Ilımlı Kapitalizm Geliyor

Hüseyin Akın

Millî Gazete

17 Kasım 2015

3 dk okuma

Kapitalizm bir devrimle devrilmeyi ne göze alabilir ne de buna fırsat verir. Söylemini değiştirir, insan gücünden makineye geçer gibi vahşi kapitalizmden ehlileştirilmiş ve evcilleştirilmiş kapitalizme geçiş yapar. Halk yaşadığı hayat tarzını kimi zaman sosyalizm, kimi zaman İslami hayat tarzı zanneder. Sanki bir devrim rüyasıdır görülen. Türkiye nin en büyük holdinginin yönetim kurulu üyesi Ali Koç iyi bir zamanlamayla fırsatı değerlendirdi ve konuştu: Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir.

Ben en azından eşitsizliğin minimum seviyeye indirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerçek sorun kapitalizmdir. Cumhurbaşkanımızın G 20 çerçevesinde gerçekleştirilen İŞ 20 ve Emek 20 oturumlarında işverenlere hitabında söylediği: İşverenlere tavsiyem, daha az kazanın sözlerini de bu zamanlamaya dâhil etmek lazımdır. Dünya bir şeyin farkına varmıştır: Sosyal adaletsizlik. Ezilen ve sömürülen işçi ve emekçiler keyfine düşkün zümrelerin keyfini kaçıracak noktaya gelmişlerdir.

Ali Koç gibi sermaye sahipleri bu tehlikeyi fark etmekte gecikmemiş ve hemen yeni bir ağız geliştirmişlerdir: Ilımlı kapitalizm. Ilımlı İslam olur da ılımlı kapitalizm olmaz mı Egemen güçler sadece coğrafi sınırları çizmekle yetinmiyorlar, aynı zamanda zihnimizin kavram haritalarını da belirleyip sınırlarını çizmek için geceli gündüzlü çalışıyorlar. Ne Öğretilen Tarih, Ne Yaşatılan Bugün Ne de Öngörülen Yarın Fransa nın başkenti Paris te 130 u aşkın kişinin öldüğü 200 ü aşkın kişinin de yaralandığı eş zamanlı saldırılar adi bir terör vakası değildir.

Başta Ortadoğu olmak üzere bütün İslam dünyasını yeniden şekillendirmenin yapay gerekçeleri hazırlanmaya çalışılıyor. Irak böyle işgal edildi, Libya böyle sahipsiz bir ülke haline getirildi. Suriye de yapılmak istenen de bunlardan farklı değil. Sırada başkaları var. I. Dünya Savaşı nın bahanesi nasıl bir Sırp milliyetçisinin Saraybosna da Avusturya-Macaristan veliahdı ve eşinin öldürmesi olmuşsa, ayak sesleri duyulan düşük yoğunluklu 3. Dünya Savaşı nın gerekçesi de adi terör olayları olacağa benziyor.

El-Kaide, Daeş ve Boko Haram gibi kendilerini İslam a izafe eden örgütler bu adi terör hadiselerinin önceden hazırlanmış aktörlerinden bir kaçı. Ölenin de öldürenin de kullanıldığı bir mizansendir bu. Dikkatler bu örgütlerin yaptığı kanlı eylemlere çekilerek halı ayağımızın altından çekiliyor. Önce senaryo yazılıyor, sonra yazılan senaryo oynanıyor ve sonra da bu oyunun neticesi olarak gerekçe hazırlanıyor. Bugünkü kadar algı ve imajın bir savaş unsuru olarak kullanıldığı bir zamana şahit olmamıştı dünya.

Dünyanın dört bir yanında adlarını döktükleri kan ve estirdikleri terörle duyuran örgütler İslam-şiddet imajını yaymak için istenilenden çok daha fazlasını yapıyorlar. Ne yalan söyleyeyim, bana öğretilen tarihe de, yaşatılan bugüne de, öngörülen yarına da inanasım gelmiyor. Tüyaptan mı geliyon da kız sen kamuslu musun Tüyap Kitap Fuarı nın bitiminden bir gün önce Cumartesi günü oradaydık. Üst geçitten fuar yönüne karşıya geçebilmek için yarım saat uğraştık.

Kitaba yürüme değil kitaba hücum olabilirdi bu kalabalık. Sevinsek miydi acaba Yanımdaki arkadaş, ne olursa olsun dedi insanların bu kadar uzak bir mekâna kalabalığı yara yara ulaşmak istemeleri bile memleket için hayırlı bir gidiş diyerek tartışmayı bitirdi. Ümidimi korumakla birlikte ben o kadar iyimser değildim. Bir kere fuar hem uzak, hem gürültülü ve hem de insanı yoracak denli kalabalıktı. Kalabalığa bakarak avuçlarını ovuşturup oh ne güzel diyenler olabilir.

Ama bu üç şey bir araya gelince insanın zihnindeki kitap paramparça oluyor. Fuar kalabalığı her zaman seyirlik bir kalabalıktır; çünkü bir şeyin farklı çeşitlerini görme merakınızı burada doyurursunuz. Ayakkabı çekeceği fuarı da olsa bu böyledir. Başka türlü olsaydı şayet Türkiye de kitap okuma oranı yüzde 0,01 oranında kalmazdı.

Kaynak: milligazete.com.tr →

2015 yazılarının tamamı

Bütün yazı arşivi