ŞİİR YAZDIKÇA YAZILAN BİR ŞEYDİR
GörüşmeciAslı Kamer Dinçkök
KaynakMillî Gazete, 09.02.2018
Yıl2018
Sayfa394–399
Aslı Kamer Dinçkök: Biz Millî Gazete’yi elimize alıp Hüseyin Akın’a ait makaleleri okuduğumuzda ilk dikkatimizi çeken ilginç makale deneme adları ve etkileyici kitap isimleridir. Derli toplu ironik söylemler, gündemin sınır berisinden başlayıp ötesine geçiş yapan insan aklına kimi zaman takla attıran kelimeleri ile tanıyoruz. Sizi tanımak için, Hüseyin Akın kimdir?
Hüseyin Akın: Bunu keşke size bir çırpıda söyleyebilsem. İnsanın kendisini anlatması öyle kolay bir şey değil. Evet, benim, kendimim ve bu yaşa kadar hep bu kimliğimi muhafaza ettim. Zaten şiir insanı kendisini yazdırmaya ancak “kendisi” olarak kaldığı oranda ikna edip izin verir. Şimdi kalkıp hayat hikâyemi anlatmaya kalksam hakkıyla bunu başarabileceğimi sanmıyorum. Zira bir yazarımızın dediği gibi “şairlerin hayat hikâyeleri yoktur, şiirleri vardır”. Beni tanımak isteyenler, gerçekten bunda ciddi iseler şiirlerimi okuyarak sonuca ulaşabilirler. Fakat nerede doğduğum, nereli olduğum, ne iş yaptığım, hangi sokaklarda dolaştığım gibi bilgileri art arda sıralamak hiçbir zaman kendimi anlatmak için yeterli olmaz. Evet, 1965 doğumluyum. Evet, Sinop Türkeli’de dünyaya geldim. Bütün bu malumatlar beni değil etrafımı ışıtıp aydınlatan şeyler. Hâlimi soranlara ilm-i hâlimi arz ediyorum. Hâlim ilm-i hâlimdir. Onu da en iyi ifade edebilecek şey şiirdir. Kendimi bildim bileli şiir okuyup şiir yazıyorum. İçimde yaşadıklarımı şiirin dışında dışa vurabilecek bir enstrüman bulabilmiş değilim şu âna kadar.
Aslı Kamer Dinçkök: Yine her zamanki gibi çarpıcı kitap isimlerinizle “işte bu” dedirttiniz. Yan Tesir’de bir Tespitçi Dükkânı mı?
Hüseyin Akın: Kitap isimleri muhtevanın özüdür. Okuyucu da yazar da oradan kavrar kitabı. Kitap isminden tutulur. Diğer bir tabirle, yazarın koyduğu kitap ismi kitaba dahildir. Yan Tesir ve Tespitçi Dükkânı isimleri yazdığım yazı ve şiirlerin mizacına denk düşen isimler. Benim kitap isimlerim özel bir gayret sonucu konulan isimler falan değil, tabir caizse yerini bulan başlıklardır. Evet, Yan Tesir bir Tespitçi Dükkânı sayılabilir. Ben onu zihin dünyama öyle sabitledim.
Aslı Kamer Dinçkök: Peki, neden bezelye?
Hüseyin Akın: Bir merak duygusu oluştursun diye olmalı. Bu grafikerimizin marifeti. Bir resim herkesin bakışına göre ayrı bir şey söyler. Dolayısıyla kim ne anlıyorsa anladığı şey doğrudur. Kitabı eline alan şiirleri okumaya geçmeden önce kapağa takılıp kalıyor. Kapakta da bezelyeye odaklanıyor. Ondan bir anlam çıkarmaya çalışıyor. Yan tesir sanırım biraz da bu bezelye ile anlatılmak istenmiş.
Aslı Kamer Dinçkök: “Hüseyni Şiirler” ve ardından “Türkçe Hafif Şiir”le tanışıyoruz Yan Tesir’de. İki ayrı Hüseyin Akın ile karşılaşıyoruz. Bu kitaptaki iki ayrı Hüseyin Akın’ı karşılaştırır mısınız?
