Eğitimde Sözün Bitmediği Yerdeyiz

Hüseyin Akın

Millî Gazete

18 Mart 2015

3 dk okuma

Geçtiğimiz Pazar günü 2 milyonu aşkın aday üniversite birinci basamak sınavına (YGS) girdi. Belki de onlarla beraber anne-babalar da sınava girmiş gibi oldular. Liselerin varlık nedeni gençleri üniversiteye hazırlamak olunca bu kadar telaş da normal kabul edilmeli artık. Çocuklar daha ilkokulu bitirir bitirmez bir üst okula üniversite sınavını dikkate alarak kayıt yaptırıyorlar. İyi insan olmak ve şahsiyet kazanmak bir okula kayıt yaptırma sebepleri arasında yer almıyor.

Hatta böyle bir şeyi seslendirmeye kalkarsanız fena halde tiye alınabilirsiniz. Siz boş yere onlardan metafizik tecessüs ve gerilim bekleyedurun, üniversite sınavı gençlerin en büyük gerilim unsuru olmaya devam ediyor. Özlemlerinin, kaygılarının, geleceklerinin hatta hayata bakışlarının temelinde bu sınav yer alıyor. Gençler için kültürlenmenin ve biçimlenmenin en verimli çağları bu hengâme içerisinde eriyip gidiyor ne yazık ki. Farkında mısınız bilmem ama okumayı sevmeyen bir kuşak yetişiyor.

Okula gidip okumayı sevmemek nasıl bir duygu durumunun neticesidir anlamak zor. Belki de vermek istediğimiz eğitimin neticesi bu. Para, kariyer ve itibarın dışında gençlere verilen eğitim başka ne vaat ediyor acaba Bu malzeme ile ancak bu evsafta ürün alabilirsiniz. Özü göz ardı edip kabuğu, sözü boş verip sesi yücelttiniz. Kelimeleri değil rakamları, mazrufu değil zarfı öncelediniz. Kem âlâttan kemâlat beklediniz. Ekmediğiniz şeyleri istediniz bu topraklardan.

Bu yarayı palyatif tedbir ve tedavilerle iyileştiremezsiniz. Milli heyecanlar, değerler eğitimi gibi gayretler eğitimin merkezinde yer almadığı sürece zevahiri kurtarmanın ötesine geçmeyecektir. O zevahir değil midir ki nasıl olsa kurtarılıyorum diye ikide bir olur olmaz şartlara esir düşen. Efendiler, şu üniversite kazanma uğruna birer ağır işçiye dönüşüp gözleri başka hiçbir şey göremez hale gelen beladan gençleri kurtarmadıkça ülkenin ne gençlik sorunu halledebilirsiniz ne eğitim ne de değerler sorununu.

Eğer bir konuda yediden yetmişe herkes söz söyleyip beylik laflar etmeye başlamışsa o konu ciddiyetini ve çözüm umudunu kaybetmiş, ortalığa düşmüş sayılır. Yani sanıldığının aksine eğitim konusunda sözün bittiği yerde değil, sözün bir türlü bitmediği yerdeyiz. Yapılması gereken açık ve bellidir. Şayet katkımız olacaksa birkaç madde ile sıralayalım. Bir; Ortaöğretimde köklü bir reform yapılmalı ders yükü en aza indirgenmeli ve gençlere hayatın anlam ve ahengini çözebilecek soluklanma imkânları tanınmalıdır.

İki; Öğretmenlerin öğretme motivasyonları artırılmalı. Bir memlekette ilmin ve öğrenmenin ne denli itibarı olduğunu öğretmenlere verilen değerden anlayabilirsiniz. Öğretmenliğin meziyetli bir meslek olduğuna inanılıyorsa bu zihinsel yeterlilikte ve özellikte kişiler öğretmen yapılmalıdır. Üç; Ortaöğretimde sayısal derslerin sosyal derslerin üzerini kapatacak yoğunlukta olması isabetli bir tercih değildir. Bu şekilde hep bir tarafı eksik bir kuşak yetiştirildiğinin farkında mıyız Dört; Öğretmenlerin okullarda kısır siyasi çekişmelerle birbirine düşüp eğitim barışını engelleyici tavır içerisine girmelerinin özünde yatan sebep entelektüel seviye eksikliğidir.

Bu entelektüel düzeysizlik farklı sendika ve dünya görüşlerindeki öğretmenlerin anlaşmazlıklarını pazarcı kavgasına dönüştürmektedir. Yani öğretmenler için de eğitim şarttır. Beş; Meslek liseleri yepyeni bir anlayışla yeniden yapılandırılmalı ve gençlerin çok uzun yollar yürümeden meslek sahibi olmaları sağlanmalıdır. İşin ve çalışmanın kişiliği geliştirici tarafı göz ardı edilmemelidir. Bu şekilde üniversite geleceğe yönelik tek seçenek olmaktan çıkacaktır.

Altı; Eğitimde yolunda gitmeyen şeyler konusunda eğitim öğretimin birinci derecedeki aktörleri olan öğretmenlerin görüşlerine başvurulmalıdır. Öğretmenin muhatap alınmadığı bir çözüm arayışı her zaman güdük kalacaktır. Yedi; Dershaneler kapatıldı; lakin dershaneleri doğuran şartlar hâlâ devam ediyor. Şayet gaye dershaneleri okullaştırıp okulları dershaneleştirmek değilse -ki bu felaket olur- ne yapılmak istendiği bir an önce netliğe kavuşmalı. Sekiz, Okul ve Milli Eğitim idareci ve müdürlüklerinin ehil, tecrübeli, uyumlu ve donanımlı kişilerden seçilmesi gerekir.

Çok istekli insanları idareci yapmak her zaman yerine uygun, yakışan, adil ve bu konuda dilsiz kişileri seçmek her zaman daha isabetli bir tercihtir. Dokuz; Başarı kelimesi yeniden tanımlanmalı ve eğitim-öğretim takviminin boşlukta kalan eğitim kısmı ayağa kaldırılmalıdır. On; Üniversite başarıları okul duvarlarına ya da panolara asılarak tebcil edilmemeli, bu yarışta geri kalan gençlerin psikolojileri bu abartı içersinde örselenmemelidir.

Kaynak: milligazete.com.tr →

2015 yazılarının tamamı

Bütün yazı arşivi