YENİ EĞİTİM YASASINA DAİR

Varlık

Varlık, sayı 1261, Ekim 2012

2012

249–252

Varlık: Yeni Eğitim Yasası çerçevesinde uygulanacak olan 4+4+4 sistemini çocukların bilgi ve becerilerini geliştirebilmeleri açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hüseyin Akın: “Şu mektepler olmasaydı, maarifi ne güzel idare ederdik.” Her devre deva, her derde şifa nevinden bir sözdür bu. Kâğıt üzerinde bir sürü düzenleme ve reforma rağmen, bir türlü eğitim sistemimizi belli bir yere oturtmuş değiliz. Öyle bir yorgan ki bu, ayaklarınızı örtüyorsunuz başınız, başınızı örtüyorsunuz ayaklarınız açık kalıyor. Bakanlığımızın adı “eğitim” olmasına rağmen, bütün mesele dört yanlışın bir doğruyu götürmekle kalmayıp çocukluğu ve gençliği de berhava eden test mantığına dayanıyor. İlköğretimler liseye, liseler de dershaneler eşliğinde üniversiteye hazırlama yerleri olmanın dışında bir işleve sahip değil. Herhangi bir lisenin çıkış vakti sokağa dağılan öğrenci manzarasına bakarak, öğretilenden dışarıya sızanlar hakkında bir fikir edinmek de mümkün. Bilgisayarlı eğitime geçmek suretiyle nasıl olsa monitör var, artık bir işlevi kalmadı deyip “tahta”yı kaldırmaya çalışanlar, öncelikle ve ivedilikle yaz boz ve deneme tahtalarını kaldırmakla işe başlamalıdırlar. Kim bilir belki de “bir teneffüs daha yaşasa, tabiattan tahtaya kalkacak” o kadar çok öğrenci var ki! Yeni Eğitim Yasası çerçevesinde uygulanacak 4+4+4 sistemine gelince, rakamlara çok fazla takılıyoruz gibi geliyor bana. Belki ironiye kaçabilir, ama bir zamanlar liseler 4 yıla çıkarıldığında da söylemiştim: “Liseler dört yıla indirilmesin iki yıla çıkarılsın” diye. Demem o ki nicelik değil, nitelik önemli. Ömrümüzün çok önemli bir kısmı okullarda geçiyor. İlkokula başlama yaşı bu sistemle beraber daha da aşağıya çekildi. Daha ağzı süt kokan çocuklara bilgi yüklemesi yapılmayacaksa sorun yok. Çocukluk en özgür çağ; ev ödevleri, sırt çantaları, servisler, taşımalı eğitimler ve sınavlarla geçmesi bir tür çocukluk çağına saldırıdır. Bilmenin önemi kadar bilmemenin de masumiyetine inanmamız gerek. Keşke 1997’de kesintisiz 8 yıllık eğitim bir dayatmaya dönüştürülmeseydi. Şimdi böyle bir tashihe gerek kalmamış olurdu. Bu yasayla “açık lise” ağının genişletilmesi ve meslek liselerinin önündeki katsayı engelinin kaldırılması özgürlük ve fırsat eşitliği bağlamında iyi olmuştur. Eğitim olgusuna ideolojik bakıp endoktrinasyon hesaplarıyla hareket ettiğimiz zaman taş üstüne taş koymak elbette mümkün değil. Dolayısıyla eğitim olgusunu birilerinin körpe dimağlara şekil vermek için inatla sürdürdükleri bir oyun hamuru olmaktan çıkarmak gerekir. Bu yasa sayesinde umarım kimse istemediği bir okul sürecine katlanmak zorunda bırakılmaz, isteyen istediği alternatifte bir tercih yapma imkânına kavuşur.

Varlık: Ayrıca seçmeli din dersinin de getirilmesini, müfredat göz önüne alındığında, nasıl yorumluyorsunuz?

