını ise ilkokul 3. sınıftaki öğretmeni sağladı. Akın, öğretmeninin ona hediye ettiği ve sayfaları anne resimleriyle dolu bir antoloji kitabını okuyarak bir kitabı okumanın lezzetiyle tanıştı. Hüseyin Akın daha sonra henüz ilkokul bitirmeden bir büyük hamle daha yaptı. Bu hamleyi yapmasını ise babasının başucu kitapları sağladı. Yunus Emre Divanı, Niyazi Mısri Divanı ve Eşrefoğlu Rumi Divanıyla tanıştı. Tabi ki yaşı, o ustalara vâkıf olmak için yeterli değildi ama o kitaplarda yer alan şiirlerin dilinden bir şey anlamasa da ses ve tınısı onun içerisinde uyuyan şiiri uyandırdı. Bu uyanışın verdiği tecrübeyi ise Akın şu cümlelerle anlatıyor: “O gün bugündür her insanın içerisinde uyuyan bir şiir olduğuna inandım. Uyum denilen şeyin bu uykudan kaynaklandığını anladım. Dışarısındakilere karşı uyumlu olmasa da hep içerisindeki uyumu koruyup muhafaza ettim”. Şairin Öğrenci Olarak Portresi Takdirnamelerini, teşekkür belgelerini çerçeveletip duvara asan öğrencilerden miydiniz? Eğer öyle iseniz Hüseyin Akın ile aranızdaki farka dikkat çekmek zorundayım. Zira hiçbir sınıfı doğrudan geçmedi Hüseyin Akın. Üstelik bununla da yetinmedi, arkadaşlarının birçoğunu orta üçten ayrılan ya da beklemeli öğrencilerden seçti. Böylece hayatla daha erken yaşta, daha doğrudan bir bağ kurdu o. İlkokul beşinci sınıftan itibaren mizah dergilerine yönelen Akın, Salata, Gırgır, Fırt, Çarşaf gibi mizah dergilerinin yanı sıra Teksas, Tommiks, Mandrake, Zagor, Zembla ve Mister No gibi sokak kitaplarıyla büyüyerek şiir dünyasının renklerini de yakalamaya başladı. Ancak okul hayatının en renkli kısmının henüz eşiğine gelmişti. İlkokul sonrasında Şişli İmam Hatip Lisesine kaydolan Hüseyin Akın, İmam Hatip’in orta kısmından itibaren Necip Fazıl, Mehmet Âkif, Ali Ulvi Kurucu ve Arif Nihat Asya gibi şairlerin şiirlerini okuyup ezberlemeye ve ezberlediklerine öykünmeye, taklide yöneldi. Lise birinci sınıfta ise İsmet Özel ismini duydu. İsmet Özel’e Şiir Okuma Kılavuzu’nu imzalatan Akın, onun Üç mesele adlı kitabından dava ile mesele arasındaki farkı kavradı. İsmet Özel elbette etkiledi Akın’ı… Hangimizi etkilemedi ki zaten. Hüseyin Akın en çok da “Esenlik Bildirisi”ni sevdi.
Suavi Kemal Yazgıç: Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa o şehirden öcalmanın vakti gelmiş demektir
Hüseyin Akın: İbn-i Batuta Sorgusu Hüseyin Akın, Türkiye gerçekleriyle de erken bir dönemde tanıştı. Lise ikinci sınıfta Ankara Caddesi üzerinden heybesinde kitaplarla geçerken tekmil vermediği için birinci ve ikinci şubeyi gördü. Bununla da kalmadı İbn-i Batuta Seyehatnamesi’ni izinsiz taşıdığı için sorgulandı. Nice kitabın korkuyla yakıldığı 12 Eylül darbesi sonrasında yazdığı şiirleri yakmaya kıyamayan Akın, belki bilerek belki bilmeden tek parti döneminde eskimeyen yazı ile yazılı kitaplara yapılanın bir benzerini yaptı onlara. Şiirlerini uzun yıllar bir kum yığını içerisinde sakladı. İleride din kültürü ve ahlâk bilgisi öğretmeni olacaktı Akın ve lisedeki meslek hocaları ona ne yapmaması gerektiğinin örneği oldular. ÇÖM dediği Çaktırmadan Öğretmen Metodunu geliştirdiği için öğrencileri tarafından sevilen bir öğretmen olan Hüseyin Akın, bir zamanlar öğrenciyken karşılaştığı ve şiiri niçin sevmediğini anlamadığı meslek dersi hocalarının yapamadıklarını yaparak kendi farkını ortaya koydu ve bu elbette öğrencilerinin en büyük