Hüseyin Akın: Evet, söylediğiniz şeyde haklı olabilirsiniz. İki farklı kişilikten ziyade iki değişik üslûp demek sanırım daha doğru olur. Yerine ve duygu yoğunluğuna göre şiirin sesini ayarladığımı söyleyebilirim. Uzun soluklu şiirlerimin yanı sıra kısa ya da kesik soluklu şiirlerimle karşılaşanlar bu şiirlerin iki farklı kişi tarafından yazıldığını zannedebilir. Bazen durgun bir deniz, bazen coşkulu bir ırmak; kimi zaman kesik kesik ağlayışları andırır nitelikte dizeler sadır olabiliyor. İki yerde de aynı ben varım. İnsan yerinde duran bir varlık değil. Med cezirleri, iniş çıkışları var. Hele bir de şiirsel bir iklim yaşıyorsa bu daha bir böyledir.
Aslı Kamer Dinçkök: 28 Şubat süreci dahil olmak üzere üzüntümüzün ve öfkemizin şiirlerini sizin kaleminizden okuduk yıllarca. Tarihçilerin atladığı noktaları şairlerin hatırladığını bize her daim gösterdiniz. Şimdi yeri geldi, Hüseyni bir şiirden söz edelim: “Sevgili babacığım ne çok şiir yazmadın / Uyanmasın acılar, düşler ürkmesin diye / Ben ki hayattan düştüm kime çektimse böyle / Gelmeseydim dünyaya o kadar kırılmazdım / Bu yüzden seviyorum her şeyi ölesiye.” “Yaşamak Ölesiye” şiirinin bir hikâyesinden bahseder misiniz?
Hüseyin Akın: Bu şiir yaşama hızlılığı içerisinde gözden kaçırıp fark etmediğimiz şeylere yıllar sonrası geçmiş zamanın hüzünlü aralığından bakış denemesidir. Birbirimizle yeterince konuşmadan ve görüşmeden yaşlanıp gidiyoruz. Her şeyin ucunda fanilik gerçeğimiz ve ölüm var. Babalarımız ontolojik sorunlarıyla baş başa kalma fırsatı bulamamış kuşaktır. Bize yer açmak için ne felsefeyle uğraştılar ne de şiir yazdılar. Bu benim canımı yakıyor. Onların şiirini de biz yazıyoruz bugün.
Aslı Kamer Dinçkök: Eskader tarafından Yan Tesir kitabınızla 2017 yılı en iyi şiir kitabı ödülünü aldınız. Geçen yılın şairi seçildiniz? Sizce bu ne ifade ediyor?
Hüseyin Akın: Üç maddede ifade edeyim: 1. Veren el alan elden hayırlıdır. 2. Bir şair için en güzel hediye söylemek istediklerini bir şiirle söyleyebilme ayrıcalığına sahip olabilmesidir. 3. Ben böyle şeylere alışık değilim.
Aslı Kamer Dinçkök: Konferans arkası bir söyleşinizde, bir yazar dostunuza “Şiire uzun zaman ara verirsen şiir küser, sakın ha şiiri küstürmeyesin” demiştiniz… Şiir nasıl küser?
Hüseyin Akın: Şiir yazdıkça yazılan bir şeydir. Koşarken yorulup oturmanız nasıl performansınızı düşürür, terinizin soğumasına sebep olursa şiir yazıp giderken ara vermek de aynı sonuçları doğurur. Şiir ilgi ister, kıskanır ve kendisine kayıtsız kalınması karşısında savunma sistemini devreye sokar. Bu savunma sistemi şairine kendini yazdırmamaktır. Evet, şiir de küser. Şairin buluşçu karakteri devre dışı kalır. Duyuşsal tecessüs kabiliyeti durağanlaşır, en önemlisi de imgesel dilden verili dile doğru şairini sürgün eder.
Aslı Kamer Dinçkök: Tespitçi Dükkanı’nında yer alan denemeler, makaleler Millî Gazete köşe yazılarınızdan oluşuyor. Tabir caizse şeytanın gör dediklerini her gözün de görmediklerini yazmışsınız. Bu makaleleri seçerken nelere dikkat ettiniz?
Hüseyin Akın: Şeytanın gör dediklerine pek kulak astığım söylenemez. Daha çok meleklerin “şuraya bak” deyip işaret ettiklerine dikkat kesildim. Makaleler öncelikle beni seçti desem abartmış sayılmam. Çünkü bu mevzular gelip beni bulup yakalayan konular oldu hep. Sahici gündemimiz olan konulara değinmeyi seçtim. Şiirimin artık malzemeleri diyebileceğim yazılardır bunlar aynı zamanda. Belli bütünlük oluşturan yazıları bir araya getirerek dosya oluşturmuşumdur genelde. Kitaplarımın genel olarak bir yoğunluğu olduğunu söyleyebilirim.