Hüseyin Akın: Şayet dersin programı, müfredatı ve öğreticileri iyi planlanmışsa bu son derece demokratik, olumlu bir gelişmedir. Böylelikle dileyen öğrenci bilgi eksikliklerini giderecek, yeteneklerini geliştirecek seçmeli dersleri alma imkânına kavuşacaktır. Türkiye bir sürüncemeden kurtuluyor, bir kısır döngüyü aşıyor bile diyebilirim. Çünkü bu konularla çok vakit kaybettik. Din, inanç ve ideoloji tartışmaları yıllarca Türkiye’nin enerjisini tüketti. 12 Eylül anayasasının zorunlu kıldığı din kültürü dersleri bir emrivakiden öteye geçmemiş, doğrusu dindar / laik hiçbir kesimi memnun etmemiştir. Keşke bu dersler belli bir konsensüs dahilinde, kaynaklara uygun, mezhepsel kaygılardan kurtulmuş şekilde daha ilk başta isteğe bağlı okutulmuş olsaydı. Seçmeli din dersleri; Kur’an, siyer, temel dinî bilgiler, öyle zannediyorum ki dayatmasız, isteğe bağlı din öğretimine bir tür test edilme imkânı kazandıracaktır. Türkiye’de insanların dini öğrenme sorunundan ziyade dini doğru öğrenme sorunu vardır. Dinin devlet tasallutundan da, cemaat tekelinden de kurtarılması şarttır. Bunun yolu inansın ya da inanmasın herkesin içinde yaşadığı kültür ve coğrafyanın ait olduğu inanç manzumesini, dinî referanslarını doğru bilmesinden geçer. Umarım siyasi propaganda malzemesine dönüşmeden bu dersler böyle olumlu bir amaca hizmet eder.

Varlık: Osmanlı modernizasyonundan bugüne en sık değiştirilen yapılardan biri de eğitim sistemi. Bu değişimler, kuşaklararası kültürel sürekliliği etkiler mi? Bu değişimler, eğitim sistemini geliştirme arayışı mı yoksa siyasal strateji mi?

Hüseyin Akın: Osmanlı’da eğitim uzun yıllar mektep - medrese ikili sistemi şeklinde yürümüştür. Bugünkü anlamda orta, yüksek, yüksek lisans ve üst akademik kademeleri kapsayan medreselerin yanı sıra Darulhuffaz -hafız yetiştiren-, Daruşşifa -tıp eğitimi- ve Enderun -devlet adamı yetiştiren- adı verilen mektepler vardı. 18. yüzyıldan itibaren Batılılaşmanın etkisiyle devlet Batı tipi eğitim kurumlarına yönelmiştir. Son dönem Osmanlı padişahları hep Batı tipi eğitim kurumlarına destek vermişlerdir. Cumhuriyet’in kuruluşuyla beraber 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat kanunuyla birlikte bin yıllık geçmişe ve birikime sahip olan medreseler kapatılmıştır. Mektep - medrese ayrımı ortadan kaldırılmış; fakat medreselerin doldurduğu din öğretim ve eğitimi boşluğu doldurulamamıştır. Memlekette baş gösteren din hizmeti ihtiyacı politikacıların dilinden bile yüksek sesle seslendirilmesine rağmen yeniden medreseli günlere dönme kaygısından dolayı bu talepler doğru düzgün karşılanmamış, düz lise - İmam Hatip Lisesi ayrımını yaşayacağımız günlere kadar gelmişiz. Zaten harf devrimi ve Tevhid-i Tedrisat kanunuyla derin kültürel kopukluk yaşayan kuşaklar bu kez dönemsel olarak her iktidarın idealize ettiği gençlik projesinin bir parçası durumuna düşürülmüşlerdir. Eğer değişimler konusunda toplumsal bir uzlaşı sağlanabilir, dayatma ve daraltma gibi yöntemlere tenezzül etmeden insanımızın sabitelerine saygı duyarak bir eğitim reformu gerçekleştirilebilirse bu değişim kuşaklar arası çatışma ya da kopukluğa yol açmayacağı gibi siyasal stratejiye değil ilerlemeye hizmet edecektir.

Varlık: Yeni uygulamaların eğitimde gelişme sağlayacağına inanıyor musunuz?

Hüseyin Akın: Sadece inanmak istiyorum, zira bu kadar umutsuz vakadan sonra buna inanmaya ihtiyacımız var. Eğitimde daha özgürlükçü, daha katılımcı ve barışçıl yeni bir sayfa açılabilmesi için bunu bir fırsat olarak görüyorum. Bu biraz da hangi ellerde ve nasıl şekil alacağına bağlı. Kâğıt üzerindeki hâliyle uygulamadaki seyri bakalım birbirini tutacak mı? Kuruluşundan beri pek az istisna dışında isminin önünde millî ifadesi yer alan iki bakanlık hep statik ve camit yapısını sürdürmüştür. Biri millî savunma diğeri millî eğitim. Millî eğitim sanki kendini millî savunma bakanlığı ölçütleri içerisinde konuşlandırmaya alışmış gibi. Eğitimde sivilleşmeyle bu durumun aşılacağına inanıyorum.

Bütün söyleşiler