YENİ TÜRKİYE’NİN KÜLTÜREL SORUNLARI ÜZERİNE

Mehmet Emre Ayhan

dünyabizim.com, 18.08.2014

2014

257–260

Mehmet Emre Ayhan: Türkiye’nin yeni bir dönemecin arifesinde olduğuna dair yaygın bir söylem var. Kültür alanında da hakikaten “Yeni Türkiye” beklentisi içinde olabilecek emareler görebiliyor musunuz?

Hüseyin Akın: Şayet “Yeni Türkiye”den nevzuhur bir Türkiye kastedilmiyor ve kadim bir medeniyetin bakiyesine işaret ediliyorsa muhteviyatında kültür ve edebiyatın olmaması düşünülemez. Medeniyet edebiyattan bağımsız düşünülebilecek bir olgu da değildir haddi zatında. Bu iddialı söylem duble yollar, dev alışveriş merkezleri ve kabuğunu kırmış bir Türkiye için söylenmiyorsa şayet bunun iz ve işaretlerini görmek hakkımızdır. Her şey sanayileşme, betonlaşma, plastikleşme adına yapılıyorsa olup biten şairin ifadesiyle “şehirleri bayındır gösteren yalan”dan ibaret kalır. Siyasi iktidarların kültür ve sanatla ilişkilerini en iyi yansıtan unsur kamunun doğal tanıklığına sunulan şehir estetiği ve mimaridir. Ne yazık ki bugün tarihî eserlerin korunup kollandığı kadar bugünü dünle buluşturacak tarihî duyarlıklara uygun binalar yapılmıyor. Sözün çatısı çökmüş durumda. İhtiyacı karşılamak ve zevahiri kurtarmak daha ön planda. Yönetenlerin ulaşamadığı alanlarda, şiirde ve edebiyatın diğer türlerinde sadece ilgilisinin fark edebileceği bir hareketlilik olsa da bu kültürel iktidar oluşturacak nitelikte değildir. Zira bütüncül bir kültür sanat hamlesine ihtiyaç var. Bunu sağlamak köprü, yol ya da rezidans yapmak gibi basit bir şey değil. Oturmuş kültür ve de birikime ihtiyaç vardır.

Mehmet Emre Ayhan: Bahsi geçen yeni bir Türkiye’nin kültürel anlamdaki ayırıcı vasıfları neler olmalıdır?

Hüseyin Akın: Yeni Türkiye’nin kültürel anlamda ayırıcı vasıfları, öncelikle mevcut tarihî müktesebatını göz önünde bulundurması gerekir. Mimar Sinan’ın, Yunus Emre’nin, Yahya Kemal’in bu topraklarda yaşadığı, Sezai Karakoç’un hâlâ bu topraklarda yaşıyor olduğu gerçeği bize heyecan ve ilham vermelidir. Turgut Cansever’i yeterince anlayabilecek bir idrakten yoksun olduğumuz için ne yazık ki bu bilge mimarı gençlerimize tanıtamadık. Mimarlık öğrencileri bile bu isme yabancı. Sezai Karakoç’u anlamak ve sevmek de böyle bir şeydir. “Balkon” şiirini anlamadan Karakoç’u anlamak mümkün değildir. Eski ile yeniyi birleştirmek, eskinin ruhu ile yeninin imkânlarını buluşturmak gerekir. “Yeni” ifadesi dünden bugüne halkımızın belleğinde çok da iyi bir intiba bırakmamıştır. Yeninin yeniden yorumuna ihtiyaç var ayrıca.

Mehmet Emre Ayhan: Sizce geçmiş dönemlerde kültürel alanın karşılaştığı en bariz / büyük / önemli sorunlar nelerdi? Kültür politikalarında ne tür hatalar / yanlışlar yapılmıştır?