Aslı Kamer Dinçkök: Günümüzde kalemi eline alan birkaç bin lirası olan bir yerde yazılar yazıyor ve kitap çıkarıyor. Siz bunu edebiyat dünyamızın neresine oturtuyorsunuz, bir bereket midir bir garabet midir? Yani bir yazın kirliliği var mıdır?
Hüseyin Akın: Çok yazı yazılması, çok kitap basılması niteliğe dair bir olgu değil elbette. Daha çok teknik üretimle ilgili bir durum. Matbaalar basar, kompüterler hazırlar, klavyeler yazar, kesip kopyalayıp yapıştırır. Gerçek anlamda ürün vermek bunlardan çok daha başka bir şeydir. Yazınsal olanın sıradanlaşması gibi bir durum. Niceliğin niteliğe galebesi de diyebiliriz buna. Tamamen modern teknolojik aygıtların bahşettiği bir yeni bin yıl sürprizidir bu. Bereket diyemem elbette. Garabet mi? O da değil. “Gün gelecek herkes on beş dakikalığına meşhur olacak”la ilgili bir durum. Herkes birkaç günlüğüne ya da birkaç saatliğine yazar olmayı tadıyor galiba.
Aslı Kamer Dinçkök: Yeni çalışmalarınız arasında, deneme, öykü veya şiir hangisi öncelik sırasındadır?
Hüseyin Akın: Önce şiir, sonra deneme ve sonra da öykü diyebilirim. Bu tabi ki benim kendime çizdiğim yazı hattı. Her zaman bunun tahakkuk etmesi mümkün olmuyor. Şiir sadece sizin istemenizle her durumda yazılabilecek bir şey değil. Hikâye de biraz öyle. Ortaya çıkması gerekir hikâyenin ya da sizin o hikâyeyi gürültü ve görüntü kalabalığı içerisinde fark edip yazabilmeniz gerekir. Deneme bu anlamda insana daha bir rahatlık bahşediyor. Dolayısıyla bu sıralamayı takip edebilme imkânım pek olmuyor. Deneme, şiir, öykü sıralaması bana daha çok uyuyor. Önem sıralaması hangisi diye soruyorsanız şayet, şiir sadece şiir diyebilirim ancak.
Aslı Kamer Dinçkök: Eğitimci olan yazarların birçoğunda öğretmenlik mesleği ile alâkalı çalışmalara rastlayabiliyoruz. Sizin bu konuda planladığınız bir çalışmanız var mıdır?
Hüseyin Akın: Bende eğitimcilik hiçbir zaman yazmanın ve okumanın önüne geçmemiştir. Bahsettiğiniz örneklerle karıştırılmak istemem. Zaten hiçbir zaman da eğitimci yazar -artık ne demekse- olmadım. Evet, eğitime kafa yordum, eğitim üzerine yazılar ve kitaplar yazdım. Hâlâ da bu konuda yazmayı düşündüğüm şeyleri biriktiriyorum; lâkin bunu yalın anlamda tecessüs sahibi bir insan kişiliğimle yapmaya çalışıyorum. Çünkü hep öyle yaptım.
Aslı Kamer Dinçkök: Son olarak okur ve takipçileriniz için tavsiye edeceğiz süreli yayınlar nelerdir?
Hüseyin Akın: Okumamak kendini müstağni görmektir. Okumamak haddi aşmaktır. Okumamak cüret etmektir. Okumamak “kitapsız bir gelenek” oluşturma teşebbüsüdür. Okumamak düşünen kafalara karşı yapılan sessiz bir saldırıdır. Okusunlar derim. Yazmamak bir mukavemettir. Yazmadan durabiliyorlarsa bu hayatta kendilerini zorlayıp kasmasınlar. Fakat içlerinde yazmaya doğru giden bir mecra oluşmuşsa, uyuyan bir şiir, uyuyan bir hikâye varsa kendilerine haksızlık yapmasınlar ve yazsınlar derim. Zira yazmak yazgıyı dillendirmektir.