şansı oldu. Üniversite ve Şiir İlk şiirlerini ıkına sıkıla kendi tabiriyle “evrime ve devrime” inanan tarih hocasına okuyan Akın, anlaşılmanın sevincini yaşadı. Çok parlak bir öğrenci değildi. Daha sonra Marmara İlahiyatı bitirdi. O yıllarında da zamanın dilinin kilitleri Akın’a engel olmadı. Şimdi tam da anlaşılamayacak engellerdi bunlar. Mesela uzun süre ilahiyatçılara şiirin sakıncalı ve mahzurlu bir şey olmadığını anlatmaya çalıştı. Turan Koç’u, Arif Ay’ı, Ahmet Murat’ı ve İsmail Kılıçarslan’ı her yerde örnek göstererek ilahiyatın insanı şair yapan taraflarını kavradı. Fakülte birinci sınıfta Sezai Karakoç ve Cahit Zarifoğlu’nun yanı sıra Cemal Süreya ve Turgut Uyar’ı derinden kavrayarak, İkinci Yeni sevebilen ilahiyatlalar grubuna katılan Hüseyin Akın, Vahdet, İmza, Mektep gibi fikrî ve siyasi dergilerde edebi ürünler yayımlamaya başladı. 100 Türk Büyüğü 80’li yıllarda Nedim Ali ile tanışan Hüseyin Akın, şiirini basılı olarak ilk kez 1988 yılında İkindi Yazıları edebiyat dergisinde görme fırsatı buldu. “Gerisi Kadın” isimli bu şiiri “Suya Giden Kadın” ve “Ey Anamız Olan Kadın” şiirleri takip etti. Şiirle beraber öyküyü de yedeğine almak isteyen Akın, gizli gizli öyküler yazmaya başlaması da o yıllara dayandı. Vasıfsız bir askerken İkindi Yazıları’nda “100 Türk Büyüğü” arasında yer aldığını gördüğünde “silkinip kendine gelen” Akın, askerlik sonrası öğretmenliğe başladı. Önce Gebze Sarkuysan Lisesinde stajyer öğretmen oldu. Ardından da Nişantaşı Kız Lisesinde öğretmenliğe devam etti. Uzun süre bu okulda 15-18 yaş kuşağına din kültürü öğretmenliği yapan Hüseyin Akın, öğretmenliğini şu sözlerle anlatıyor: “Kitaplarımız açık bir şekilde durur derste. Ama önce konuyu işler, sonra kitaba bakarız. Ayaktayımdır, hareketliyimdir, çocuklar da benim bu hareketliliğime uyum sağlamaya çalışır. Ve asla disiplin sorunu olmaz, dolu dolu ders yaparsa bir öğretmen asla disiplin sorunu yaşamaz. Disiplin sorunu boşluklarda ortaya çıkar.” Dergiler Gazeteler Doksanlı yılların başlarında Özülke dergisini çıkaran Hüseyin Akın, bu dergi sayesinde kadim dostu İbrahim Tenekeci ile tanıştı. Kardelen dergisinin yayın kurulunda bulunan Akın, daha sonra aynı ekiple Düşçınarı dergisini çıkaranlar arasında yer aldı. Hüseyin Karaca ile Ünlem ve Yansıma dergilerinde bulunan, Endülüs dergisine destek veren Akın, Sadabad gazetesinde İbrahim Tenekeci ile birlikte yazdı. Kırkayak ve Kırklar dergisinin yönetim ve mutfağında yer alan Akın, Kırklar dergisinin kapanmasından sonra Kırknar dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı ve bir süre Lamure dergisinin ve Seyfullah Arslan’ın çıkardığı Derkenar’ın editörlüğünde bulundu. Sadabad ile başlayan günlük gazete macerası ise Sağduyu, Akit ve Millî Gazete’de değişik zamanlar içerisinde köşe yazarlığı yaparak devam etti. www.dergibi.com’un ürün editörlüğünü üstlenen Akın, pek çok edebiyat dergisinde yazsa da bir süredir imzasına Dergâh dergisinde rastlıyoruz. Özellikle yeni kitabı Canlı Renkler’de yer alan yazıları Dergâh mesailerinin bir ürünü. Söz bir şairden açıldıysa susmayı bilmeli ve sözü onun bir şiirine terk etmeli belki de…
Suavi Kemal Yazgıç: Genç olmasına genç bir çilingir ustası Yoğun bakım odasında sanki yutmuş geceyi Göstermiyor yaşını ne kadar söylesek de Kurcalayıp duruyor dil denen çekmeceyi Bu oyun işte böyle düşen yanıyor doktor