Hüseyin Akın: Geçmiş dönemlerde kültürel alanlarda edebi ve kültürel mirasa sahip çıkmak noktasında kuşatıcı davranmak yerine, dünya görüşlerinin rengine göre ve kimi zaman partizanca bir tutum sergilenmiştir. Medeniyet ve kültürün bir toplumda yaşayan inanç gruplarının ortak mirası olduğu göz ardı edilerek belli renkler öne çıkarılmıştır. Diğer yönden kalabalıkları yerli kültürle buluşturmak yerine, öykünmeci kompleks bir tavır sergilenerek, arz talep dengesi içerisinde daha çok popüler kültüre angaje edilmiştir. Kolay, ucuz ve propagandaya uygun şeyler kültür adıyla pazarlanmaya çalışılmış. Siyasi erkin esaslı bir kültür politikası olmamıştır. Kabuğunu kıran Türkiye öze inmeyi beklemektedir.

Mehmet Emre Ayhan: Kültür politikalarının oluşturulması sırasında bu alanın aktörleri arasındaki ilişkiler özlenen seviyede midir? Daha iyi bir ortam oluşması için önerileriniz nelerdir?

Hüseyin Akın: Kültür bir milletin birlikte yaşadığı hayata kendi rengini ve kokusunu vermesidir aynı zamanda. Bunu kendi üslûbu ve yordamı ile yapınca özgün bir kültürden bahsedebiliriz. Aksi taktirde kozmopolit bir kültür olmaktan öteye gitmez. Kültür politikaları oluşturmanın aktörleri kimler? Doğrusu ben kültürden ziyade daha çok turizm üzerine yoğunlaşmış aktörler görüyorum ekranlarda. Turizm çağdaş dünyada kalkınma ideolojisinin yeni izm’lerinden birisi. Kültür sanat insanları ancak siyasi erke yakınlıkları oranında değer buluyor. Varlıkları dikkate anlıyor. Türkiye’de hâlâ bir kültür sanat lobisinden bahsedebiliriz. Bu lobiler kimi zaman siyaset, kimi zaman meşrep ve mezhep üzere kimi zaman da eşcinsellik müştereğinde bir araya gelip kültürel iktidarı ellerinde bulundurabiliyorlar. İdeolojik Muhafazakarlık da kültür sanatın tanım ve kapsamını kendine göre statik bir yoruma tâbi tutup daralttığı için sadece kültürel boşluğu genişletmekle kalmamış aynı zamanda kültüre kaynaklık eden yaşamı da tatsızlaştırarak bağlamından koparmıştır.

Mehmet Emre Ayhan: Müslümanların kültür ve sanat alanında gerek ülke bazında, gerek de uluslararası alanda etkin ürünler ortaya koyabilmesi için ilk etapta zikredebileceğiniz üç öneri sunabilir misiniz?

Hüseyin Akın: Kültür ve sanata garnitür muamelesi yapmayıp siyasi erkin ciddiyetle yaklaşması şarttır. Devlet beyninin önem sıralamasında kültür ön sıralara çekilmelidir. Tüketime ve hazza dayalı bir kültür değil, insan olma serüvenine katkı sağlayacak bir kültür politikası hayata geçirilmelidir. Basit okur yazarlık oranı ile avunmak ve övünmek yerine fonksiyoner okur yazar yetişmesi için başta ortaöğretim kurumları ve medya olmak üzere ülke sathında kütüphaneler ve kitap yeniden diriltilmeli; düşünen, eleştiren, üreten insan hak ettiği değeri görmelidir. Türkiye geçmişi ile yüzleşmeli ve de barışmalı, kültürel mirasına iade-i itibar kazandırmalıdır. Bu sayede eski eserlere nüfuz edilecek, yeni kuşaklar eski ile irtibat kuracak, “yeni”nin eski karşısındaki ayrıcalığına son verilecektir. Zira en anlamlı yeni ne Birinci Yeni ne de İkinci Yenidir. Üstadın dediği gibi “solmaz pörsümez yeni”dir. O da eskimeyen yenidir.

Bütün söyleşiler